Spor ‘Eğitim’ ile Ortaklığa Girdiğinde…

Sporu genelleyerek tek hükümle değerlendirmek mümkün değildir. Zira amatör, profesyonel ayrımı önemli bir mahiyete haizdir. Diğer yandan takım sporları, bireysel sporlar yönünden de farklı bir değerlendirme yapma durumu ortaya çıkmaktadır. Su, kara, havada yapılan spor ayrımı da dikkate alındığında her anlamda spor konusunun genellemeye müsait olmadığını söylemek mümkün.

Kökü tarihte saklı olmakla birlikte, evirilerek gelen, yeni şartlara uyarlanan spor dallarında dönemlere göre ilgi oranının değiştiğini de gözlemleyebiliriz. Sporun kişisel düzeyde, sağlıkla ele alınması, öteden beri faydalı telakki edilmiş, biyolojik ihtiyaç olarak değerlendirilmiştir.

Modern kent atmosferinde, farklı meslekleri icra ederken vücudun aldığı pozisyon gereği spora ihtiyaç duyulması yanında, beslenme biçimleri, ihtiyaç duyulan kalori düzeyleri gittikçe bilimin konusu haline gelmekte.

Sporu yarışmacı tarafı ile ele aldığımızda, daha iddialı bir yapıyla karşılaşırız. Geçmişten günümüze yarışmacı sporlar, içerde ve dışarıda toplumsal ilişkilerde önemli fonksiyonlar üstlenmiştir. Uluslararası ilişkilerde kimi zaman barış misyonu ile rol alan sporun işlevi farklı bir öneme dönüşür.

Müslüman olarak baktığımızda,  kimi sporların yapılış amacı gereği, kiminin de zorunlu kıyafetler üzerinden bize hitap etmediğini görmekteyiz. Spordaki yarışın geldiği aşamada, sağlığa faydası düşünülürken, kimi sporların, zararından söz edilir hale geldiğini görmekteyiz. Jimnastik sporu gibi sporlarda normalin ötesinde vücut hareketlerine ihtiyaç duyulması sağlığı olumsuz anlamda etkilemektedir. Vücut geliştirme ve benzer sporlarda kullanılan hormon dengesini bozan ilaçların fıtratı da tahrip ettiği açıktır.

Her sporu kendi alanı içinde değerlendirirken, dikkat edilecek konulardan biri, fıtratın bozulmaması ve elde edilen katkının olumlu olarak ortaya çıkmasıdır.

Buradan, popüler sporlar ve marjinal sporlar ayrımı ile farklı bir değerlendirme de yapılabilir. Hatta spor olmayan sporlardan da bahsedilebilir, konu tartışmaya açılabilir.

Ancak konuyu, modern dönemin farklı çıkmazlarıyla birlikte almanın daha isabetli olacağını düşünüyorum.

Bir alan olarak, dünyada ve ülkemizde en çok ilgi duyulan spor olarak futbolu ele aldığımızda, meşruiyetten başlayan pek çok sorun ve farklı görüşün ortaya çıkacağı malum. Futbolu ülke, bölge ve dünya yapılanmasıyla düşündüğümüzde spor kısmının küçülüp devasa sektör olarak karşımıza çıktığını görürüz. Reklam, giyim, medya, kumar, tüketim bileşenleriyle ortaya çıkan bu heyula, kitleler üzerinde büyük etkiye sahip. Taraftar, bir dinin mensubundan daha bağlılık gösteriyor ve bu yolda maddi, manevi fedakârlıktan geri durmuyor. Bu fedakârlıklar sağlığı hiçe sayacak merhaleye kadar yükseldiği de gözlemleniyor.

Tanımladığımız yapı içinde olumsuz, gayri meşru unsurları daha fazla olan bu alandan tamamen çekilmek mi gerekir?..

Modern dönemin bir başka problemi olan dijital bağımlılığı ele aldığımızda çocuğunuza hangisini yasaklarsınız? “İkisini de yasaklarız” diyenler çocuğun elinden çocukluğunu, gençliğini almış olur. Sevinci sönmüş bir çocuk, iradesi ezik bir gence dönecektir ve kendine dahi faydası olamayacaktır.

Konuyu biraz daha derinleştirelim. Çocuğumuzun sokakta top oynaması ile ekran karşısında bulunması hangi kazanımları ve/ veya nakısaları oluşturuyor?

Soruyu bana geri verirseniz, tek boyutlu günümüz çocuğunun internet cambazlığını marifet veya gelişme olarak değerlendirmenin yanlış olduğunu söylerim. Sokakta arkadaşlarıyla oyun kuran, top oynayan çocuk aslında, farkında olmadan, hayata hazırlık yapıyor.

Çocukların adam paylaşımı yaparak takım oluşturmaları izlemeye değer bir durumdur. İş kurmaya denk duyguların yaşandığı, empatinin devrede olduğu tarafını güçlü kılma arzusu, hayatın yarışı içinde her vasat ve meslekte yaşanmaktadır. Oyun içinde yaşanan gelişmeler de hayatın özeti gibidir. Paylaşma, rekabet, kendi gücünü görme; kaybetme, kazanma; kolektif hareket edebilme, takım içinde risk alabilme ve benzeri duygular, hayatı oluşturan bileşke duygulardır. Futbol, basketbol, voleybol, hentbol gibi takım sporları, benzer duyguları yaşamaya elverişlidir. Burada önemli olan, değer eğitimini dert edinmiş bir antrenörün bulunmasıdır.

Arkadaş, çocuk gelişiminde yadsınamaz bir öneme sahiptir. Arkadaş, çocuk için bir aynadır. Kendini arkadaşıyla kıyaslayan çocuk, noksanlarını görür, kendini savunma becerisi elde eder.

Ekran karşısında gerçeklikten kopan çocuğun yerinden kalkması, farklı bir dünyadan gelmesi anlamına gelir. Zihni gerçekle bağdaşmayan, bilgisayarın mantığına ayarlı hale gelmiştir ve bir başkasıyla ilişki kurmada, oyun oynamada büyük zorluk çeker. Ekran bağımlılığı yüzünden çocuklarını psikologlara götüren ebeveynlerin oranı gittikçe artıyor. Öte yandan anneler üstü kirlenir, yere düşer ayağı kanar diye çocuğu top oynamaya göndermeyerek doğru yaptıklarını düşünüyorlar. Oysa ekran bağımlılığına karşı en etkili tedavi spordur. Çocuk spordan zevk aldığında ancak, ekranı makul kullanım seviyesine indirir. Bir alışkanlığın sunduğu zevk ancak, ona muadil veya daha fazla zevk veren etkinlikle dengelenebilir.

Futbol oynamak, futbolcu olmak demek değil, olağanüstü yetenek varsa zaten sonuç kendiliğinden gelir. Anlaşılmaz bir şekilde çocuğu için futbolu çıkış yolu gören, futbolcu olması için gayret sarf eden anne ve babaların durumu da başka bir yanlışı gösteriyor.

Mesele, takım sporları üzerinden, sporu eğitimin yardımcı unsuru haline getirmek. Ahlak, sabır, paylaşmak, cesaret, üzüntü ve sevinç gibi kavramları doğru yönlendirmelerle yaşamak ve hayata hazırlık sürecini doğru yaşamak…

Örneğimizi futboldan aldığımızdan takım sporlarına dair görüşlerimizi ortaya koymaya çalıştık. Kişisel sporların kendi içinde ortak yanları ve bir o kadar farkları mevcuttur. Bu sporlarda paylaşım az olabilir, ancak kendine güvenin, beceri gelişiminin daha hızlı oluştuğunu söylemeliyiz.

Sonuç olarak çocuğumuzu mizacına uygun, yozlaşmamış ve yozlaştırmayan takım veya kişisel spora kontrollü olarak göndermek, beceri ve duygu gelişimi açısından önemlidir. Ayrıca bütün eğitimcilerin sporu iletişim, değer aktarımı aracı olarak değerlendirmeleri, davranış üzerinden erdem oluşturmanın  kolaylığını görmeleri gerekir.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :