Yok oldu Halep insanlığımızla beraber

YASİR ERKUŞ

 

 

SSCB’NIN yıkılışı ve bağımsız Rusya’nın ortaya çıkışından sonraki süreçte Çeçenistan, Rusya toprak bütünlüğü açısından, üstesinden gelinmesi gereken en büyük zorluk haline gelmişti. Başkan Boris Yeltsin 1994 yılının sonlarına doğru Çeçenlerle savaşmak üzere 35 bin kişilik ordusunu bölgeye gönderdi. İki yıl süren sıcak savaşın ardından Rus güçleri yenilgiye uğradılar ve 1996 Eylül ayı itibarıyla geri çekildiler. Mayıs 1997’de taraflar arası bir barış anlaşması imzalandı. Rusya, Ekim 1999’da bu anlaşmayı ihlal ederek 100 bin kişilik bir askeri güçle yeniden saldırmaya başladı. Böylelikle 2. Çeçen-Rus Savaşı başlamış oldu. İlk saldırılarda ağzı yanan Rusya, belli ki yoğurdu üfleyerek yiyecekti. Bir bölgeye girmeden önce o bölgeyi haftalarca yoğun bombardımana tutuyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki kara gücüyle Çeçenleri yenilgiye uğratmak mümkün değil.

1999’un son günleri… Çeçenistan’ın başkenti Grozni’yi kuşatan Rus ordusu, havadan ve karadan bombalamaya başladı şehri. Haftalarca devam eden bombardımanda binlerce sivil hayatını kaybetti. Ve Grozni katliamı tarihe kara bir leke olarak geçti.

Strateji, başbakanlığa yeni getirilen ve kısa zaman sonra da Yeltsin’in istifasıyla birlikte devlet başkanı olan eski bir KGB ajanına aitti; yani Vladimir Putin’e.

Bugün Putin’in Suriye’de ne yapmaya çalıştığını anlamak ve oynayacağı taşı önceden tahmin edebilmek için Çeçenistan deneyimine bakmak gerekir. Bugüne kadarki hamlelerinden anlaşılıyor ki Putin stratejisini 2. Çeçen-Rus Savaşı’ndan devşiriyor.

Ve Grozni katliamından tam 17 yıl sonra Halep… Halep’teki sivil katliamının aktörleri Esed, Rusya ve Şii milisler hiç şüphesiz. Ancak fikir babası Grozni’den deneyimli olan Putin olsa gerek. Sivil-asker ayırt etmeksizin, savaş suçları mefhumuyla dalga geçercesine Doğu Halep’te kımıldayan her cismi ortadan kaldırmak için harekete geçtiler.

Halep’in neden düştüğü-

nü açıklayan birkaç unsurdan

bahsedilebilir: Rusya’nın hava saldırılarıyla hem muhalif güçleri hem de sivilleri hedef alması; İran’ın kara harekâtına destek olması; bununla beraber Halep’in ele geçirilmesinin psikolojik bir kazanım olacağının farkında olan Esed rejiminin tüm gücüyle taarruza geçmesi, muhalif güçlerin direnme kabiliyetini büyük oranda kırdı. Ayrıca muhaliflerin son dönemdeki bölünmüş yapısı da rejimin Halep’te hızla ilerlemesinde önemli rol oynamıştır. Rusya’nın, Trump başkanlık koltuğuna oturmadan muhalefeti Halep’ten çıkartma isteği de bir başka sebep. Trump’ın tahmin edilemez olduğunu düşünen Rusya, her ihtimale karşı Trump gelmeden Halep’i ele geçirme gayretine girdi. Ayrıca Halep’in ele geçirilmesi biraz da Rusya’nın Suriye’deki varlığını tahkim edecekti. Ve Trump geldiğinde de iş işten geçmiş olacaktı. İşte tüm bu sebepler bir araya gelince Putin’in Grozni taktiği devreye girmiş oldu.

Bundan sonraki aşamada Esed rejimi ve müttefiklerinin öncelikli hedeflerinden birisi İdlib olabilir. Hatta İdlib’e yapılacak saldırının Halep’ten çok

 

daha ağır olabileceği de dillendirilmektedir. Aynı zamanda İdlib’deki muhaliflerin El-Kaide gibi radikal gruplarla anılması, burada yapılacak operasyonlara -zaten görmezden gelen- uluslararası kamuoyunun tamamen göz yummasına sebep olabilir. Bu yöndeki kapsamlı bir operasyonun siviller açısından ciddi sonuçlarının olacağı ve can kayıplarının önemli boyutlara ulaşabileceği de dikkatlerden kaçırılmamalıdır.

İşin sahadaki boyutu bir yana, bu aşamada insanlığımız da sınıfta kaldı. Yok oldu Halep, insanlığımızla beraber… Geriye tüm dünyayı utanca boğan bir insanlık dramı kaldı. Bir annenin gözyaşı, öfkeli bakışlar, yetim çocuklar ve harabeye dönmüş bir şehir kaldı. Bizler sıcak evlerimizde içtiğimiz soğumuş çaydan bile şikâyetçi olurken yok oldu o koca şehir. Ve utanmayı öğrendik, üç gündür tek lokma yemeyen bir yetimden. Suriyeli babanın ölmüş çocuğuna “Korkma, Allah intikamımızı alacak!” deyişi zihinlerimizdeki yerini kaybetmeyecek bir ömür boyu.


Akşam haberlerinde “Vallahi dünyadaki her Müslümandan Allah katında hesap soracağız!” diyen amcayı seyrettik ibretle… Hâkim olamadık gözyaşlarımıza belki o an. Ama çok sürmedi kızgınlığımız bebek katillerine, hemen ardından başlayan spor haberleriyle esas gündemimize döndük. (!) Dikkatimizi çekmedi tahliye edilenler arasındaki on günlük Muhammed bebek, bilmem kaç milyon dolara transfer edilen bir futbolcu kadar. “Biz Beşşar’a ne yaptık ki? Vallahi hiçbir suçumuz yok. Ama o bizim evimizi yıktı.” diyen gözü yaşlı küçük çocuğa üzülmedik, küme düşen takımımıza üzüldüğümüz kadar. Minik yavrusu, en kıymetlisi gözlerinin önünde moloz yığınları altında kalan annenin “Ya Kahhar!” feryatlarını bastırdı holiganların tezahüratları.

Gündemimizde doların yük selmesi vardı, yetim kalan çocukların sayısı her saniye artarken Halep’te. Yeni çıkan diziyi konuşuyorduk bizler, yeni yeni savaş suçları işlerken Rus uçakları. Falan mağazadan yeni aldığı yemek takımını konuşurken annelerimiz, açlıktan ölen çocuğuna mezar kazıyordu Suriyeli anne.

Yalnızca Halep’in yok oluşunu izlemedik televizyonlarda, adına “evrensel değerler” denilen masalın sonunun geldiğini de seyrettik hep beraber. Ve yüzyılın insanlık trajedisi, uluslararası toplumun kararsız diplomatik oyunları eşliğinde devam ediyor. Dünya sessiz, medeni Batı (!) kör, birleşemeyen milletlerin güvenlikten aciz konseyi sağır… Yarım asra yakındır baskı ve zulümle sindirilmeye çalışılan, ardından özgürlük ve adalet talepleriyle ayağa kalkan ve bedelini hayatlarıyla ödeyen Suriye halkı ölüme terkedilmiş durumda. Hülasa, yok oldu Halep, insanlığımızla beraber…


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :