Ümit ve korku hali üzere olmalıyız

Ramazan BOLUK


‘İNSAN ölümden neden korkar?’ sorusuna cevap vermeden önce, ölümün tanımını yapmak istiyorum. Sözlük anlamı, bir canlı varlığın hayati faaliyetinin sona ermesidir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için hayati faaliyetin bir daha gelmemek üzere sona ermesi demektir. Istılahi anlamda ise ölüm; ruhun bedeni terk etmesi olarak tanımlanmıştır. Peki ya ‘Hayat nedir?’ Hayat, harekettir. Bu da dört şekilde tezahür eder. Bunlar; 1. Taş, toprak ve gök cisimlerinde hayat, enerji seklinde tezahür eder. 2. Bitkilerde hayat, monoton ve basit şekildedir. 3. Komplike bir varlık olarak insanı diğer canlılardan ayıran asıl özellik onun bir ruha sahip olmasıdır. Ruh vasıtası ile akıl, şuur gibi üstün meziyetlere sahip olan insan; üstün yaratık (ahseni takvim) sıfatını kazanmıştır. Kâinatta her şey muntazam bir hareket içerisindedir. Her şeyi yaratan Allah Hay (Diri, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten) sıfatı ile tecelli edip her şeye hayat vererek, her şeyin bir biri ile irtibatını sağlamış ve bunlar da varlık durumuna gelmiştir. Bu kısa tanımdan sonra ‘insan ölümden neden korkar?’ sorusuna cevap bulmaya çalışalım. İki tip insan ile karşı karşıyayız. Önce tek dünyalı inanca sahip insanların ölümden neden korkar sorusuna cevap arayalım. Eğer insan hayatını tek bir dünya’ ya indirgemiş ise ölümden korkmasından daha doğal bir şey olamaz. Çünkü hayat; ona göre üzerinde yaşadığı, nefes aldığı, sevdikleri ile beraber vakit geçirdiği, bu yaşamı bitince, başka da bir yaşam alanı olmadığından bu insanın ölümden korkması gayet doğaldır. Kur-anı Kerim bu düşünceye sahip olanlardan bahsederek, onların ölüme bakışını bize şöyle aktarmaktadır. “Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir. Biz dirilecek değiliz dediler.” (En’am, 6) Bu anlamda başka ayetler de Kuran-ı Kerim’de mevcuttur. Ölümü bu şekilde anlayan birisi için dünyası bitince, her şeyi bitiyor. 
Bu dünya üzerindeki sevdikleri ve bunca nimeti bıraktığı için ölümden korkmaktadır. Müslümanların ölümden korkması ise; işlemiş oldukları salih amellerin onları cennete taşıma noktasında yeterli görmediklerindendir. Onun için Müslümanlar birbirlerine hayırlı uzun ömür dileklerinde bulunurlar. Müslümanların; hayata ve ölüme bakışları ise korku ve ümit arasındadır. Yani Allah’ın nimetlerine kavuşma ümidi ve Allah’ın cezasından da korkma hali… Dolayısı ile Müslüman olarak bu dünya hayatımız ahiret için hazırlık yapma yeridir. Müslüman olarak ölümden korkmamamız gerekiyor. Çünkü ölüm aynı zamanda Allah’a kavuşmaktır da. Ölüm bilinci yaşadığımız anın bilincine varmaktır. Geçmiş olan ömrümüzü değiştirme kuvvet ve kudretine sahip değiliz. Gelecek için ise onu da bilmemiz mümkün değildir. Kimin kaç yıl yaşayacağı meçhuldür. Geçmiş ömre şöyle bakabiliriz; Müslüman olarak yaşadığımız hayatı sürekli olarak kontrol etmemiz gerekiyor. Yani bir iç denetim(oto-kontrol) ile sürekli bir denetimden geçmemiz gerekmektedir. Değer eksenli bir bakış açısı ile hayata baktığımızda, dairesel bir bakış açısını gerekli kılmaktadır. Hak, adalet ve ahlaki değerler dünyasını oluşturan alanda sürekli bir geriye bakış, adeta bandı geriye sarıp ve nerede hata yaptığımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizi muhasebe etmemiz gerekiyor. Yaptığımız hataları düzeltme yoluna gitmemiz ve tövbe etmemiz gerekmektedir. Modern küresel anlayışın hâkim olduğu bir dünya
Ölümden dolayısıyla Ahiret inancından uzak yaşamın sonucu olarak, dünyevi arzu ve isteklerimiz sonsuzlaşmakta ve sahip olduğumuz hiçbir nimet bizi tatmin etmemektedir. Kazandıkça harcamak, harcadıkça kazanmak istiyoruz. 
HAYATIN ANLAMI: ÖLÜMDOSYA
10 SAYI: 153 OCAK 2017
da; insanların ihtiyaçları artmış bulunmaktadır. Toplum olarak bir tüketim çılgınlığı ile karşı karşıyayız. Toplumun ihtiyaç ve taleplerinde bir değişim söz konusudur, bu da toplumda daha çok çalışma, daha çok para kazanmayı beraberinde getiriyor. Toplumumuz için bu vahim durum karşısında ölüm ve ahiret gündemimizden çıkmış bulunmaktadır. Günümüz toplumu olarak, her gün ölüme ve ölümlere şahit olduğumuz halde ölümden bihaber yaşamaktayız, hatta daha da ileri giderek ölümü kendimize ve sevdiklerimize yakıştırmamakta ya da uygun görmemekteyiz. Hakikat ile karşılaştığımızda ise koca dünya bize dar gelmektedir. Ölümü ya da diğer bir deyişle Ahireti gündemimizden çıkarmak için kabirleri yaşam alanlarından uzak yerlere taşıyor, belirli günlerde 
ziyareti bir görev bilmekteyiz. Yaşamımızda Kur’an ve emirlerini prensip edinmek yerine kabir ziyaretlerinde okumayı, okutmayı bir görev ve ibadet bilmekteyiz. Bu da her gün ensemizde hissetmemiz gereken bir duygudan, olgudan ne kadar korktuğumuzu ya da kaçtığımızı göstermektedir. Ölümden dolayısıyla Ahiret inancından uzak yaşamın sonucu olarak, dünyevi arzu ve isteklerimiz sonsuzlaşmakta ve sahip olduğumuz hiçbir nimet bizi tatmin etmemektedir. Kazandıkça harcamak, harcadıkça kazanmak istiyoruz. Kazandığımızı ya da sahip olduğumuzu hiç kimse ile paylaşmak istemiyoruz. Ölümden çok korktuğumuz halde, hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya, yine hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya çalışmaktayız.

‘İNSAN ölümden neden korkar?’ sorusuna cevap vermeden önce, ölümün tanımını yapmak istiyorum. Sözlük anlamı, bir canlı varlığın hayati faaliyetinin sona ermesidir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için hayati faaliyetin bir daha gelmemek üzere sona ermesi demektir. Istılahi anlamda ise ölüm; ruhun bedeni terk etmesi olarak tanımlanmıştır. Peki ya ‘Hayat nedir?’ Hayat, harekettir. Bu da dört şekilde tezahür eder. Bunlar; 1. Taş, toprak ve gök cisimlerinde hayat, enerji seklinde tezahür eder. 2. Bitkilerde hayat, monoton ve basit şekildedir. 3. Komplike bir varlık olarak insanı diğer canlılardan ayıran asıl özellik onun bir ruha sahip olmasıdır. Ruh vasıtası ile akıl, şuur gibi üstün meziyetlere sahip olan insan; üstün yaratık (ahseni takvim) sıfatını kazanmıştır. Kâinatta her şey muntazam bir hareket içerisindedir. Her şeyi yaratan Allah Hay (Diri, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten) sıfatı ile tecelli edip her şeye hayat vererek, her şeyin bir biri ile irtibatını sağlamış ve bunlar da varlık durumuna gelmiştir. Bu kısa tanımdan sonra ‘insan ölümden neden korkar?’ sorusuna cevap bulmaya çalışalım. İki tip insan ile karşı karşıyayız. Önce tek dünyalı inanca sahip insanların ölümden neden korkar sorusuna cevap arayalım. Eğer insan hayatını tek bir dünya’ ya indirgemiş ise ölümden korkmasından daha doğal bir şey olamaz. Çünkü hayat; ona göre üzerinde yaşadığı, nefes aldığı, sevdikleri ile beraber vakit geçirdiği, bu yaşamı bitince, başka da bir yaşam alanı olmadığından bu insanın ölümden korkması gayet doğaldır. Kur-anı Kerim bu düşünceye sahip olanlardan bahsederek, onların ölüme bakışını bize şöyle aktarmaktadır. “Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir. Biz dirilecek değiliz dediler.” (En’am, 6) Bu anlamda başka ayetler de Kuran-ı Kerim’de mevcuttur. Ölümü bu şekilde anlayan birisi için dünyası bitince, her şeyi bitiyor. Bu dünya üzerindeki sevdikleri ve bunca nimeti bıraktığı için ölümden korkmaktadır. Müslümanların ölümden korkması ise; işlemiş oldukları salih amellerin onları cennete taşıma noktasında yeterli görmediklerindendir. Onun için Müslümanlar birbirlerine hayırlı uzun ömür dileklerinde bulunurlar. Müslümanların; hayata ve ölüme bakışları ise korku ve ümit arasındadır. Yani Allah’ın nimetlerine kavuşma ümidi ve Allah’ın cezasından da korkma hali… Dolayısı ile Müslüman olarak bu dünya hayatımız ahiret için hazırlık yapma yeridir. Müslüman olarak ölümden korkmamamız gerekiyor. Çünkü ölüm aynı zamanda Allah’a kavuşmaktır da. Ölüm bilinci yaşadığımız anın bilincine varmaktır. Geçmiş olan ömrümüzü değiştirme kuvvet ve kudretine sahip değiliz. Gelecek için ise onu da bilmemiz mümkün değildir. Kimin kaç yıl yaşayacağı meçhuldür. Geçmiş ömre şöyle bakabiliriz; Müslüman olarak yaşadığımız hayatı sürekli olarak kontrol etmemiz gerekiyor. Yani bir iç denetim(oto-kontrol) ile sürekli bir denetimden geçmemiz gerekmektedir. Değer eksenli bir bakış açısı ile hayata baktığımızda, dairesel bir bakış açısını gerekli kılmaktadır. Hak, adalet ve ahlaki değerler dünyasını oluşturan alanda sürekli bir geriye bakış, adeta bandı geriye sarıp ve nerede hata yaptığımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Kendimizi muhasebe etmemiz gerekiyor. Yaptığımız hataları düzeltme yoluna gitmemiz ve tövbe etmemiz gerekmektedir. Modern küresel anlayışın hâkim olduğu bir dünyaÖlümden dolayısıyla Ahiret inancından uzak yaşamın sonucu olarak, dünyevi arzu ve isteklerimiz sonsuzlaşmakta ve sahip olduğumuz hiçbir nimet bizi tatmin etmemektedir. Kazandıkça harcamak, harcadıkça kazanmak istiyoruz. HAYATIN ANLAMI: ÖLÜMDOSYA10 SAYI: 153 OCAK 2017da; insanların ihtiyaçları artmış bulunmaktadır. Toplum olarak bir tüketim çılgınlığı ile karşı karşıyayız. Toplumun ihtiyaç ve taleplerinde bir değişim söz konusudur, bu da toplumda daha çok çalışma, daha çok para kazanmayı beraberinde getiriyor. Toplumumuz için bu vahim durum karşısında ölüm ve ahiret gündemimizden çıkmış bulunmaktadır. Günümüz toplumu olarak, her gün ölüme ve ölümlere şahit olduğumuz halde ölümden bihaber yaşamaktayız, hatta daha da ileri giderek ölümü kendimize ve sevdiklerimize yakıştırmamakta ya da uygun görmemekteyiz. Hakikat ile karşılaştığımızda ise koca dünya bize dar gelmektedir. Ölümü ya da diğer bir deyişle Ahireti gündemimizden çıkarmak için kabirleri yaşam alanlarından uzak yerlere taşıyor, belirli günlerde ziyareti bir görev bilmekteyiz. Yaşamımızda Kur’an ve emirlerini prensip edinmek yerine kabir ziyaretlerinde okumayı, okutmayı bir görev ve ibadet bilmekteyiz. Bu da her gün ensemizde hissetmemiz gereken bir duygudan, olgudan ne kadar korktuğumuzu ya da kaçtığımızı göstermektedir. Ölümden dolayısıyla Ahiret inancından uzak yaşamın sonucu olarak, dünyevi arzu ve isteklerimiz sonsuzlaşmakta ve sahip olduğumuz hiçbir nimet bizi tatmin etmemektedir. Kazandıkça harcamak, harcadıkça kazanmak istiyoruz. Kazandığımızı ya da sahip olduğumuzu hiç kimse ile paylaşmak istemiyoruz. Ölümden çok korktuğumuz halde, hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya, yine hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya çalışmaktayız.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :