Spor Din İlişkisi

"Spor; taatten, kürret'ül - qadem'e" (*)

 

Yukarıda parantez içerisine aldığımız "Spor; taatten, kurret'ül - kademe..." cümlesinden hareketle olaya baktığımızda, günümüzde, kültür olgusu üzerinden birçok farklı tarafa sahip olmasının yanında, sporun 'bazı' dalları ile birlikte, futbolun neredeyse bir din, mezhep, ideoloji ve bunların toplamı hükmünde bir yaşam biçimi olduğu söylenebilir.

 

Tabii ki spor sadece futboldan ibaret değildir, ama günümüzde çeşitli saiklerle ön planda bulunan ve o şekilde değerlendirilen futbolun da, tarihini, her ne kadar modern döneme sabitlesek de, eski bir uğraşı olduğu görülecektir.

 

Antik çağlarda, sportif faaliyetlerin tamamına yakınının bir dinsel ayin ve ayinin ayrılmaz bir parçası olduğu düşünüldüğünde, sporun bir nevi 'manevi kirlerden arınma’ olduğu da önem kazanacaktır.

 

O zaman, şu mu bundan, ya da bu mu şundan sadır olmuştur, türü sorulara cevap verme gereği hasıl olacaktır.

 

Elhasıl, şimdilerde spor olarak karşımıza çıkan ve dini ritüellerin bir toplamı olan form, kendi içerdiği ritüelleri açısından, ya semavi olup sonradan bozulan, ya da başlangıcı açısından tevhid dışı tapınma yığınlarının çeşitli hareketleri içeren dinselliğinden sadır olmuştur denilebilir…

 

Bir de sporla birlikte savaş oyunlarının da, dinsel ayinin esaslı bir parçası olduğu gerçeği de karşımıza çıkacaktır.

 

O halde spor nedir?

 

Spor; "tek ve toplu olarak yapılan beden eğitimi yanında, yarışma yönü de olan oyun ve hareketlerin tamamı' ile 'jimnastik ve idman" olarak tanımlanabilir. (1)

 

Yine yukarıda yapılan tanıma bakarak "sporu ya da idman, önceden belirlenmiş kurallara göre, bireysel veya takım halinde yapılan rekabet amaçlı yarışma ve kişisel eğlence veya mükemmelliğe ulaşmak için yapılan fiziksel aktiviteler." (2) kabilinden değerlendirilebilir.

 

Spor, insan toplulukları arasındaki ilişkiler geliştikçe, bu ilişkilerin barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanılmasının en önemli aracı olmuştur. Tarih boyunca bu görevi devam ettiren spor, modern zamanlarda yapılan müsabakalar ile daha büyük karnavallar ve eğlence etkinlikleri haline gelmiştir. (3)

 

Sporu yukarıda belirtildiği üzere, karnaval ve eğlence boyutu da var olmakla birlikte, bunları da kapsayacak oranda, modern zamanlarda vücut bulması açısından, onun bir amaç değil de, araç olduğu savının geçerli olduğu görülecektir; "...bugünün vazgeçilmezi olan spor yapma, amaç değil araç bir eylemdir. Araçlar da neye araç olduklarına göre hüküm alırlar. Aynı bir araç, iyi bir amaç için makbul, kötü bir amaç için menfur bir şey olabilir. Spor yapma modern zamanların ürettiği bir ihtiyaçtır. Teknolojinin hayatımızdan çaldığı devinimin yerini doldurmak için yapılır" dı.(4) 

 

Yani, onun oluşumunda birtakım Taoist, Hinduist vb. dinsel ve mistik ögeler belirginlik kazanmasına ve bu sporu yapan birçok kişinin kişisel tercihinde, o dinsel öğelerin 'bilerek' yeri olduğunu varsaysak dahi, spor hemen her türü açısından, amaç değil de araç olarak yapılıyordu.

 

Gerçi, bu araç olgusunu masumlaştırmadan söylersek eğer, zihinsel ve ruhsal alanı bir tarafa bıraktığımızda dahi, o sporların yapıldığında, ortaya konan şekilsel hareketlerin inanç/itikat açısından bir miktar da olsa mahzuru bulunacaktır mutlaka...

 

Sporun amacına dair...

 

İbadet olgusu açısından, antik dönem insanının Uzak Doğu örneğinde olduğu üzere, ibadeti spor, sporu da ibadet formu içerisinde değerlendirdiğine şahit oluruz.

İbadet mi sporu, yoksa spor mu ibadeti doğurmuştur, denildiğinde, buna İslam'dan hareketle esası aşmadan ve maksada zarar getir(t) meden bir cevap verilebilir elbet, ama iş tanrının yanında başka tanrılar vardıysa eğer, iş çetrefilli olacaktır...

 

Dememiz o ki tarih boyunca, belki de yeme içme dahil birçok konu dinle, imanla, onları dikkate almayla alakalıydı. 

 

Sporu da bu meyanda değerlendirebiliriz.

 

Spor din ilişkisi

 

Seyhan Hasırcı, "Genellikle bazı sporcuların yarışmalara çıkmadan önce inançları gereği bir takım davranışlara girerler, futbol maçında çimlere çıkarken sol ya da sağ ayakla çimlere basma, muskasız müsabakaya çıkmama, başarısına katkı koyduğuna (bazı özel eşyaları taşıma gibi) inanırlar. Batıl inançlara bağımlılıkları olan birçok sporcuya rastlamak olasıdır." dedikten sonra şunu eklemeyi de ihmal etmez ve "Sporcuların bu durumlarını psikolojik durumları ile açıklamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır." der.

 

Devamında ise; "Spor ve din arasındaki ilişki insanlığın varoluşundan itibaren vardır, yıllar boyu her ikisi de o toplumdaki insanları kendi aralarında sosyal bir takım fiziksel ve duygusal aktivitelere yönlendiren bir etkiye sahiptirler, insanları ardından sürükleyici özellikleri vardır" demektedir. (5)

 

Din-Spor ilişkisi üzerine bir yüksek lisans seminer çalışmasında 'din-spor ilişkisi' üzerine şunlar zikredilmektedir; "Spor ve din arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Spor, insanoğlunun davranış ve kendini ifade etme biçimlerinden birisi olarak dinle doğrudan bağlantı halindedir. Din ise sporun geniş kitleleri etkileme ve hitap etme gücünü özellikle sanayi devrimi sonrasında çeşitli kulüplerin kurulmasına öncülük ederek kullanmıştır. 

 

Aslında her iki kurum da insanların kendilerini huzurda hissetme, mutlu olma ve çevresindeki insanlar ile ortak bir payda altında bulunma duygusunu güçlendirmektedir." (6)

Yukarıda belirtildiği üzere "Din ise sporun geniş kitleleri etkileme ve hitap etme gücünü özellikle sanayi devrimi sonrasında çeşitli kulüplerin kurulmasına öncülük ederek kullanmıştır." ifadesi, modern zamanları kastetmekle birlikte, maksat açısından batı dünyasını işaret etmektedir.

 

Aksine, çıkışı itibarıyla, sportif hareketler, her ne kadar din orijinli olmuş olsa da, aralarında var olduğu gözlemlenen ilişki ağına bakıldığında, baskın çıkanın - o da modernizmin marifetiyle- spor ve egemen kültür olduğu, dinin ise ya bir figür, ya da hiç mesabesinde değerlendirildiği, İslam dünyası özelinden hareketle çok rahatlıkla görülebilir.

 

Müslümanlar, eskisine nazaran son dönemlerde  sporla ilgilenmeye başlamışlardır. Önceleri, mutlaka bundan önceki 'Kemalist' rejimin de Müslümanlara biçmeye çalıştığı toplumsal rolü de dikkate aldığımızda, spor bu kitle için olumlu bir anlam ifade etmiyor, bilakis malayani bir iş ve uğraş olarak değerlendiriliyordu.

 

Günümüzde ise, bu konuda, geçmişle kıyaslandığında gözle görülür bir fazlalık ve farklılık olduğu açıktır. 

 

Bu kez, sporun, daha açıkçası futbolun meşruiyeti(!) bizleri hakikat arayışında, bir öze dönüşe sevk ederdi.

 

Uzak Doğu sporlarında dinsel öğeler: Taoizm

 

Taoist öğretide sağlığı korumak için kullanılan ve hayvan hareketlerinin taklit edilmesi ile ortaya çıkan Tao Yin uygulamaları yapılmaktadır. Bedenin kasılması ve gevşetilmesi olarak tercüme edilebilecek bu uygulamaları, fiziksel hareketler ve duruşlar ile farklı solunum tekniklerinin bir arada kullanılmasından oluşmaktadır. (7)

 

Taoizm'de ilk uygulamaların, aynı zamanda Taoist bir keşiş ve hekim olan Hua To tarafından uygulandığı bilinmekte olup, bu uygulamalar, yaptıkları hareketler açısından birer hayvan olan ayı, maymun, yılan ve kuşun hareketleri taklit edilerek ortaya çıkmıştır.

 

Taoizm’de ki bu hayvan hareketlerinin taklit edilme uygulamasının Şamanizm’den geçtiği iddia edilmektedir. Ki Şamanizm'de başlı başına bir din olmaktan ve kaidesi, kuralı bulunan bir şeriat önermekten ziyade, insan nefsinin derinliklerinde oluşan ve hakikatle örtüşmeyen, ama kendine has özgünlüğü bulunan birtakım içe doğuşa dayanan donelere dayanmakta idi...

 

Yoga

 

Yoga, Sanskritçe, "bağlamak", "birleştirmek" anlamına gelen Yuj veya "Joug" kökünden gelmektedir. İnsanın enerjisini belli bir gayeye yöneltmeyi hedef alan bir disiplindir. Bir irade eğitimi yoludur. Egzersiz ve antrenman anlamına da gelmektedir. Yoga, insanın hem bedenî, hem de zihnî ve manevî gücünü bir araya getiren egzersizdir. (8)

 

Yoganın bir sistem olarak kurulduğu tarih tespit edilememekle beraber, çok eski zamanlardan beri varlığını, İndus bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkan Yoga pozisyonundaki bir tanrı heykeli ispat etmektedir. 

 

Hinduizm ve spor ilişkisinin temelinde bu dine ait dünya görüşü yatmaktadır. Ruhun arındırılması için fiziksel bağlarından kopartılması gerekir. Bunun da en temel yolu yogadır. Bu sportif ibadet şekli bireyi bedeni üzerinde hâkim kılmaktadır. Yapılması zor fiziksel aktiviteler ve bedensel duruşlar uygun çalışma yöntemleri sayesinde yapılır. Bu çalışmalar insanın kendisine rağmen yaptığı çalışmalardır. Böylece de iradeyi güçlendirme yönü vardır. (9)

 

Kung Fu' da aynı yolun yolcusu idi...

 

Bize dönük yüzü ve onunla ilgili olarak zihnimizde oluşan algıya baktığımızda, zihnimizde haklı olarak Taoizm kaynaklı 'sportif hareketler' ve bizzat Yoga, bir dinsel ayin ve öğe olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Sportif öğeler taşıyor olmasının yanında, temellendiği zeminden hareketle, onlar dinsel öğeler olarak tanımlamakla bir beis görülmemektedir. Bu ikisinden farklı olarak, bir spor dalına sahip ve hemen her yerde olduğu üzere, ülkemizde de bir federasyon çatısı altında temsil edilen Kung Fu' nun da aslının bir tapınak iş olduğunu görmekteyiz; "Kung Fu tarihini incelemeye başladığımız zaman karşımıza iki türlü anlatım çıkıyor. Biri dine dayalı anlatım diğeri tarihi-sosyolojik anlatım…  Kung Fu’ nun tarihi kökeni Wudang Dağında ki Taoist Tapınağı’nda ya da Shaoshi Tepesi’ndeki Shaolin Manastırı’nda aranmalıdır. Tamamen dini bir kaygı ile dini bir ritüel halinde yapılan hareketler zamanla dövüş sanatı haline gelmiştir." (10)  

 

Günümüzde sportif faaliyetler içerisinde değerlendirilen birtakım öğelerin, Kung Fu örneğinde olduğu üzere, tapınakta doğduğu ve dini bir temeli bulunduğu gibi, bazı sportif faaliyetlerin ise, savaş sanatları anlamında, ilk dönem devletlerinin, orduda bulunan askerleri, savaşmaları konusunda eğitmelerinin bir sonucu olduğu da vakidir. Binicilik, okçuluk, cirit gibi atlı sporlar bu kabildendi. En başından beri Hz. Muhammed(s)'in Müslümanları teşvik ettiği, güreş, okçuluk, ata binme kabilinden faaliyetlerin, hem insanı ruhen ve bedenen dinç ve zinde tutmuş ve tarih boyunca, az da olsa, konu ile ilgilenenler tarafından genellikle savaş sanatı şeklinde düşünülmüştür.

 

Spor algısı ve farklı temeller...

 

Araplarda belirginlik kazanan bu savaş sanatı olgusu, onların yapısına da uygun düşüyordu. Bir de, Arap coğrafyasında birçok Asya halklarında olduğu gibi, dinler karmaşası yaşanmıyor oluşu, onları, Uzak Doğu örneğinde olduğu üzere felsefi ve mistik/ dinsel öğretilerden de alıkoyuyordu.

 

İşte böyle bir ortamda İslam'ın tebliği ile birlikte, Hz. Muhammed(s)'in sünneti kabilinden sayabileceğimiz ve bizlere de önerdiği birçok sportif faaliyetin, Uzak Doğu'da neşvünema bulan din, mistisizm temelli dinî öğelerden farklı oluşuna bakıldığında, İslam'ın spor anlayışının da, muarızlarından haliyle farklı olduğunu söyleyebiliriz.

 

İslam, belli ki, bir insanın sağlığının, onun ibadetine etki ettiğini belirtiyordu, ama onu, belirleme hakkının Allah(c)'da olduğunu bildiğimiz formel ibadet seviyesine çıkarmıyordu. Bu aslında, Uzak Doğu'daki anlayış ile İslam'ın anlayışının, birbirinden temelden farklı ve ayrı olduğuna işaretti.

 

İslam ve spor

 

Dinimiz her vesileyle beden ve ruh sağlığımızı korumamızı emred­er. Bunun için kalbimizi, kafamızı ve ruhumuzu geliştirmemizi emret­miştir. Böylece beden eğitimiyle vücudumuzu geliştirip korumamız için birçok emir ve tavsiyeler, hüküm ve kurallar koymuştur.

Bu meyanda Hz. Peygamberden için; "Gayeli oyunlardan askerlikle ilgili oldukları için erkeklere ait olanlar üzerinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ısrarla durmuş, bunlara teşvik sadedinde pek çok hadis îrad etmişti. Bu meyanda en çok üzerinde durulanlar atıcılık, binicilik, yürüme ve yüzmedir." (11)

 

Sporu Uzak Doğu bağlamında bulanık bir ruh halini belirginleştirme ameliyesi şeklinde değil de, bunu, 'istenmediği halde' saldırı için değil de, savunma maksatlı savaş olgusu açısından Müslümanların, düşmanlarına karşı güçlü, dinç ve malzeme açısından hazırlıklı olmaları şeklinde düşündüğümüzde karşımıza Enfal Suresi 60. ayeti çıkıyor.

 

Bu ayetten hareketle Hz. Peygamber(s)'in, rivayet edildiği üzere Müslümanlara yönelik olarak bir gün  peş peşe üç kez "Bilesiniz ki kuvvet atmaktır, bilesiniz ki kuvvet atmaktır, bilesiniz ki kuvvet atmaktır." diye hatırlatmada bulunması, belirttiğimiz ayetin içeriğine de uymaktadır.(12) 

 

Hatta onun "Sizden birinizi gam ve sıkıntı bastığı zaman, yayını kuşanıp, kederini onunla dağıtmadan başka yapacak bir şeyi yoktur." hadisi, en azından o dönemin Müslümanı için hayli önemli bir içeriğe sahipti.

 

İslam'da spor

 

Yukarıda bir din olarak İslam'dan hareketle, onun sporla olan ilişkisine vurgu yapmaya çalıştık ve büyük oranda da Hz. Muhammed(s)'in bakış açısını yansıtmaya özen göstermeye çalıştık.

 

Bunu, günümüz şartlarında ele aldığımızda, sporun günümüzde almış olduğu şekil ve muhteva ile birlikte değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, yine, her konuda prototip örnek oluşundan dolayı, yine onun ifade, meram ve hareketlerinin toplamına ve Enfal-60. ayet bağlamından hareketle de Kur'an'a vurgu yapacaktık. Bizde öyle yapmaya çalıştık.

 

Burada artık 'İslam ve Spor' dan ziyade, artık 'İslam'da Spor' olgusuna göz atmalıyız; "İslâm dini, Müslümanları spora çeşitli sebeplerle teşvik etmiştir. Bu sebepler arasında; Müslümanların ibadetlerine ve diğer görevlerine kuvvetli bir istekle sarılmalarını sağlamak, onlara daha güçlü olma yollarını göstermek, beden sağlığını temin etmek, öte yandan Müslümanların İslam topraklarının savunmasına topyekûn hazırlıklı bulunmalarını teşvik etmek vb. sebepler sayılabilir. Bundan dolayı Müslümanlar, Asrı Saadetten itibaren Hz. Peygamber'in tavsiye ettiği sporlardan atıcılık, binicilik, güreş vs. sporlarla meşgul olmuşlardır." (13) 

 

Beden sağlığı, yaratılış olgusu ve sporun bir ihtiyaç olarak algılanması

 

İnsanın beslenme ihtiyacına binaen tamamen doğal usullerle üretilen gıdanın tamamına yakınının helal ve temiz ölçekli olduğu modern öncesi dönemlerde, özellikle de Müslüman toplumlarda, günümüzde olduğu gibi, gıdanın, en başta olumsuz anlamda değişen mahiyetinden bahsedilmiyordu.

 

Bugün ise, bu konu, adeta Müslümanlar için, neredeyse bir itikat konusu olacak oranda öncelikli bir hale bürünmüş bulunmaktadır. Ki bu şekilde üretilen gıdanın insan sağlığı üzerinde yaptığı tahribatın, kişinin ibadetine de olumsuz etkisi olacaktı.

 

Şimdiki dönemde, gıdanın mahiyetinin değişiminin yanında, ürün bazında bollaşması ve birtakım donelerle desteklendiğinde ise aşırı oranda tüketime konu olduğunda, gıdanın kişiyi, bir besleme, onu sağlıkta tutmadan ziyade, ucu maalesef obeziteye kadar varacak oranda olumsuz etkileri olacaktı. Ama gıdanın, olduğu kadarıyla insana sunulduğu ve doğal olarak tüketildiği toplumlarla kıyaslandığında ise, kişilerin sağlıklı ve sağlıksız olarak yaşamayı sürdürdükleri görülecektir. Buna bağlı olarak, gıdanın insan vücudu üzerinde yapmaya başladığı tahribata bir önlem olarak, hemencecik akla spor gelmektedir.

 

 

İnsanın doğası, belli ölçüde çalışıp çabalayıp hareket etmeye göre ayarlanmıştır. Teknoloji, insanın yapacağı işleri yapınca onun fıtri olarak yapması gereken hareketi azaldı ve uzmanlar her insanın günde şu kadar yürümesi ve hareket etmesi gerektiğini söylemek zorunda kaldılar. Bu eksersizler aslında onun yaradılışının gereği olan ve tabii olarak yapması gereken işlerdi. Gerçeğini bırakınca yapay olan devreye sokuldu." (14)

 

Her spor dalı makbul ve  gerekli midir?

 

Yukarıda sporun mabet ortamında ve ruhban sınıfına mensup kişilerin, bir nevi manevi etki sonucunda ruhunu ve bedenini 'tanrıya uygun hale getirme' düşünce ve felsefesinden kaynaklandığını ve bir amaç olmaktan ziyade, araç olduğunu vurgulamıştık.

 

Sporun, hem çıkış sebebi açısından ve hem de, zaman içerisinde çeşitli kavim ve topluluklar nezdinde, beden sağlığını koruma, onu geliştirme ve hem de silahlı anlamda, bir savunu ve nihayetinde bir saldırı unsuru olarak değerlendirildiği görülecektir.

 

Bu meyanda, İslam'da, özellikle de Hz. Muhammed(s)'in sünnetinde de sporun, salt spor olarak değil de, ama hem beden sağlığı ve hem de bir savunu unsuru olduğu da vaki olmuştu.

 

Modern dönemlere kadar, hiçbir coğrafyada spor, kaidesi, kuralı baştan belirlenmiş bir olgu olmamış, aksine, çeşitli kategorik açılardan toplu yapılmakla birlikte çoğunlukla ferdi bir uğraş olagelmişti.

 

Bu sebepten dolayı, sporun, modern dönemlerde, diğer bazı dini bloklarda olduğundan daha fazla bir şekilde, Müslümanların nezdinde, ' felsefesi, uygulanışı, giyim biçimi, 'kalıcı etkileri' açısından bizde de yapılmaya çalışılan birçok Uzak Doğu sporundan kaynaklanan arızî durumlara yönelik tepkide bulunmamız, giderek sporun araç olmaktan çıkıp küllî bir amaca dönüştüğünden dolayı sorgulanmıştır.

 

Günümüzdeki sporların pek çoğu Peygamber (sav) devrinde yoktu. Ancak dinimizin emir ve yasaklarına ters düşmeyen bütün spor çeşitlerinin câiz olduğu açıktır; "Bu cevâza boks, karate, kick box vb. tarzı sporlar (birbirlerine eğilerek selamlaşma şekilleri gibi. Bu sporları karşıdakine vurmadan savunma amaçlı öğrenilebilir) karşılıklı zarar vermeye yönelik sporları katmak mümkün değildir. " (15)

 

Giderek spor olmaktan çıkan futbol olgusuna kısa bir değini

 

Buna bir de, mahiyeti, sınırlı bir alanda da kalsa, tartışılan ve verdiği görüntünün aksine küresel -emperyal- bir kandırmacaya, kumara ve kara paraya dönüşmüş bulunan futbolu ve kısmen futbolda da olduğu üzere, giyim kuşam konusunda, genel geçer Kur'ani emir ve yasakları tavsadığı bilinen birçok spor dalını ve o fenomenler üzerinden oluşabilecek yanlışları da ekleyebiliriz…

 

Tabii ki oluşum temeli açısından, bir felsefî ve dini yönü bulunmayan birçok spor dalına karşı olumsuz tavır peşinen takınılamazdı, ama apaçık modern saiklerle başlayan ve post-modern mülahazalarla canlı tutulan ve spor adı altında bizlere sunulmak istenen -çıplaklığı meşrulaştırmak, sporu kumara çevirmek, giderek ferdin ve toplumun zamanının büyük bölümünü çalmak, kişiyi, bazı formel ibadetlerden alıkoymak vb.- durumları da görmezden gelemeyiz.

 

En önemli amilin ise, sporun, günümüzde en başat formu haline getirilen futbol üzerinden İslam'dan neredeyse temelden farklı ve giderek farklılaşan bir yaşam biçimine ve küresel karar vericilerin çabalarıyla da giderek, başat bir ideolojiye dönüşmesi tehlikesi vardı...

______________________

(**) Taat; İbadet. Kurret'ül - kadem; Arapçada kelime karşılığı olarak 'ayak topu' ya da 'Futbol Topu'. anlamlarına gelir.

 1) D.Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Ülke Yayın Haber, 1994. 10.Bas. İST.

 2) Wikipedia

 3) http://sportistan.com/spor-nedir

 4) http://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/helal-spor-ya-da-din-spora-ne-der-2029342

 5) http://efestenhaberler.com/?gorev=yazidetay&id=13656&Spor_Ve_Din.html Prof. Dr. Seyhan HASIRCI

 6) https://shaolintr.blogspot.com.tr/2014/11/carp-kisiyi-bir-butun-olarak-elealir.html

 7) https://shaolintr.blogspot.com.tr/2014/12/tai-chi-taoizm-ve-spor-iliskisi-din-ve.html

 8) Tümer, Küçük, Küçük, a.g.e, s. 184; Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Fakülte Kitabevi, Isparta 2002, s. 165

 9) http://www.yogaakademisi.com/

10) Kung Fu Tapınakta mı Doğru? Özlem Öke

11) https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-asm-yuzme-ok-atma-ata-binme-gibi-tavsiyeleri-nelerdir

12) Kaynak; Sahih-i Muslim, Kitabu'l-İmare, B.52, Hds. 167; Sunen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l Kur'ân, B.9, Hds.3277

13) https://www.islamiforumlar.net/genel-islami-paylasimlar/30019-islamda-spor.html

14) http://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/helal-spor-ya-da-din-spora-ne-der-2029342

15) https://www.islamiforumlar.net/genel-islami-paylasimlar/30019-islamda-spor.html


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :