Tevhidi Tarih Çizgisi

İslamcıların tarih anlayışı...

 

İslamcılar için tarih; kahramanlar tarihidir. Tarihin bazı dönemlerinden kahramanlar belirlenir ve bütün tarihsel süreç onlar üzerinden inşa edilir. Buna göre; İslam tarihi, Hz. Muhammed ile başlayan tarihtir. Ardından dört halife ve Ömer bin Abdülaziz... Ve derken oradan Osmanlı... Abdülhamit ve Cumhuriyet... Bütün tarih bunlardan müteşekkildir. Oysaki İslam tarihi, insanlık tarihidir. Bütün medeniyetlerin tarihi bizimdir, bizimle ilişkilidir. Bütün dönemler birbirine sebep ve sonuç ile birbirine bağlanmıştır. Devletler, bölümler, çağlar, değişimler birbirine kopmaz bir şekilde bağlıdır.

 

Müslümanların geri kalma- yenilgi tarihi genelde siyasal ve askeri olarak son 200 yıllık dönem olarak belirleniyor. Devletlerin- sultanlıkların- oligarşilerin İslam adına hareket çabaları İslam ile özdeşleştirilerek tanımlanmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in tarihsel okuyuşu ise devletlerin- imparatorların tarihi veya dönemi değil kişi-toplum merkezli yapılır. Vahiy-vicdan-fıtratın insan ve toplum şahsında inkişaf ettiği anlar ve dönemler vardır.

Şu halde her dönemde vahyin ruhunu ve imkânını ortaya koymaya çalışan kişi- grup- cemaat- hareketler olagelmiştir. İslam'ın tarihini salt devletler- imparatorluklar- beylikler üzerinden kurmak sapmayı barındıran algı biçimlerinden birisidir.

 

Tarih hiçbir zaman tekrar etmez

 

Geçmişin tekrarını yaşamak isteyenler beyhude bir çabanın parçasıdırlar.

Tarihi yeni ve yeniden inşa etmek isteyenler, 
gerçek anlamda tarihin parçası olacaklardır.

 

Mana ve Madde…

Medeniyet sadece mana- ruh ile olmaz. Madde- araç da olmalıdır. Eğitim- tıp- ulaşım- silah- ev aletleri- sanayi gibi her alanda araç üretmeli, icat yapmalı ve patent almalıdır.

 

Din neye alet olur?

 

Dinin siyasete- ticarete- sinemaya vd. alet edilmesi noktasından hareketle yapılacak yaklaşımlar her daim eksik kalacaktır. Din zamanın- mekânın- insanın ve diğer varlık âleminin unsurları dışında kutsallardan oluşan tapınma ritüelleri değildir. Din yaşamın her unsura müdahil olan, ruh ve akıl veren süreçlerin toplamıdır. Sorun "laiklik" yorumuyla dinin anlaşılması değil, insanların çıkar- korku- sevgi ve cehaletleri nedeniyle kendileri ve toplumlarına zulmetmeleridir. Bunlardan hareket eden insan her şeyi, bir şeye alet eder- edecektir.

 

Kâbe Birliği…

 

İslam tarihinde farklı anlayışlar vardır. Bu anlayışları merkez edinerek tanımlamalar
bizi birliğe ve barışa götürmezler. Siyasi yapıların veya belli grupların anlayışlarını tümüne mal etmek bizi adil bir tutum içinde olmamızı engeller. Herkesin birbirini "sapık" olarak nitelendirerek, "katli vacip" konumuna indirgemesi İslami değildir. "Kâbe" merkezli düşünmeliyiz. Kâbe’de birlikte yaşadığımız insanlarla, her yerde yaşayabiliriz.

 

Hakikat Kaybı

 

Günümüz Müslüman aklı ne olursa olsun hemen her şeyde Kur'an ve Sünnet'te bu konu şöyle anlatılıyor diyerek, düşünmeden- akletmeden- yorumlamadan- zamana izdüşümünü bulmadan atfetmeleri-kaynaklandırmaları; akli tembelliğe- tutulmaya ve kalbi sapmaya uğratmaktadır.

Kur'an ve Sünnet deyip ardına kendi zihinsel kirliliklerini- çıkarlarını- korkularını doldurarak Allah adına yalan söylerler ve yalanlarına iman etmeye çağırırlar."Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitap’ tan olmadığı hâlde Kitap’tan sanasınız diye (okudukları) Kitap’tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve “Bu, Allah katındandır” derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler."(Al-i İmran,78)

 

Tevhidi Çizgi

 

Nuh, İbrahim, Konfüçyüs, Davud, Sokrates, Mani, Asiye, Musa, Zerdüşt, Meryem, İsa, Yusuf, Muhammed, Aişe, Ömer, Ali, Ebuzer, Ebu Hanife, Cemaleddin Afgani, Mehmet Akif, Hasan el- Benna, Seyyid Kutub, Geranimo, Martin Luther King, Gandi, Nelson Mandela, Said Nursi, Humeyni, Aliya, Rachel Corrie tarih içinde insan olarak sorumluluklarını yerine getirmek için bulundukları zamanda ibda-ihya- aşma ve inşa karakterini mecz ederek yeni bir dirilişin çığırını açmaya çalıştılar. İnsanlık yeryüzündeki var oluşuna devam ettiği için aynı çizgi mücadelesi devam etmektedir ve bu emaneti yüklenecek sorumlularını aramaktadır.

 

Batı ile İlişkilenme

 

Batı düşünce birikimi ve pratiği; okunmadan- bilinmeden- tartışılmadan- yararlanılmadan
ve aşılmadan İslam düşüncesi inşa edilemez. Batı düşüncesi- felsefesi İkbal- Şeriati- Aliya'nın yöntem ve mantığı üzerinden okunmadıkça hiçbir değer ve anlam ifade etmez. Diğer okuma yöntem ve mantıklarının kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Müslüman aydınlar; batı felsefesi- düşüncesi hakkında ansiklopedik bilgi taşıyıcılığı yapmayı düşünce zannediyorlar.

Bugün Müslümanların öncelikle hesaplaşmaları gereken şey Batı medeniyeti değildir.

Öncelikle; dini geleneklerine girmiş şirk anlayışları, siyasi- ekonomik- kültürel olarak İslam'ın anlık ve güncel yorumunu- pratiğini ortaya koyamamaları, din adamlarının sınıf oluşturmaları ve mabedlerinin tapınaklaşması, Kur'an-ı Kerim ve peygamber anlayışlarının taşlaşması, yeni lider kültleri oluşturup onlara tapmaya başlamalarıdır.

Kendisi ile hesaplaşmayan ve dönüştürmeyen ne batıya ne de doğuya cevap üretebilir. Örnekleyerek ancak cevap verilir.

 

Şarkı, pop, caz, rap, türkü...

Kur'an- İslam bu müzik türlerine karşı değildir. Aynı şekilde İslam müzik aletlerine de karşı değildir. Saz, gitar, davul vd. sunum tarzı ve sözleri tartışılabilir. Ama İslam, bu müzik türlerine topyekûn karşıdır, demek İslami bir düşünce değildir. Müzik, dil gibi Allah'ın ayetlerindendir.

 

Siyasi Tevbe

 

Siyasal tevbeler olmadan düzelme beklenemez. Bu ülkede öyle siyasal günahlar işlendi ki kimse henüz tevbe etmediği için günah devam ediyor.  Günah devam ettiği için zulüm, kaos, ölüm devam edecek.  Yeni Anayasa ve Yeni Türkiye, bu tevbenin kapısını aralayabilir...

 

Camiler, Kiliseye ne zaman benzemeye başlar?

 

İmamlar cemaatin sadece cenaze ve nikâh işlerine karıştıkları zaman...  Cemaat, camiye sadece namaz için gelmeye başladıkları zaman... Cemaat, sadece haftanın bir günü(Cuma) yarım saatliğine geldikleri zaman... Camiyi gençler terk ettikleri zaman... Hocalar cuma dışında ön safı bile dolduracak cemaat bulmamaya başladıkları zaman... Camide insanların ticaret, sosyal hayat, mahalle, borçlular, mahrumlar, hastalar, yolda kalmışların durumu konuşulmadığı zaman... Camide namaz dışında hiçbir şey yapılmadığı zaman... İmamlar insanların cenaze ve diğer taleplerinde para aldıkları zaman... İmamlar cemaate Kur'an'ı okuyup, anlatıp ve pratiğini yapmadıkları zaman... Camilerde sandalyede- taburelerde namaz kılınması ile birlikte camilerin kiliseye benzediği iddia ediliyor ve Diyanet başta olmak üzere birçok kişi-kurum bunun engellenmesi için yasaklamaya çalışıyor. Oysaki Camilerin Kiliseye benzemesi sandalye ile olmaz. Zaten camiler şu anda bu haliyle kiliseye benzemiş durumdadır.

 

Değişim varlık âleminin ortak kaderi...

 

Değişimin yönünü ilkeler ve pratikler belirler... Türkiye'de değişimin yönünü okumak için siyasetin- ekonominin- kültürün- toplumun; kendisine ölçü olarak aldığı ilkelere ve bunu yaşarken ortaya koyduğu pratikler bazı yönlerden olumlu gelirken, birçok yönden olumsuzluk gösteriyor. İdeal olduğu düşünülen sistem bile her an kurulmaya ve yıkılmaya hazırdır. Onun için değişim iradesini her daim korumamız gerekiyor.

Değişim... Yeniden Değişim... Daima Değişim...


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :