Spor: Beden ve Ruh Sağlığı mı, Gösteri ve Eğlence mi?

Günümüz dünyasını anlayabilmenin en etkili yolu, bağımsız görünen yapılar arasındaki ilişkiler ağı üzerinde düşünmektir. Uzaktan baktığımızda, yakın geçmişte, soğuk savaş döneminde, komünist blok ve kapitalist blokun savaş halinde olduğu görülür. Biraz yakından baktığımızda ise, her birinin, birbirini ayakta tutan büyük bir yapının ayakları olduğunu görürüz. Komünizm tehdidine karşı kurulan NATO ile kapitalist dünyanın tehdidine karşı kurulan Varşova Paktının, bu yapılara destek veren devletler tarafından ve bu devletlerin güvenliği için kurulmadığını, dünyanın yer altı ve yerüstü zenginliklerinin paylaşımı için kurulduğunu görürüz. Sözüm ona, dünyanın bütün devletlerinin üye olduğu Birleşmiş Milletler(BM), bu gün, adalete değil, güç merkezlerine hizmet etmektedir. İnsan hakları kuruluşları, dünyayı kan gölüne çeviren güç merkezlerine karşı değil, güç merkezlerine karşı direnen siyasal iktidarları zayıflatmak için faaliyet gösteriyorlar. Aynı şekilde, yardım kuruluşları, sömürüye ve sömürenlere karşı çıkmak yerine, sömürülen ülkelere yardım götürmeyi tercih ediyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Dünya Bankası, Olimpiyat Komitesi, İMF, Spor organizasyonları, Üniversiteler, vs. binlerce uluslararası kuruluş, büyük bir makinenin dişlileri gibi çalışıyor. Dünyanın efendileri tarafından işletilen bu makineye “küresel sistem” diyoruz. Herkesin ihtiyaçlarına yetecek kadar zenginliğe sahip olan yeryüzünü cehenneme çeviren, hemen her gün, binlerce kişinin yurtlarından sürüldüğü, öldürüldüğü, soykırıma maruz kaldığı, hukukun değil gücün egemen olduğu bir sistemden söz ediyoruz. Günümüz dünyasındaki spor organizasyonları da, yukarıda özetlemeye çalıştığımız küresel sistemin (mütemmim cüzü) ayrılmaz bir parçasıdır.  

Spor denildiğinde akla, ilk olarak, her dört yılda bir düzenlenen olimpiyatlar gelmektedir. Olimpiyatlar, dünyanın en büyük spor organizasyonlarından biridir. Modern anlamda 1896 yılında başlayan olimpiyatlar, Birinci Dünya Savaşı (1916, Berlin), Çin ve Japonya arasındaki savaş (1940, Tokyo) ve İkinci Dünya Savaşı (1944, Londra) hariç, kesintisiz olarak bugüne kadar devam etmiştir. Dünyanın birçok bölgesindeki savaşlar ve işgaller, olimpiyatları engelleyememiştir. Dünyanın yedi kıtasından gelen sporcular, olimpiyatlarda, farklı spor branşlarında ülkelerine madalya kazandırmak için mücadele etmektedir. Bugüne kadar gerçekleştirilen 27 olimpiyat organizasyonundan 16'sı Avrupa, 6'sı Kuzey Amerika, 3'ü Asya ve 2'si de Avustralya kıtasında yapılmıştır. Bu rakamlar olimpiyatların, kıtalar ve ülkeler arasında adil olarak dağıtılmadığını göstermektedir. 2016 yılında Rio’da düzenlenen olimpiyatlara, 206 ülkeden 10.500 sporcu katılmış, 28 spor branşında mücadele etmiştir. Organizasyonunun maliyeti, 10,7 milyar Euro olarak tahmin edilmektedir. Olimpiyatların sona ermesinden sonra, Brezilya Olimpiyat Komitesi başkanı Carlos Nuzman’ın, olimpiyat komitesi üyelerine 2’şer milyon dolar rüşvet verdiği iddiasıyla gözaltına alınması, olimpiyatın düzenleneceği şehirlerin belirlenmesinde, meşru olmayan faktörlerin devreye girdiğini göstermektedir. Türkiye, büyük beklentilerle aday olduğu 2020 olimpiyatları organizasyonunda 2.tura kalmasına rağmen, muhtemelen benzeri bir sebeple elenmiştir.  2014 ve 2028 olimpiyatları için Peru’nun başkenti Lima’da toplanan Olimpiyat komitesi, aday şehirlerden dördü (Boston, Budapeşte, Roma ve Hamburg), yüksek maliyetler ve yerel muhalefet nedeniyle çekilince, geriye iki aday kalmıştır. Olimpiyat komitesi de, oybirliğiyle, 2024 olimpiyatlarını Paris’e, 2028 olimpiyatlarını ise Los Angeles’e vermiştir.

Olimpiyatlarda yarışıp finallerde birinci olmak, gerek sporcu ve gerekse adına yarıştığı ülke adına büyük bir gurur kaynağıdır. Birinciye, ikinciye ve üçüncüye madalya verilen seramonide, birinci olan sporcunun ülkesinin milli marşı okunması, olimpiyatlara katılanları altın madalya almaya teşvik etmektedir. Az gelişmiş ülkelerin çoğu, eleme yarışlarında elenip finallere dahi katılamazken, madalyalar, gelişmiş ülkeler arasında paylaşılmaktadır. Madalya yarışının arka planında, siyasi ve ideolojik gerekçeler de yatmaktadır. Örneğin, soğuk savaş döneminde, komünist blok ile kapitalist blok, bu yarışlarda daha fazla madalya toplayıp, “en iyinin” kendileri olduğunu kanıtlama yarışına girmiştir. Bu iki kutbun temsilcileri olan ABD ve Rusya, en fazla madalya kazanan ülkeler olmuştur. Spora yeterli bütçe ayıramayan devletler, olimpiyatlarda ülkelerinin bayrağını dalgalandırmak için, belli branşlara yönelmektedir. Bulgaristan’ın halterde, İran, Kazakistan, Türkiye’nin güreşte, Afrika ülkelerinin atletizmde, madalya alması, bunun sonucudur. Olimpiyatlarda altın madalya kazanan sporcu, dünyanın en tanınan kişileri arasına girerken, adına yarıştığı ülkenin de tanıtımına katkı sağlamaktadır. İran’dan İsrail’e, Küba’dan Kuzey Kore’ye, çok farklı ideolojik kimliklere sahip devletlerin olimpiyatlara katılması, sporun önemini göstermektedir. Bu yarış, sporcu transferlerini de hızlandırmıştır. Olimpiyatların ilk yıllarında müsabakalara katılan sporcular, o ülkelerin vatandaşları olduğu halde, günümüzde yarışa katılan sporcuların önemli bir kısmı, başka ülkelerden devşirmedir. Başarılı sporcuların çoğu zengin ülkelerin vatandaşlık teklifini kabul etmekte ve bu ülkeler adına yarışmaktadır. Türkiye de, Naim Süleymanoğlu, Elvan Abeylegesse, bizim devşirme sporcularımızdandır. Atletizmde (2016’da) 12 madalyadan 10’unu devşirme sporculara aittir.  Olimpiyatlar, daha düşük bir bütçeyle ülke tanıtımına imkân vermektedir. Maliyeti bir yana, daha sempatik ve daha kalıcı izler bırakmaktadır. Olimpiyatlarda yarışan sporcuların, avucunda tuttuğu gülleyi diğer ülke vatandaşlarından 10 cm. daha uzağa fırlatması, dört yüz metreyi, birkaç saniye daha kısa sürede koşması, üç beş santim daha yüksekten atlaması, insanlığa hiçbir şey kazandırmasa da, ülke tanıtımına çok şeyler kazandırdığı açıktır.

Olimpiyatlarla ilgili yapmış olduğumuz açıklamalar, diğer spor organizasyonları için de geçerlidir. Örneğin, futbolda, 1930 yılından itibaren, her dört yılda bir, dünya kupası düzenlenmekte, eleme gruplarında başarılı olanlar, dünya kupasına katılmaya hak kazanmaktadır. Bu kupanın organizasyonlarında da, nüfusu daha fazla olan kıtalar daha az takımla katılırken, aslan payı Avrupa kıtasına bırakılmaktadır.  Bu adaletsizlik, eleme ve final aşamalarının da dikkat çekmektedir. Dünyanın zengin kulüpleri, dünya kupasında genç yetenekleri keşfederek transfer etmekte, bir kısmını astronomik bedellerle satmaktadır. Bugün, futbol milyarlarca doların dolaşımda olduğu “dev bir endüstri” haline gelmiştir. Bundan birkaç ay önce, Fransa’nın en büyük futbol kulüplerinden Paris Saint-Germain, İspanya’nın ve dünyanın en büyük futbol kulüplerinden biri olan Barcelona’nın futbolcusu Neimar’ı, 222 milyon euroya transfer etmesi, futbol piyasasındaki çılgınlığın somut örneklerinden biridir. Bu rakam, Türkiye’nin en büyük futbol kulüplerinin takımlarının değerinden daha fazladır. Ekonomik değer açısından, 222 milyon Euro, kaç işçi maaşına veya kaç TIR sebzeye tekabül ediyor? Demek ki, sağlam bir futbol altyapısı, sera üretiminden daha fazla kazandırıyor. Küresel sistemin mimarları, beden ve ruh sağlığının aracı olan sporu, işte böyle metaya çevirmiş, eski çağlardaki boğa güreşlerinin yapıldığı arenalarına, spor müsabakalarını ikame etmiştir. Futbol müsabakaları, basketbol müsabakaları, tenis müsabakaları, otomobil yarışları, vs. bunların başında gelmektedir. Milyonlarca kişi, kendisi spor yapmak yerine, hatırı sayılır bir bedelle başkalarını izlemektedir.

Küresel sistem, sporu “temaşa/gösteri” olarak formatlamıştır. Futboldan örnek verecek olursak, uluslararası ve yerel ölçekte rekabet ortamı yaratarak, dünyadaki bütün spor kulüplerini birbirine benzeştirmiştir. Spor kulüplerinin uluslararası arenada boy gösterebilmesi için, iyi oyuncuları transfer etmesi, bunun için de bu harcamayı yapabilecek bir bütçeye sahip olması gerekmektedir. Kulüplerden birinin veya birkaçının iyi bir kadro kurması, diğer kulüpleri de transfere zorlamakta, bu da, spor kulüplerinin, gelirlerini artırmasını gerektirmektedir. Spor kulüplerinin klasik stad (seyirci) gelirlerinin yanına, TV yayın geliri, forma satışları, formalara ve stat panolarına reklamlar, sponsorluk gelirleri, hediyelik eşya satışı gelirleri, vs. eklenmiştir.

Bugün dünyada, yüz milyonlarca kişi, bir buçuk saatlik seyir zevki için, statlara veya şifreli kanallara, milyarlarca lira ödemektedir. Bazı spor kulüpleri, forma satışından, birçok sanayi kuruluşundan daha fazla gelir elde etmektedir. Milyonlarca kişinin izlediği müsabakalar, reklam sektörünün de ilgisini çekmekte, formalara (göğsüne, koluna, şortuna, çorabına), stad panolarına alınan reklam bedelleri, önemli bir yekûn tutmaktadır. Sponsor firmalar, adlarını, stadın veya spor kulübünün adına eklemek için büyük bedeller ödemektedir. Bahis kuruluşları da bu yapının önemli parçalarından biridir. Türkiye’de ve dünyada, spor müsabakaları üzerine bahisler oynanmakta, bahis gelirlerinin bir kısmı spor kulüplerine aktarılmaktadır. Spor müsabakalarının bahis konusu olması, bu kulüplere gönül veren yüzbinlerce kişiyi bahis oynamaya (kumara) yönlendirmektedir.  Sonucu bilenlere yüzbinlerce hatta milyonlarca Euro ödenmesi, suç örgütlerinin iştahını kabartmakta, müsabaka sonuçları etkilenmeye çalışılmaktadır. Kamuoyuna yansıyan operasyon haberleri, suç örgütlerinin, bahis konusu kulüplerin futbolcularıyla işbirliği yaptığını ortaya koymaktadır. Kumar makineleri ile spor müsabakaları üzerinde bahis arasında bir fark bulunmamaktadır. Her ikisi de, emeğe dayanmayan bir kazançtır. Bu bahisler hem toplumun ruh sağlığı ve hem de spor kulüpler için tehlikelidir. Hiçbir spor kulübü, hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle müsabaka sonucunun etkilenmesini istemez. Spor kulüplerinin devasa gelirlerine, devletlerin uyguladığı vergi muafiyetlerini de eklemek gerekir. Devlet, ülkenin üretimine katkı sağlayan sanayi kuruluşlarından, elde edeceği karın yüzde 70’ini – yüzde 90’ını vergi olarak alırken, spor kulüplerine büyük muafiyetler uygulamaktadır. Bir sporcunun transfer bedeli, yukarıda bahsettiğimiz gelir kalemlerinin bütününden oluşmaktadır.

Konuya kendi medeniyet tasavvurumuz açısından yaklaştığımızda, küresel sistemin spor olgusu, küresel sistemin diğer ayakları gibi topaldır. Sporun, ana işlevi, geniş kitlelerin temaşa zevkini tatmin değil, beden ve ruh sağlığı olmalıdır. Dünyadaki yerleşik spor sistemi, küresel sistemin bir parçası (unsuru) olduğu için, küresel sistemin paradigmasında bir değişiklik olmadığı sürece, spor sistemi de değişmez. Bununla birlikte, küresel sistemin de bir ömrünün olduğunu unutmamak gerekir. Küresel sistem sorgulanıp, hakkaniyete uygun “yeni bir dünya düzeni” kuruluncaya kadar, bazı alanlarda “iyileştirme” yapmanın adımlarını atabiliriz. Spora teşvik anlamında, peygamberimizin ata binme, ok atma, kılıç kullanma, güreş etme, tavsiyesi örnek gösterilmektedir. Bu tavsiyede spora teşvik söz konusu ise de, ana sebebi, her an savaşa hazır olmaktır. Esasen, günümüzde devletlerin büyük çoğunluğu profesyonel ordulara sahip olup, bu eğitimleri düzenli olarak yapmaktadır. Küresel sistemin spor kültürüne, “sporu geniş halk kitlelerine yaymayı” alternatif olarak benimseyebiliriz. STK’larımız, bu konuları (yürüyüş, koşu, dağcılık, bisiklete binme, vs.) gündemine almalı, bu etkinlikleri ülke geneline yaymalıdır.  Bunu gerçekleştirebildiğimiz takdirde, birçok sağlık problemi kendiliğinden ortadan kalkacak, hastaneler ve sosyal güvenlik kuruluşları üzerindeki yük de azalacaktır. Ancak bunun için, merkezi hükümetin ve yerel yönetimlerin ciddi bir kaynak ayırması gerekir.

Küresel sistemin spor olgusunu eleştirdiğimiz halde, Türkiye’deki lisanslı sporcu sayısı, Avrupa’dan çok azdır. Sporu geniş kitlelere yaymak için spor tesisi gerekmektedir. Ülkemizde, ilköğretim ve liselerde spor tesisleri (kapalı spor salonu, yüzme havuzu, futbol sahaları, koşu pisti, vs.) yok denecek kadar azdır. Üniversitelerde de çok yetersizdir. Halk için böyle bir ihtiyacın olduğu zaten düşünülmemektedir. Sporun geniş kitlelere yaymak için, kamu kurumlarının spor tesisleri için yeterli kaynak ayırması gerekir. Belediyelerin bütçeleri, spor tesisi için makul bir kaynak ayrılmadığını göstermektedir. Bazı belediyeler, profesyonel futbol kulüplerine aktarmış oldukları transfer bedelleriyle, onlarca tesis kurulabilir. Belediyeler, sahip olduğu kamu kaynaklarını, birkaç sporcunun transferi için harcamamalı, profesyonel spor kulüpleriyle ekonomik ilişkilerini tamamen kesmelidir. Küresel sistemin temaşa/seyir zevki olarak inşa ettiği sporun, beden ve ruh sağlığının unsuru olarak ikame etmenin yolu, mevcut paradigmaya itiraz etmekten (mevcut yapıya destek vermemekten) geçmektedir. Tabii, bütün kötülüklerin kaynağının “küresel sistem” olduğunu unutmadan!


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :