Vicdan Üzerine

Vicdan Üzerine

ADİL AKKOYUNLU

Arapça bir kelime olan vicdan; “VCD” kökünden; bulmak, rastlamak, tedarik etmek, meydana getirmek, bilmek, hissetmek, sevmek gibi manalara gelir.  

Vicdan; doğruyu bulmak için; kişinin, kendi davranışlarını sorgulaması, tartması, ölçüp biçmesidir.

Söz ve davranışlarımızın mihenk taşıdır vicdan.

Hakkı, batıldan; doğruyu, yanlıştan; iyiyi, kötüden; güzeli, çirkinden ayıran fıtratın sesidir. İnanca dayalı his ve duygudur.Sevgiyi, saygıyı, merhameti, insafı kuşanmaktır.

Vicdan; yaratılıştan (fıtrattan) kaynaklanan güzel ahlaktır. Ahlaki bilinçtir. Ahlak, güzel ahlak; yaratılış, fıtrat demektir zaten.

Vicdanlı olmak; aklın ve iradenin sağlıklı çalışması demektir. Vahyin ışığında doğru yolu aramak demektir. Kur’an’ı rehber edinmek, peygamberlerin izinde, sırat-ı müstakim üzere yürümek demektir.

Vicdan; inanırken, düşünürken, kulluk ederken, çalışırken, alışveriş yaparken, hatta eğlenirken ve zevk alırken bile; bütün fiillerinde Hakk’ın hoşnutluğunu gözetmektir. Şeytana kanmamaktır. Nefsin kötü arzularını temsil eden Züleyhalara sırtını dönüp kaçmaktır. Yasak ağaca yaklaşmamaktır. Gemiye sığınmaktır.

Haktan ve haklıdan yana olmaktır vicdan. İbrahim’in safında olduğu belli olsun diye -karınca misali- Nemrutların yaktığı ateşe su taşımaktır.

Putlara kulluk edenler, İbrahim (as)’ı, bulup getirdiler, sorgulamaya başladılar: “Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, (sen mi kırıp parçaladın putlarımızı) ey İbrahim?” dediler.[1]

İbrahim: “Bu işi, belli ki şu en irisi yapmıştır. Ama en iyisi; siz kendiniz onlara sorun. Tabi, eğer konuşabiliyorlarsa.” dedi.

Bir düşünce şimşeği çaktı beyinlerinde. Vicdanlarının sesine kulak verdiler. İbrahim’in ve ona inananların haklı olduğunu düşündüler. Mantıklıydı söylediği İbrahim’in. Akıllıcaydı. Kendilerini koruyamayacak, savunamayacak ve konuşamayacak kadar aciz olan putlardan ne bekliyorlardı! Ne diye kulluk ediyorlardı onlara! Utandılar ve kendi kendilerini suçladılar.

Vicdan bu işte!

“Ama çok geçmeden (Vicdanlarına kulak tıkayıp şeytana kulak verdiler.) yine eski kafalarına döndürüldüler: ‘Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar.’ (dediler).”[2]

İnsan, vicdanı yitirmeye görsün; bütün güzellikler, iyi duygular silinir; kötülükler, çirkinlikler, güzel görünür.

Vicdansızlık, dengenin, tartının, terazinin bozulma halidir. Aklın, sağlıklı çalışmamasıdır. Adaletsizliktir. İradenin, şeytana teslim edilişidir. Gidilen yanlış yolun, doğru yol sanılışıdır.

Görevi; insanların güven ve huzurunu temin etmek olan siyasetin, zulme dönüşme, sosyal hayatın alabora olma, ahlakın çökme sebebi vicdansızlıktan başka ne ile izah edilebilir!

Vicdan, hiçbir şeyle değiştirilmez. İnsanı, insan yapan gizemli duygudur.

Dünyalık bazı menfaatler için vicdanlarını satanlar; aslında dinlerini, şereflerini, onurlarını satıyorlar. Kişiliklerini, kimliklerini, kendilerini satıyorlar.

Allah’ı bırakıp da, yarattıklarına kulluk etmeyi sevmez vicdan. Haksızlığı sevmez, zulmü sevmez, zorbalığı sevmez. Yalanı, dolanı, sahtekârlığı, ikiyüzlülüğü sevmez. Ahlaksızlıktan, edepsizlikten hoşlanmaz.

Güzel ahlaklı, erdemli, kişilikli, onurlu, dürüst olmayı, helalı ve haramı gözetlemeyi öğütler hep. Günaha yaklaşınca insan, uçuruma yaklaşıyor gibi çırpınır, dövünür, avazı çıktığınca bağırır durur; alıkoymaya çalışır.  

“İyilik (birr), güzel ahlaktır. Günah da içini rahatsız eden ve başkasının muttali olmasından korktuğun şeydir.” buyuruyor kutlu Önderimiz (as).[3]

Günah işlerken, insanın içine çöken rahatsızlık ve sıkıntı; vicdanın sıkıntısı ve rahatsızlığıdır. Günah işlemeye razı olmuyor vicdan. Allah korkusuyla tedirgin oluyor, huzursuz oluyor, bunalıyor. Utanıyor insanlardan.

Vicdansızlıkta sınır tanımayan, insanları mutsuz görmekle mutlu olan merhametsiz zalimler; vicdanlarının üzerine katran dökmüş, kara vicdanlılardır. İnsanlığını yitirmiş olanlardır. Vicdanlarını yitirenlerin, bütün güzel duyguları yiter. 

Bilerek veya bilmeyerek, kendisinin ya da birilerinin maddi veya manevi zarar görmesine sebep olanların (kararmamışsa eğer vicdanları); yıllarca, (bazen kabre kadar) yakasını bırakmaz, beyinlerini karga gibi gagalar durur vicdan azapları.

Pişmanlık; şeytana kulak tıkamak;vicdanın sesine kulak vermemektir.

Tevbe; tekrar vicdanı itibara almak, ona yönelmek, vicdanın öğüdünü dinlemektir.

Allah’ın son elçisi: “Ben de bir gün gideceğim. Size iki önemli öğütçü bırakıyorum; daima size öğüt verirler. Biri susarak öğüt verir, diğeri konuşarak… Susarak öğüt veren; ölümdür. Konuşarak öğüt veren ise; Kur’an’dır.” buyuruyor.[4]

Ölümü ve ilahi muhakeme günü hesap vermeyi düşünerek; hayatımızın yol haritası, kullanma kılavuzu ve rehberi olan Kur’an bildirisini ilke edinmeyi öğütler vicdan.

Vicdan; hayat yolunda güvenilir bir arkadaş ve yol göstericidir.

Vahyin soluğudur vicdan.


[1] Bkz. Enbiya: 21/62

[2]Enbiya: 21/63 – 65

[3] Müslim, Birr 15, (2553); Tirmizi, Zühd 52, (2390)

[4] İmam Gazali, Kimya-yı Saadet (terc. A. Faruk Meyan): s. 167 

Yorumlar

Site Yorum 0
DISQUS: 0