Vicdan Salt Dini midir Yoksa Fıtri midir?

AZİZ DARICI

Akıl-İrade, niçin muhatap alındığımız sorusunun cevabıdır. Akıl yoksa sorumlulukta yoktur. Sorumluluğun olmadığı yerde hesap ve kitap derdi de yoktur.

Vicdan insan olmanın-kalmanın diğer adıdır. Kalbin, iyilik ve kötülüğün ayırımındaki kıstası olan “furkani” duygudur. Allah’ın insanın özüne yerleştirdiği, İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın ne olduğu üzerindeki içsel bilinçtir. O yüzen vicdan fıtridir ve insanın adının anılmaya değer bir varlık olmasından itibaren vardır. Felsefede “Tanrı’nın Sesi” olarak anlam bulan vicdan kavramsal boyutta:

Vicdan, kelimesinin aslı Arapçadır. Vecd, vicdan ve vücud, Arapça v-c-d fiilinin mastarlarıdır. Buna göre vecd, sevgi muhabbet, aşk, güçlü duygu anlamlarına gelmektedir. Vicdan; duyarlılık, his, niyet anlamlarında da kullanılmaktadır. Vücüd ise bulma, varlık, olma, mevcudiyet, hazır bulunma manalarına gelmektedir. (1)

Türkçe lügatlerde, vicdan ‚ kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç olarak geçmektedir. (2)

Din, felsefe ve psikoloji gibi birçok disiplin vicdan kavramını inceleme konusu yaparak onu anlamaya ve tanımlamaya çalışmıştır. Ortak nokta ise vicdanın var’lığı-yok’luğu üzerinden değil; dini, felsefi ve psikolojik farklı bakış açılarının vicdan kavramına yönelik yapılan tanımların ortak noktalarından hareketle vicdanın‚ ne‛liği-nasıl’lığı üzerinde tartışmalar yapılmıştır. Bununla beraber vicdanla ilgili iki görüş değer kazanmıştır. Birincisi vicdanın ilahi bir lütuf olarak kişide doğuştan var olduğu görüşüdür. İkincisi ise doğuştan olmayıp çevresel etkilerle meydana geldiği görüşüdür.

Biz vicdanın fıtri ve doğuştan olduğunu söyleyerek söze başlamıştık. Bunun sebebini kendi lisanımızla açıklamaya çalışalım. Vicdan salt dinî midir; yoksa fıtrî midir? Sorusu bize kaynaklık edecektir.

İnsanda var olan cevherlerin fıtri olduğu noktasında İslam âlimlerin çoğu mutabıktır. Buna dayanak olarak Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapar.”(3) hadisidir. İnsan doğuştan kendisine yararlı-faydalı “ilahi” tüm melekelere sahiptir. Bu melekeler insanın yaratıldığı andan itibaren, imtihan dünyasına başladığı zamandan beri kendisiyle vardır. Hayatta karşılaştığı sorunları aşmada, engelleri kaldırmada lazım olan yetenekler kendisinde mevcuttur.  Verilen akıl ve bilgi (vahiy) sayesinde hayatta yol almaktadır. Hayatta yol alırken yaptığı eylemlerin sonucuna katlanmaktadır. Kötü yaptığında huzursuzluk yaşamakta, iyi yaptığında huzur bulmaktadır. İnsanın bu imtihanında akıl-irade yola koydururken, vicdan yola anlam katmaktadır.

İmanın karar organı kalp, imani bilgiyi pratikleştirerek “vicdanın sesi”ni oluşturmaktadır. Akıl nasıl ki pratik olarak işlevselliğini düşünmek olarak ortaya koyuyorsa; kalpte düşünme faaliyetini iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın ne olduğu üzerinden ortaya çıkarmaktadır. Bu nokta da vicdan; “Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.”(4) ayetinde olduğu gibi kendi eylemlerini değerlendirmesinde bir “hâkim” rolünü görmektedir. Vicdanın insan ile yaşıt olmasının bir başka delili; “İnsanlara göklerde ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kuran’ın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?”(5) ayetinde geçen mesajdır. İbn-i Sina’nın el-Evvel’in (Tanrı’nın) ispatı-birliği üzerine delil getirdiği ve “Sıdıkların Burhanı” olarak sunduğu bu ayet,  vahiy ve risalet dışında iki ayetten bahsetmektedir.

Birinci ayet aklın işlevi olarak irade üzerinden düşünmeyi aktif kılmaktadır. İnsana, kendi dışındaki dışsal ayetleri görmesini ve doğru okumasını söylemektedir. İkinci ayette ise insanın içsel ayetlerini doğru okumasını istemektedir. Tasavvuftaki “kalp gözü” dedikleri, kalbin tefekkürüdür- muhakemesidir. Vicdan, bu muhakemenin mihenk taşıdır. Doğru çalıştığında insani değerler üretir. Yanlış çalıştığında insanı şeytanlaştırır.

Düşünmenin merkezi akıl, fikir üretir. Vahiy, insan aklını muhatap alır. İnsanın iradesini doğru kullanması ister. İrade, üretilen fikirlere değer biçme melekesidir. Pratik hayatta hikmet yolculuğuna tekabül etmektedir. Kalp ise duygu merkezidir. Hissiyat üretir. Vicdan, bu hislere değer biçme melekesidir. Pratik hayatta irfan yolculuğuna tekabül etmektedir.

Akıl ve kalp insanda nötrdür. Onları aktif kılan işlevselliğidir. Her ikisini anlamlı kılan hakikat bilgisine doğru yaklaşımları ve elde ettiği bilgiyi doğru kullanmalarıdır. Yani kendi öz cevherlerini doğru okumalarıdır.

Din bu noktada devreye girmektedir. Din nasihattir, hatırlatmadır sözü doğrudur. İnsanın kendi özünde olanı keşfetmesi için “Din (islam)” bir nimettir. Toprağın-tohumun varlıktaki anlamı ne ise din ile vicdanın varlıktaki anlamı aynıdır. Toprak tohuma anadır. Meyve, tohumdaki özün eseridir. Yani İslam topraktır, vicdan ise tohumdur. Meyve eylemlerimizin ihlasına-iyiliğe tekabül eder.  Geriye su kalmaktadır. Su ise vahiydir. Risalet burada vahyin rehberliğinde akıl-iradeyle birlikte doğru yaklaşımı-örnekliği temsil etmektedir.

İnsan varlık sahnesine çıktığı andan itibaren dinlidir. Allah kartındaki gerçek hayat yalnız İslam’ın sunduğu hayat nizamıdır. Çünkü Allah; “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata[İslam’a-Dine) sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(6)  buyurmaktadır. O yüzden vicdan hem salt dinîdir hem de fıtrîdir. Bu konuda bir kısım düşünür ise vicdanın kaynağının doğuştan olmadığını, çevre ve toplumun etkisiyle oluştuğu görüşünü savunur. Özellikle John Locke’un, tabularasa‛ (boş levha) tezi buna örnek olarak verilse de; bu vicdanın sonradan oluştuğuna değil, niyet ve eylemlerimizin sonucunda vicdanın işlevselliğini göstermektedir. İnsandan kaynaklanan iyi-kötü, doğru-yanlış yoksa vicdan pasiftir. İnsanın fıtri ve dini olan vicdanını nerede-nasıl kullandığı asıl meseledir.

Küfür ve kötülük her türlü insani melekeleri öldürme niyetidir. Nu’man b. Beşir’den rivayet edildiğine göre Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.”(7) buyurmaktadır.Vicdanın merkezi olan kalp, iyiliğe-doğruya meylettiğinde bolluğun, rahatlığın, zenginliğin ve iç huzurun kaynağı olmaktadır. Çünkü insan “vicdan”lıdır. Vicdanın merkezi olan kalp kötülüğe-yanlışa meylettiğinde fesadın-fitnenin-üzüntünün-kin ve nefretin kaynağı olmaktadır. İradenin seçimi, kalbin onayı ile insanın niyet ve eylemleri hayatta kendi rengini belli etmektedir. İyiliğin ve kötülüğün tezahürü bu şekilde meydana gelmektedir.

Günlük hayatımızda çoğu zaman vicdanlı, vicdansız, vicdan azabı gibi ifadeleri kullanırız. Hatta kadercilik anlayışın ve yanlış dini anlayışın ürünü olan “vicdansız dünya” kavramı çok kullanılmaktadır. İnsanoğlu vicdanını-aklını kendi niyet ve eylemlerinin gerisinde bıraktığından beri, insanoğlu yeryüzünde rahat yüzü bulamamıştır. Günahlarla örtülen vicdan, artık insanın özündeki cevheri ortaya çıkaracak bir etki yaratmamaktadır. İnsanın ilk günahındaki vicdani sızlama, kötülüğün alışkanlık haline gelmesi sonrasında normal bir eylem olarak telakki edilmektedir. Kötülük öz cevher olan vicdanı susturduğu için, kişiye yapılan hakikat çağrısı karşılık bulamamakta, hatta kişinin özel hayatına müdahil olma gibi bir fotoğrafı doğurmaktadır. Yani kişinin şahsında vicdan, vicdansız işlevi görmektedir. Dinin(İslam’ın) emrindeki vicdan ise sürekli öz vurgusu diri olduğundan, yapılan eylemlerin öz denetimi-öz kontrolü (vicdan muhasebesi) sürekli yapılmaktadır. Burada vicdanın iyilik ve kötülük ayrımını-muhasebesini nasıl yaptığı dair bir rivayette:

Peygamber Efendimiz hicretin dokuzuncu yılında, kabilesinden on kişilik bir heyetle gelip Müslüman olan Vâbisa bin Ma’bed el-Esedî’yi kalabalık içinde kendisine yaklaşmak istediğini görerek dâvet etmiş ve dizi dizine değecek kadar yakınına gelince de:“Bana iyiliğin ve kötülüğün (sevap ve günahın) ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurmuştu.

Vâbisa, “Evet” cevabını verince, elleriyle onun göğsüne dokunan Allah Resulü“Kendine danış ey Vâbisa! İyilik, gönlü huzura kavuşturan ve içi sinen şeydir. Kötülük ise, insanlar sana fetva verseler (onaylasalar) bile gönlü(nü) huzursuz eden ve içinde bir şüphe bırakan şeydir.” buyurdular. (8)

İnsan potansiyel-salt iyidir. Potansiyel kötülüğü sonradan yaptıkları ile kazanmaktadır. Vicdanın “Tanrı’nın sesi” , “iyiliğin sesi”, “merhametin sesi” gibi tanımlamalar; insanın kendisine gelen hakikat bilgisiyle (vahiy), kendi özündeki hakikat bilgisinin (fıtrat) aynı kaynaktan geldiğinin ifadesidir. Vicdanlı olmak salt soyutsal bir boyutu yoktur. Hayatta karşılığı ve ölçülebilir somutsal izler bırakmaktadır. Bu hakikat başka bir hadiste şöyle dile getirilmiştir: “İyilik, güzel ahlâktır. Kötülük ise, vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmesini istemediği şeydir.”(9) demektedir.

“Vicdanım rahat, vicdanım temiz”  sözlerinin anlamlılığı, yaptığınız şeylerden hayır doğmasıyla ilişkilendirilmelidir. Yapılan eylemden insanların zarar görmemesidir. İşlerinizden adalet, fikirlerinizden-sözlerinizden doğruluk, davranışlarınızdan ahlak ve dürüstlüğün zuhur etmesidir. Dahası içsel imani değerlerin, dışsal ahlaki değerleriyle ifade bulmasıdır. Allah’ın kainatı yönetme sanatı olan din (İslam), insanda ahlaki bir kişilik oluşturmak için insana rehberlik etmektedir. Bu ahlaki kişilik, kişide dinin tezahürü olarak okunur. Kısacası “Kişinin fikri ne ise zikri odur” misalinden hareketle, kişinin vicdanında olan neyse hayata öylece yansımaktadır.

Evrensel ortak vicdan var mı?  Sorusu önemlidir.

Tüm insanın mayası aynıdır. İnsanoğlu kendi özünden uzaklaşsa dahi insani ortak değerleri geleceğe taşımaktadır. Fıtrat-İlahi öğreti ve akıl (salt akıl) ortak olarak insana aynı değerleri öğütler. Bu günümüzde insanın evrensel ortak değerleri olarak ifadesini bulmaktadır. Hırsızlık-adam öldürmek- yalan söylemek vb. davranışlar her yerde aynı ortak dille reddedilmiştir. İnsan, Allah’ın yolundan uzaklaşsa da insan türünün sosyal-gelecek birlikteliği, huzur ve mutluluğu için ortak değerlerin korunması elzemdir. Bu noktada dinli-dinsiz, imanlı-imansız tanımlaması ahiret hesabı için çok önemli olsa da iyiliğin yeryüzündeki devamı için insanın ortak vicdan üzerinde durması-olması önemlidir.Yüreği iyilikle çarpan ama hakikat ile buluşmamış birçok insan yeryüzünün damarlarına iyilik taşımaktadır. Haksızlığa-ahlaksızlığa-zulme karşı ortak bir tavır takınılmaktadır. Bazı kavramlar, anlamlandırmalar farklı olsa da insanın ortak vicdanı diri tutmaya çalışılmaktadır. Filistin’de İsrail’e karşı insanlığın onurunu sergileyen Rachel Corrie, Amerika’da siyahlara karşı yapılan ırkçı zulme isyanını katan Malcolm X ile Mavi Marmara gemisinde bulunan tüm gönüllü aktivistler; insanlık onuru için aynı yerden hayata bakmaktadırlar. “Zulüm bizdense ben bizden değilim” (10) diye bilmişlerdir. Yoksa yeryüzü fesada uğrayacak, insan neslinin geleceği vicdansız zalimlerin elleriyle mahvolacaktır.

İnsanın bilgisinin hakikat bilgisiyle yol alması, eylemlerinin akıl-irade sonucunda ahlaka dayanması, ahlakın vicdanı ölçüyü esas alması, vicdanın ise merhameti gözetmesi gerekmektedir. Vicdanı olmayan insan-toplum zulme açık kapı bırakmaktadır. O kapıdan şeytan ve avenesi, kötülüğün kendisi, nefsin eksi eğilimi-tarafı rahatlıkla girmektedir.  İnsan zamanla hakikatten-iyilikten- özünden-kendisinden-vicdanından-insanlıktan uzaklaşmakta, insan olarak başladığı hayatta “meçhul” bir varlık olarak yol almaktadır. İyilikten kötülüğe doğru kaymaktadır. Sonunda varacağı yere geldiğinde aklını başına alması bir anlam ifade etmemektedir.

Vicdanlı olmanın acıma ve merhamet duygusu ile özdeşleşmesi tam dinin fonksiyonelliğine örnektir. Mustafa İslamoğlu’nun “Din, bir vicdan oluşturur.” sözü, dinin akla-imana-vicdana yönelik hedefini açıklamaktadır. Din insanı inşa sürecine sokarken; Allah’ın insan üzerinde görmesini istediği tüm güzellikleri açığa çıkarmaktadır. Meyvenin olgunlaşma sürecindeki gibi insanda olgunlaşarak içindeki güzellikleri hayatın kendisi ile paylaşmaktadır. İnsan aklının olgunlaşması-kemale ermesi, insandaki bilginin atması gibi insandaki vicdanında kendisi-ailesi-toplumu için merhamet ve sevgi üretmesi icap etmektedir. Sevgi ve merhamet ikliminde sadece insanlık değil tüm hayat huzur ve anlam bulur.

Bu durumdan doğa da nasibini almaktadır. İnsan sevgi-merhamet melekesini doğa üzerinde kullandığında, bitkisi-hayvanı, suyu-toprağı hepsi insandan razı olarak insana hizmet edecektir. Yeter ki doğayı kullanırken, niyet ve eylemlerinde ölçüyü kaçırmadan-taşırmadan vicdanlı hareket etmesini unutmasın. O zaman rüzgâr bile size doğru eserken selamı vermeden geçmeyecektir. Çorak toprağınıza yağmur yüklü bulutlar uğramadan, gözyaşını dökmeden diyarınızdan geçmeyecektir. Gökyüzünün kapıları meleklere her daim açık olur, sizden gelecek samimi duayı almadan gitmeyeceklerdir. Allah’ın rahmeti daim olur üzerinize, vicdan sahibiysek her daim gelir size-bize…

Ahlaklı olmanın derecesine göre insanın sevgi ve merhamet iklimi değişmektedir. Her ahlakın bir görünümü, insanın kendi vicdanında veya toplumun genel vicdanında bir karşılığı vardır. En güzel ahlak örneği ise “Çünkü sen, muhteşem bir ahlaka sahipsin” (11) ayetinin muhatabı olan Hz. Peygamberdir. O yüzden insanlık sevgi ve merhamet ikliminden beslenen sahabe, “Asr-ı Saadet” örnekliğini kurtuluş reçetesi olarak insanlığa sunmuştur. Muhteşem ahlak sahibi bir peygamberin vicdanına sığınan insanlar oradan gönül dolusu sevgi ve merhamet ile ayrılmışlardır. Hak-hukuk-adalet terazisinin nasıl çalıştığına şahit olmuşlardır.

Kötülüğün evrenselleştiği, insanlık vicdanının öldüğü zamanımızda, vicdanlara vurulan zincirler; yarınlarımızı karartmaktadır. Modernizm, sekülerizm insanlıkta vicdan bırakmamaktadır. Kapitalist ruh, insanın sinir uçlarını aldığı gibi insan vicdanı mekanikleştirmektedir. Vicdandan yoksun insan, dünyayı metalaştırmanın, hayatı yozlaştırmanın, ömrünü tüketmenin, hakikati çiğnemenin derdindedir. Maşerî vicdan saklı kalsa da; yeryüzünün-insanın salâhı-felâhı için iyiliğe dair bir şeyler söylenmesi, yarınlara “vicdan”larımızı taşıyacaktır. Vesselam

  1. (Mutçalı, S.(2014)Arapça-Türkçe Söz. İstanbul:Dağarcık)
  2. (TDK,2015)
  3. (Buhari, Tefsir(Rûm), 2)
  4. (İsra Suresi, 14)
  5. (Fussilet Suresi 53. Ayet)
  6. (Rûm Suresi 30. Ayet)
  7. (Buharî, İman, 39)
  8. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 227; Dârimî, Büyu’, 2; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, XXII, 148)
  9. (Müslim, Birr 15)
  10. RachelCorrie (Vicdanlı Amerikalı Aktivist)
  11. (Kalem Suresi 4. Ayet)

Yorumlar

Site Yorum 0
DISQUS: 0