SUSUN DİYOR KUDÜS SLOGAN ATMAYIN!

İlk kıble!

Yönelişin ilk göz ağrısı. Bilincin ayaklanışı. Gaybolan ufkun sökülüp gelişi.

 

Doğruluğun ve dürüstlüğün başını kaldırıp baktığında gördüğü: Kudüs!

İnsanın Allah ile yüzleştiği…

Öz sancının ilk elden yaşandığı mekân.

Daha doğru’dan önce doğru’nun varlık alanı: Kudüs!

Hakikatin güncellemesi ile evvelce yaşanmış doğrunun kendi zaman ve mekânındaki doğruluğuna saygı: Kudüs.

Şayet daha doğru varsa vazgeçmenin, hakikatin kendini yenilemesiyle yenilenmenin, tekamülün sembolü.

Değerlerin, yönelişin tek bir mekânla sınırlı olmayacağının, hak için değişmenin, dön/üşmenin, daima en doğruya dönmenin, tavafın mekân aidiyetinden çok özgür be özgür bir bağlılık olduğunu öğreten Kudüs.

 

Aksa/Uzak Mescid; uzaklığın ne büyük bir yakınlık olduğunu gösteren, mesafeye gününü gösteren bir aşkın öğretmeniKudüs.

 

….

Bu güne kadar hakkında çok konuştuk.

Çok ağladık. Sızladık.

En çok slogan attığımız mevzularımızdan biri oldu... Topyekun keder, topyekun öfke olduğumuz…

 

Bunca bağırıp çağırmaya, bunca konuşmaya, yazmaya ve ağlaşmaya rağmen “Neden bir şeyler değişmiyor?” sorusu, sloganı sorgulamaya götürdü.

 

 

EN BAŞINDA… Varlık meydanında, her varlığın kendi gönlü ve gönlünün ucu; kendi dilince sloganları var. Sahih zikir cümleleri, bir bakıma, Allah’ın teklif ettiği, O’nunla dildaş olmayı sağlayan sloganlardır. Müminler bir cümleyi topluca veya ayrı ayrı seslendirmeden önce Allah’a bakarlar. Peygamberlerin dudaklarındadır göz kapakları… Kitab’ından bellenen cümleler içtenlikle ve bilinçle veya duyarsızca ve otomatik olarak tekrarlar durulur. 

 

Mesela namaz, aslında yeryüzüne, yerel mekânlarımıza yayılmamıza rağmen, ya küme küme, ya da herkesin yerinde sağ olsa da aynı zamanda toplu olarak yapageldiği eylemlerden biridir. Namazlarda, aynı veya birbirine yakın zamanlarda aynı sloganlarla O’nun huzurunda/huzur veren yanında, yakınında toplanırız. Günü beşe bölen ve zamana hakimiyeti sağlayan bu eylemin içinde hayatı belinden kavrayan ve gözünün yaşına bakmadan tutup kaldıran sloganlar vardır. İlk akla gelen; içlerinden biri olan Allahu ekber; ilahi değerlerin en büyük tutulası değerler olduğu bilincini yüceltirken, insanlara ilahlık taslayan çakma büyüklenmelerin hepsini yerle bir etmeyi hedefler. 

HAYATA ÇIKTIĞIMIZDA İSE; derinden bir kederle sarsıldığımız veya tam tersi büyük sevinçlerle coştuğumuz olaylar nedeniyle bir araya gelmek, yekvücut olmak isteriz. Yaşanan duygusal yoğunluk tek bir kalbe fazla gelir ve onu kaldırabilmek için kalplerimizi birbirimize eklemek isteriz. Akıl akıla verelim isteriz. Gözlerimizi birbirine çakarak aynı anda aynı hisleri yaşadığımızı hissetmek isteriz. Birlik içinde kuşatmak, mevzumuzu… Yumruğumuza sarar havaya kaldırırız kalbimizi. Bütün varlığımızla sıkı sıkıya yukarı doğru sallanan o yumruktayızdır artık.

 

Ve tek bir dildeyizdir. Tek bir ses. Tek bir sözde: SLOGANDA…

Bir anlam vardır; hep birlikte kabullenilen. Sesler birleşir ve anlam yüksek sesle gök kubbeye doldurulur.

 

EĞER; Meydanda bir başına kaldığınızda o cümleyi dönüp size bağırıyorsa kalbiniz, tamamdır. Şimdi artık eve barka, sokağa doğru “ikilemek” ve  o sloganı usulca; hal dilinden bağırmak lazımdır. Yaşaya öle…Ölünceye kadar ya şa mak. Ya ya ya şa şa şa der gibi. Fakat demeden.

 

Sloganın ilk meydanı aslında kalbimizdir. Kalp evimiz. İçimizin sloganlarını her şeyden önce orada atarız. Yankılar toplanır gelir ve anlam kaderin ezberine alınır. Daha sonra o anlamın türevlerini özel yaşamımızın orta yerinde, evlerimizde atar dururuz. Bütün meydandaki cümleler ve anlamları  eşleşiyorsa ne âlâ. Eşleşmiyorsa ikisinden birinde, üçünden birinde, birinden birinde yalancıyız. Yalancının tekiyiz. Yalancının çoku…

 

Asıl eylem meydanı; kendi hayatımızdan başka bir yer değildir. Benliğimiz, evimiz barkımız, sokağımız, caddemiz. Şehrimiz o cümleye boyanıyorsa ne âlâ. Ona hayatımızın özel meydanlarında, tek başınayken de sahip çıkıyorsak; gereği neyse uğrunda terliyorsak, duş alıyorsak ve uzanıyorsak yorgun argın onun yüzünden…O bizim özleştiğimiz zikrimizdir. Özgün virdimiz.

 

Bir slogan, evvelinde çilesi, emeği çekilmiş, yaşanmış ve tırmanılmakta olan bir fikrin o an duraksanan, zirvesindeki son cümle ise; yalan değildir.

 

 

Tevhidin ilk memleketlerinden. Büyük miras. Musa’ dan sonra gelen değerli elçilerin de memleketi. Bir zaman özgürlüğü pahalı bulup köleliğe saklanan eblehliğin: “Sen ve Rabbin gidin savaşın!” diyerek kıydığı o topraklar, bir zaman sahip çıkmaya değer bulunmayan o topraklar için de sloganlar atıyoruz.

Fakat attıklarımızı tutma: yaşamın içinde hakikate erdirme zamanı. Yoksa daha çok slogan atmaya devam ederiz. Yumruklarımız bile inanmaz artık bize. Ve döner kendi suratımıza…

 

KUDÜS’E BAK!

Davud’un güzel sesini içen göğü var.

Süleyman’ın atlarını uçuran toprakları var.

Kudüs’ün alnı; mührün kendisi.

Talut’un hükmü var.

Zekeriya ve Yahya’nın ala boyadığı gülleri var.

Dikeni de var Kudüs’ün.

 

İsra bilinci ile yürü git!

Kurulu gökmerdiveni/miraç ile çık!

İnsanlığa yüksel.

ARTIK…


  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :