Yüzlerindeki sonsuz tebessümle ölümü öldürenler

FATMA YAZICI TURAN

 

 

NE zaman gelse ani kabul

edilen; şiirlere, hikâyelere, aşklara, türkülere konu olan ölüm. Hakkında ağıtlar yakılan ölüm, yaşamın son perdesi, dünya hayatının son sahnesi.

ÖLÜM hayatın en büyük sürprizi. Kim olursa olsun muhakkak ölümle bir taaccüp bir şaşkınlık, bir yeis yaşar. Ölüm ahirete doğuş, yeni bir hayata gözleri açış; diriliş, her şeyi baki olan hayata ilk adımı atmaktır. Kaçışı olmayan, zamanını peygamberlerin dahi bilemediği, ansızın geliveren en büyük gerçeklik. Dünyalıklar için her şeyin sonu ama inananlar için yeni başlangıç yeni ufuklar, yepyeni bir hayat..

Ne zaman gelse ani kabul edilen; şiirlere, hikâyelere, aşklara, türkülere konu olan ölüm. Hakkında ağıtlar yakılan ölüm, yaşamın son perdesi, dünya hayatının son sahnesi. Kimine göre oyun ve eğlencenin bittiği an; kimine göre kurtuluş, ebedi saadet, sonsuz vuslat; kimine göre ateşin dağladığı bedenler; kimine göre cennetin kucakladığı aziz misafirler… Kimisi kaçacak yer arar ondan, kimisi vuslat için an kollar…

Her şeyi masumlaştıran, tüm kötülükleri unutturan ölüm. Hayatı anlamlı kılan, hayatı güzel yaşamak için en anlamlı sebep. Her yaşamın sonu, ebedi hayatınsa başı. Onu her güzelliğin ve çirkinliğin sonu gibi görenlerin yanı sıra, tüm eza ve cefaların sonu ama ebedi mutluluğun ilk adımı kimi için. Bir berzah aslında; geçiş hat-

tı, sırat köprüsü. Tamamen yaşama göre şekillenen bir berzah. Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz, öyle dirilirsiniz; nasıl bir yaşamınız olursa baki hayatınızda onun mükâfatı ve işareti olur der Aziz Kitabımız. Zira her yaşamın hikâyesi olduğu kadar her ölümün de bir hikâyesi vardır. İmrenilecek ölümler olduğu gibi ürküten ölüm sahneleri de vardır. Şu ayeti kerimenin ölüm anı için indiği rivayet edilir;

“Gerçekten Rabbimiz Allah’tır, deyip de sonra sebat gösterenler (ve salih amel işleyenler var ya) onların üzerine (ölüm anında) ; Korkmayın, mahzun olmayın, va’d olunduğunuz Cennetle müjdelenin, diye melekler inecektir.” (Fussilet, 41)

Hazreti Aişe validemizin rivayet ettiği hadis-i şeriflerinde ise Peygamberimiz (sav)herkese, ölümü zamanında gideceği yerin gösterileceğini, makamını görünce mü’minin Allah’a kavuşmayı sevip isteyeceğini; kâfirin ise bunu kerih göreceğini haber vermiştir. Peygamberimiz(sav)Kim Allah’a kavuşmayı isterse, (severse), Allah da ona kavuşmayı sever ve kim de Allah’a kavuşmayı çirkin görür (hoşlanmazsa), Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” buyurunca Hz. Aişe: “Ya Rasûlallah hepimiz de ölümü sevmeyiz.” dedi. Rasülullah : “O mana da değil. Bu, kişinin ölüm zamanıdır ki, mü’min (can verme anında) Allah’ın rahmeti, rızası ve Cenneti ile müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmayı arzu eder ve Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kâfir ise Allah’ın azabı ve gazabı ile müjdelendiği zaman, Allah’a kavuşmaktan ve Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”

Şahit olduğum birkaç sekerat halindeki yakınlarımda buna şahit olmuşluğum vardır; adeta yüz ifadelerinde, dünya ile irtibatı kesilmiş ve gideceği yere dair mütebessim bir hal vardı. Pek tabidir ki, bizler sevdiklerimizden ayrıldığımız o demlerde bu hali hayra yorarak, kendimizi teskin etme haline getirmiş de olabiliriz.

Rasulullah(sav)’ın kendisinden sonra hayatta kalan tek evladı, 25 yaşında ki kızı Hz. Fatıma, henüz ömrünün baharında iken babası hayata veda etmişti. Rasulullah Efendimiz son günlerini yaşıyor, ölüm döşeğinde, çağırıyor kızını yanına, “eğil bakalım kızım” diyor babası, bir şey söylüyor, ağlıyor Fatıma, sonra bir şey daha söylüyor buna da çok seviniyor. Bu manzarayı gören sahabeler bu olayı daha sonra Hz. Fatıma’ya sorduklarında Hz. Fatıma der ki: O gün babam bana ilk önce dedi ki bu hastalık beni götürür. Ben buna üzüldüm ve ağladım; ardından ikinci kez ‘kızım bana ilk kavuşacak sensin’ buyurdu, ben de buna çok sevindim ve güldüm.

Görüyor musunuz manzarayı; birisi gelip kulağımıza eğilerek yakında öleceksin diyecek biz de buna çok sevineceğiz değil mi? Ne mümkün efendim, dur bakalım ağzını hayra aç, daha yaşımız kaç diye cevap veririz sanırım. Aynı şey 25 yaşındaki Hz. Fatıma’ya söyleniyor ama o buna çok seviniyor. Cenneti öyle özlemiş ki, siz buna genç yaşta gitti ömrünün baharındaydı veya az yaşadı gibi şeyler söyleyemezsiniz. Eğer bir insan hayatını 25 yıla sığdırmışsa, Allah’ın razı olacağı hayatı 25 yıla doldurmuşsa azıcık diyemezsiniz. 70, 80 yıl yaşayan bizler, yaşadığımız hayatımızla Allah’ı ne kadar razı edebiliyoruz. 70 yıllık bir ömür içinde hiçbir şey yok ama 25 yıllık bir ömür içerisinde neler yok ki,

Allah’ın rızasıyla dolu bir hayat…

İnsanlar arasında mutlak eşitliği sağlayabilen yegâne gerçeklik ölümdür. Zira herkes ölecek ve kimse karşı koyamayacak. Bedenden ayrılan ruhun tekrar oraya iadesi, insan gücünün dışında olan bir şeydir. Yoksa bir zamanlar dünyayı titreten, dünyalara sığmayan, her türlü güç, kuvvet ve makam sahip olan insanlar ölüp toprak olmazlardı. Onlar da sıradan her insan gibi ölüm gerçeği karşısında boyun eğmezlerdi. “Öyle binalar ediniyorsunuz ki, sanki içinde ebedi kalacaksınız!”(Şuara,129)

Uzun emelli bir varlıktır insan; tüm yaşamı boyunca ölüme çare ya da ölümü erteleyebilme çabası içindedir. Her geçen gün yaşama daha çok bağlanır, kopamaz hale gelir. Hayalleri ve idealleri hep uzun yaşamaya yöneliktir. Herkesin öleceğini düşünür, kendisini sıraya koymaz. Ne kendisine ne de sevdiklerine yakıştıramaz ölümü.

İnsan ve ölüme dair söylenenler bu minvalde ol-

Bir de ölümü öldürenler var ki, onlar, tüm kutsal değerlerin üstünde aziz bir tercih üzereler. Endişeden uzak, basit hesaplardan dünyevilikten uzak… Gözü yükseklerde onların, dünya hayatı dar onlara, ebedi vuslat peşindedirler. Dünya karşılığında ukbayı satın alanlar, onlar tarih yazarlar, hem yaşamlarıyla hem de ölümleriyle.

sa da, bir de ölümü öldürenler var ki, onlar, tüm kutsal değerlerin üstünde aziz bir tercih üzereler. Endişeden uzak, basit hesaplardan dünyevilikten uzak… Gözü yükseklerde onların, dünya hayatı dar onlara, ebedi vuslat peşindedirler. Dünya karşılığında ukbayı satın alanlar, onlar tarih yazarlar, hem yaşamlarıyla hem de ölümleriyle. Yaşamlarıyla da ölümleriyle de övmüştür Cenab-ı Hak onları.

Halid b. Velid Bizans komutanına diyor ki: ‘Bugün sana öyle bir orduyla geldim ki sizin hayatı sevdiğiniz kadar bunlar ölümü seviyorlar.’ Onlar özgür yaşadılar. Ne nefislerine ne de dünyaya takıldılar. Tam aksine mallarını ve nefislerini cennet karşılığında Allah’a sattılar. Nefislerinin ve mallarının kölesi olmadılar. “Allah şüphesiz Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü’minlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kur’an’da söz verilmiş hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin. Bu büyük başarıdır.” (Tevbe,111)

Peygamberimize bir zat gelerek şöyle dedi: “Ya Rasulullah bana öyle bir amel göster ki onu işlediğim zaman Allah’ın rızasını kazandığım gibi insanlar tarafından da sevileyim.” Peygamberimiz şöyle cevap verir; “Dünyadan züht eder (ilgi duymaz) yüz çevirirsen, Allah seni sever, insanların elinde olandan yüz çevirdiğin takdir de insanlar tarafından sevilirsin.”

İşte “ölüm kıskanılır mı?”, sorusunun cevabı bu örnek hayat ve ölüm hikâyelerindedir. Bazen öyle bir ölüme şahit olursunuz ki, kıskanırsınız. Şehitlik makamını anlayan her akıl sahibinin şehitlik yarışına giren ehli-i tevhide hak vermemesi akılsızlıktır.

Şehit, Cenab-ı Hak tarafından o derece yüceltilmiştir ki, o ölüm korkusundan dahi emin kılınmıştır. Peygamberimiz (sav) buyuruyor: ‘Sizden biriniz iki parmak-

Öleceğinize ve her şeyi terk edip bir gün Allah’a döneceğinize kendinizi ciddi bir şekilde inandırın bakalım. Bir gün terk edip gideceğiniz şeylere takılıyor musunuz? İmam Gazali diyor ki, “Mezardakilerin pişman oldukları şeyler yüzünden dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyorlar.”

la çimdiklenmeden (ya da karıncanın ısırmasından) ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölürken ancak o kadar acı duyar.’1 Şehidin bedenine onlarca ok, mermi girse de ya da atılan bombalarla bedeni paramparça olsa da, cennete baka baka ve cennetin kokusunu ala ala, ruhsal zevkle öldüğü için hastanede doktorların kontrolü altında ölen hastalardan çok daha rahat ölür ve Rablerine kavuşurlar.

Peygamberimiz(sav)buyuruyor: ‘Cennete giren hiç kimse, yeryüzündeki her şey onun olsa bile tekrar dünyaya dönmek istemez. Sadece şehit, gördüğü ikramlar nedeni ile tekrar dünyaya dönmek ve on defa daha şehit olmak ister.’2

Öleceğinize ve her şeyi terk edip bir gün Allah’a döneceğinize kendinizi ciddi bir şekilde inandırın bakalım. Bir gün terk edip gideceğiniz şeylere takılıyor musunuz? İmam Gazali diyor ki, “Mezardakilerin pişman oldukları şeyler yüzünden dünyadakiler birbirlerini kırıp geçiriyorlar.” Ölüm öncesindeki kavgaların ölümden sonra pişmanlık getireceğini hissederek yaşayan insan hiç pişman olacağı şeyin kavgasını verir mi? Hırsla hayatın ve eşyaların, burada kalacak şeylerin ardına bir ömür boyu düşer mi? “Onlar geride nice şeyler bıraktılar; bahçeler, çeşmeler, ekinler, güzel makamlar ve zevki sefa sürecekleri nice nimetler. İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.” (Duhan,25-28)

“Bilin ki dünya hayatı bir oyun eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği ot ekincilerin hoşuna gider. Sonra kurur, onu sapsarı görürsün. Sonra çerçöp olur ahirette ise çetin bir azap, Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.” (Hadid,20)

Ölümü tefekkür ederek yaşamak, kişinin hayatta geçici olarak bulunduğu sonucunu doğurur. Böyle yaşayan insan da hesabını gideceği yere göre yapar. Hz. Ömer’in söylediği gibi, “Hesaba çekilme günü gelmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.” Aksi halde insan terki dünya edeceği ana kadar kalacakmış gibi yaşar ve tercihini ona göre yapar. “Ama siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz, oysa ahiret hayatı daha iyi ve daha kalıcıdır.” (Ala,16-17) Bazen İnsanoğlunun davranışlarını anlamak gerçekten zor. Mesela aşağı yukarı her insan bir eşya satın alırken önüne konulan iki maldan iyisi olsun, pahalı olsun diyerek kalıcısını tercih ettiği halde, Allah’ın önüne koyduğu iki hayattan geçicisini tercih ediyor ve kalıcısını bırakıyor. Yüce Rabbimiz bunu şöyle izah ediyor. “Hayır, siz acele geçiveren şu dünyayı çok seviyorsunuz da ahireti bırakıyorsunuz.” (Kıyamet,20-21) Sahi neden insan kendisine yar olmayan ve kendisini hayat yolunun bir kısmında terk eden şeylerin peşinde bir ömür hırsla koşar. “Cehennem, sırtını dönüp gideni ve mal toplayıp kasalayanı çağırır.” (Meariç,18) Necip Fazıl da şöyle der; Mezarda geçer akçe neyse onu biriktir.”

Mü’minin şiarı, bu dünyadan imanlı olarak ayrılmak olmalıdır. Kur’an’da Yakup peygamberin oğullarına şu tavsiyesi bildirilir. “Ey oğullarım! Allah sizin için İslam’ı beğenip seçti. O halde siz de ancak Müslüman olarak can verin”(Bakara,132) Başka bir ayeti kerimede ise bütün mü’minlere şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın, siz Müslüman olmaktan başka bir sıfatla ölmeyin”(ALİ-İMRAN/102) “Ey Rabbimiz artık bizim günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle beraber al”(Ali İmran,193) “Ey Rabbimiz! Üstümüze sabır yağdır, bizi Müslümanlar olarak öldür.”(A’raf,126)

Hz. Ömer bir adam tutar ve her işinde “Ya Ömer ölüm var” demesini ister. Aradan zaman geçer ve bir gün adamın işine son verir. Sorulduğunda der ki; Rabbim benim saçlarımı ağartmakla bana ölümü hatırlatıyor. Artık ona ihtiyacım kalmadı.”

Her gün ölmekteyiz, ölüm bir anda gelen bir gerçeklik değildir, gelişi anidir; lâkin insanın doğuşu itibariyle geri sayım başlamıştır. Önemli olan en güzel zaman da gelmesidir; en güzel zaman da, Rabbimizin bizden razı olduğu zamandır. Şehidin duası son duamız olsun; “Ya Rabbi bizden razı olduğun zaman canımızı al.”

1.  Tirmizi-Nesâi-İbni Mâce

2.  Buhari-Müslim-Tirmizi


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :