"Paylaşılamayan" Bir Siyaset Bilimci; Şerif Mardin

Şerif Mardin Kimdir?

 

1927 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde başladığı orta öğrenimini ABD'de tamamladı. Kökleri Hz. Muhammed’in torunu Hüseyin’e kadar gittiği iddia edilen ‘’Mardinizade’’ ailesine mensuptur ve baba tarafından Betül Mardin ve Arif Mardin’in kuzenidir.

 

Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ardından lisansüstü eğitimini Johns Hopkins Üniversitesi'nde yaptı.

 

Çalışmalarını 1964 yılında çıkan eseri “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908” ile taçlandırdı. Ve çalışma alanını Türk Modernleşmesi problematiğini genişletecek ayrıntılı makale çalışmaları ile devam ettirdi. 1954-1966 yılları arasında dönemin önemli dergisi olan Forum’da yazarlık yaptı. (*)

 

 

Akademik Çalışmaları

 

1993 yılında ODTÜ Prof. Dr. Mustafa Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı Yılın Bilim Adamı Ödülünü (Prof. Dr. Tekin Dereli ile birlikte)aldı. 1967–1970 yıllarında Türkiye Sosyal Bilimler Derneği (TSBD) kurucu başkanlığını, 1994 yılında Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) kurucu üyesi olarak geçici bir dönem siyasete girdi. Mardin, Stanford Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nde öğretim üyeliği de yaptı.

 

Şerif Mardin, 2007 yılında Vatan Gazetesi’nden Ruşen Çakır’la yaptığı bir röportajda ‘Mahalle Baskısı’ kavramını ortaya attı. Bu kavramla muhafazakârlaşan bir toplum içerisinde, bu muhafazakârlaşmanın baskın hale gelmesi durumunda “dini” bir hayat tarzını benimsemeyenlerin kendilerini dışlanmış hissedeceklerini ve baskın hale gelen muhafazakârların değerlerinin ağırlık kazanabileceğini anlatmaya çalıştı…

 

Eserleri

 

Din ve İdeoloji/ İdeoloji/ Bediüzzaman Said Nursi Olayı/Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim/ Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908/ Siyasal ve Sosyal Bilimler/ Türk Modernleşmesi/ Türkiye’de Din ve Siyaset/ Türkiye’de Toplum ve Siyaset/ Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu/ Religion, Society and Modernity in Turkey”/ Syracuse University Press’ten (2006) (1)

 

‘’Ekşi Sözlük’’ de Şerif Mardin

 

"Demokrasinin ve sivil toplum kurumlaşmasını ancak Batı’nın sahip olabileceği bir düş olarak niteleyen, Amerikan Üniversitelerinde Politika ve Uluslararası İlişkiler derslerinde sıklıkla okutulan Türk akademisyenlerden biri.’’ (bkz: nilufer gole)

 

 

Eğer bu yorum Şerif Mardin'in meramını dile getiriyorsa, onun düşünceleri hakkında eleştiride bulunanları bir defa haklı çıkarmakta olup, onun, ona bazı eleştiri sunmasına rağmen Kemalist olduğunu ortaya koymaktadır.

 

"1989'da Newyork Üniversitesi Yayınları'ndan çıkan Said Nursi kitabı yüzünden, Türkiye Bilimler Akademisine kabul edilmeyen adam.’’

 

‘’Sözde bir bilim kuruluşu olan TÜBA, Mardin gibi dünya çapında bir bilim adamının üyeliğini iki kez "O, Said Nursi kitabı ile İslamcıları koruyor" gerekçesiyle reddetmiş. 

Allah, Türkiye'deki laiklerin gazabından tüm insanlığı korusun.’’

 

 

Bu yorum da, Şerif Mardin'i, İslami bir kaygısı olmadığı, ama bilimsellik çerçevesinde 'olduğu gibi kalma' düşünce ve duruşunun bedeli olarak okunabilir. Eğer ki Mardin ister modernizmi ve onun bir formu olan Kemalizm'i savunsun, ister objektif olarak İslam'a ve Müslümanlara yaklaşmış olsun...

 

"Türkiye’de, özellikle Doğu ve Güney-Doğu Anadolu bölgelerindeki geri kalmışlığın sebeplerinden birisi olarak "entelektüel laikleri" gösteren, (bkz: Türkiye'de din ve siyaset), bu nedenle entelektüel sol kesim tarafından benimsenmeyen, Türkiye'deki Müslümanlığa bir yabancı gibi dışardan ve yüksekten bakması nedeniyle ise dinci kesim tarafınca da kendisine soğuk bakılan sosyolog.’’

 

Tabii ki bunun yanında hemen herkesle ilgili olacak bir oranda, külliyetli bir analiz ve yorum dışında, meramı dile getirsin, ya da getirmesin bir iki cümlelik 'laf olsun torba dolsun' kabilinden yapılan yazılı ve sözel yorumlar, elbette, Şerif Mardin içinde geçerliydi.

 

Maksadımız onun bu yorumlar üzerinden tabii ki eleştirmek değil, sadece ona yönelik bakış açılarına dikkat çekmekti. Biz ise eleştirilerimiz daha usturuplu ve hakkaniyete uygun şekilde yapmak zorundayız…

 

Savunu, Destek ve Eleştiri

 

Savunmak ve eleştirmek, insanlar tarafından, çoğu kez inatçı, gözü kapalı ve tarafgirlik içerisinde yapılmaktadır.

 

Bu şekilde yaklaşımın mutlaka birçok sebebi, gerekçesi vardır, ilgilisi tarafından! Doğru ya da yanlış, insanların büyük bölümü, olaylara, olgulara, yapılara, düşüncelere ve şahıslara bu şekilde yaklaşmakta, böyle bir yaklaşımı uygun görmektedirler.

 

Bir de bunun dışında, olay, olgu, düşünce ve şahıslara yönelik olarak, en başta ortaya konulan çabaları anlama faaliyeti içerisinde bulunarak, sebepten sonuca varma istidadını elde tutanlarda vardır.

 

Şerif Mardin'e de aynı şekilde yaklaşımların var olduğunu söyleyebiliriz.

 

Rasim Ozan Kütahyalı, "Bir Kemalist Olarak Şerif Mardin" adlı makalesinde, Şerif Mardin'e iyi bir bilim adamı sıfatıyla, ona yönelik olarak kanaatlerini belirtirken, onun vefatı sonrası Türk medyasında çıkan bazı yazılara dikkat çekiip, yazı yazan zevatın Mardin'in siyasi görüşlerine dair temel bir yanılgı içerisinde olduklarının altını çiziyor; "Ben de eserlerinin hemen hemen hepsini okuduğum Şerif Mardin'e dair izlenimci bir portre denemesinde bulunacağım. Fakat önce Şerif Mardin'e dair Türk medyasında iki gündür çıkan yazıların ve Mardin'in ölümü karşısında AK Parti'den politikacıların söylemlerinin hemen hepsinin Mardin'in siyasi görüşlerine dair temel bir yanılgı içinde olduğunu söylemek zorundayım..." (2)

 

Kütahyalı şöyle diyor; "Mesela siyasi olarak zıt kutuplardan gelen iki isim, hem Taha Akyol hem Tayfun Atay, Mardin'e saygı dolu yazılarında "Aslında Mardin'in de Atatürk'ü sevip Kemalizme karşı olmadığını" ifade etme gereği duymuşlar. Aynı şeyi Oral Çalışlar da yapmış. Yani Mardin'in "Kemalizmin ve Atatürk'ün kuvvetli bir eleştirmeni" olduğu baştan kabul ediliyor ama Mardin'in tam olarak öyle olmadığı ifade ediliyor. Aynı hatayı "İslamcı" kökenli politikacılar da yapıyor..." (3)

 

Eğer Kütahyalı haklı ise, burada Şerif Mardin olgusuna koşut bir "Şerif Mardin algısı" yer değiştirmiş olmalı...

 

Ki bu yer değiştirmede, aynı saflarda, yine birbirlerine karşıtlık içerisinde bulunan salt solcu, Kemalist ve İslamcı zevat yer almış olabilir. Zaten, onun vefatı sonrası, hakkında medyada yazı yazan birçok akademisyen, yazar-çizere bakıldığında, bir algı oluşturulduğu gözlemlenebilir…

 

Yine Kütahyalı başka bir yazısında ‘’Şerif Mardin hakkında yalanlar ve gerçekler’’ adlı yazısında, yukarıda değindiğimiz "olgu-algı" ikilemi üzerinden olaya yaklaşmakta ve onun vefatından sonra, ona yönelik farklı çevrelerden birçok kişinin, onu adeta yücelttiğini ima ederek haklı bir eleştiri sunmaktadır;  "Mardin'in yeri bizim kalbimizde ayrı olabilir. Öznel bir bakışla Mardin'in Weber kadar büyük sosyolog olduğunu da düşünebiliriz ama evrensel akademik literatürde Mardin'in somut ve nesnel yeri ne ise okura onu yazmak zorunda değil miyiz? Bilim kültürü ve etiği bunu gerektirmez mi? Biz kendi dünyamızda olan gerçekliği "evrensel akademik gerçeklik" olarak sunarsak bu en hafif tabirle ayıp olmaz mı?" (4)

 

Kütahyalı' nın da belirtiği üzere, insanların, hem de yazma, çizme, söz söyleme sadedinde bulunan birçok insanın çoğu kez, karşısında duran ve ona yönelik sözü olan kişilerin bilimsel ihtiyatla değil duygusal bir coşkuyla davrandıklarını vurgulamakta. Örneğin; "Sosyal bilimlerle hep ilgili olmuş ve son zamanlarda yaptığı belgesellere verdiği emeği de takdir ettiğim Taha Akyol ise bilimsel ihtiyatla değil duygusal bir coşkuyla şu cümleyi kurabildi yazısında...

 

"Dünyada sosyal bilim çevrelerinde Şerif Mardin kadar tanınmış ve onun kadar referans yapılan başka bir sosyal bilimcimiz yoktur." demek, Taha Akyol açısından bir doğrunun dile getirilmesi anlamına gelebilir… (5)

 

Rasim Ozan Kütahyalı'nın yukarıda Akyol'dan alıntılamış olduğu cümle, bir hayli abartılı gibi durmaktadır, ama Akyol kendi kaleme aldığı yazısında, ‘’Ak Parti iktidarı döneminde, iki taraflı iktidar elitlerinin değil de, iki tarafın tabanının  endişe ve sevincine bakarak, bu bakış açısı üzerinden Şerif Mardin'in düşüncelerine haklılık payesi verdiği görülmektedir; "AK Parti yönetiminde Türkiye’nin yaşamakta olduğu sosyolojik değişim uzun vadede nasıl bir sonuç doğurur? Muhafazakârsanız “yüzyıllık parantez kapanacak” diye sevinebilirsiniz. Cumhuriyetçi iseniz “devrimlerin kazanımları kaybediliyor” diye üzülebilirsiniz. Şerif Hoca’nın özelliği böyle ak-kara şablonlarını aşması, son derece karmaşık olan değişim süreçlerini bütün unsurlarıyla araştırmasıydı." (6) 

 

Gerek Kemalist iktidar elitleri ve gerekse de aynı cumhuriyeti -tüm kazanımları ile birlikte- ileriye taşıma istidadı içerisinde bulunan 'muhafazakâr' elitlerin, birbirlerinden farklı bir görüşleri ve yolları pek de bulunmamakla birlikte, taraftarların -endişe ve sevinme- ikilemde bulunmaları belki de, piyasayı kızıştırmanın bir adı olabilirdi.

 

Bu konuda Şerif Mardin'in Kemalizm'le pek bir sorununu göremediğimiz halde, bir bilim adamı sıfatıyla 'az da olsa' doğru bir yerde durma düşüncesine bağlı olarak, bir de akademik sahada öteden beri devam edegelen İslam çalışmalarına ilgisizlik ve İslam'ı, olgular üzerinden değil de, algılar üzerinden okuma ve anlama düşüncesine koşutluk içerisinde İslami hareketlerden ve daha açıkçası İslamcılık ve İslamcılardan bir türlü hazetmeme düşüncesi önemli bir etken olarak durmaktadır.

 

Yine endişe sadece Mardin gibi akademisyen kimliğine sahip insanlardan ziyade, sol ve Kemalist kesimi, sağ/milliyetçi kesimi, bir de kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan gelenekçi -tarikatçı-Selefî- kesimleri de kapsamaktadır ne yazık ki...

 

Buna bir de, yerine göre muhafazakâr iktidardan yana tavır takınan, yerine göre ise, mevcut iktidarın olası yanlışlarına karşıtlık içerisinde bulunmaktan kinaye CHP örneğinde olduğu üzere, söylem ve eylemleriyle laik ve sol kesimlerden yana tavır takınan İslam modernistleri diyebileceğimiz kesim de dahil edilebilirdi!

 

Taha Akyol'u burada geldiği nokta açısından 'sağ modernist' bir sınıflandırmaya tabi tuttuğumuzda aşağıda ona ait olan ifadelerin anlamını da kavramış oluruz. O şöyle diyordu;  "Şehirleşme ve eğitim zamanla kentli değerleri güçlendirir, “mahalle”nin etkisi zayıflar. ANAR’ın Genel Müdürü İbrahim Uslu, referandumda ‘’hayır’’ oyu veren “beyaz sağ seçmen”den bahsetmişti; şehirli, eğitimli... Ailelerinden daha şehirli olan genç seçmenler ve şehirler hayır oyu vermemiş miydi? Şerif Hoca bunun sosyolojisini yazamadan vefat etti; öğrencileri yazmalıdır. “Şehir” güçlendikçe AKP ya başlangıçtaki gibi özgürlükçü olmak veya “mahalle”ye daha bir hırsla yapışmak zorunda kalacak gibi görünüyor." (7)

 

Akyol buradaki söylemsel haklılığına, aynı zamanda bir piar kuruluşu olan ANAR'ın Genel Müdürü, sosyolog ve aynı zamanda da Ak Partili birini referans göstermekte, meramını da dile getirmektedir.

 

Tabii ki biz bu insanların kalkıp İslam karşıtı olduklarını savlamıyor, sadece kendi düşüncelerinden, ifadelerinden hareketle, onların düşünsel ve ideolojik form açısından farklı bir yerde bulunduklarını tespite çalışıyoruz. Ki günümüzde Müslüman kitlelerin yüzünün kendisine dönük olduğu bilinen Ak Parti iktidarının muhafazakârlığının, İslam'ı salt açılardan ciddiye almış, ama bununla birlikte, verili siyaset ve uygulana gelen teamüller açısından İslam'dan ziyade cumhuriyet ve süregiden modern hayatın bir izdüşümü olduğunun da altını çizerek...

 

Yasin Aktay'ın Gözünden...

 

Şerif Mardin'in vefatı dolayısıyla kendi geçmişleri itibarıyla sol, sosyalist kesimde bulunan Oral çalışlar ve Ruşen Çakır gibi bir iki yazarın, onun hakkında ortaya koymaya çalıştıkları gibi, İslamcı camia içerisinde de Yasin Aktay, Selahaddin E. Çakırgil ve Kenan Alpay'ın yazıları dikkat çekmekteydi.

 

Gerçi bir siyaset bilimci olması, literatüre 'mahalle baskısı' gibi kavramları kazandırmış bulunması üzerinden dikkat çeken Şerif Mardin ile ilgili olarak, sol cenahla birlikte, İslamcı cenahta yazılar yazılmıştı. Bunların bir kısmı, salt ideolojik zeminde seyretmiş, bir tanımlamada bulunmuş ve bir çerçeve çizme suretiyle Şerif Mardin'i 'ait olduğu' yerin elamanı olarak vasıflandırmıştı.

 

Bir de bunun yanında, Yasin Aktay örneğinde olduğu üzere, onu bir düşünce adamı, alanı itibarıyla siyaset bilimci ve yine bir düşünce adamı/akademisyen olarak, kendi yerinden 'feragat etmeden tanımlamaya çalıştığı olgu, olay, şahıs ve yapıları 'olduğu gibi' aktarma telaşı içerisinde bulunduğu şekliyle yaklaşanlar da vardı. Bunun da olması gerekirdi zaten...

 

Yasin Aktay şöyle diyor; "Onun Türk sosyal bilimcileri için, Türk siyasi düşünce tarihi için ne anlam ifade ettiği konusu, yıllarca ne kadar tartışılmış olsa da, şimdi üzerinden bir de ölümünün geçtiği yepyeni bir bağlama kavuştu. Kişi hayatta nasıl bir etkinlik içinde olursa olsun, ölünce bütün bir hayatı, geçmişi ve anlamı bambaşka bir bağlama kavuşur."

 

"Malum, aslında Mardin hiçbir zaman muhafazakâr veya İslamcı bir çizgide olmadı. Ama yazdıkları dolayısıyla bilhassa Said Nursi ve Nurculuğu çok parlatmış olduğu dolayısıyla çok eleştirildi. Gülen hareketinin FETÖ yüzünün ortaya çıkmasıyla birlikte geriye dönük bu hareketin palazlanmasında kendisine bir suç ortaklığı bile isnat edilebildi. Oysa daha önce de söylediğimiz gibi Mardin’in bütün yaptığı Türkiye’de ciddi bir toplumsal karşılığı olan bu hareketi, kültürel, sosyolojik ve tarihsel kökenlerini anlamaya ve açıklamaya çalışmaktı. Bilakis bu ölçekte bir harekete ilgisiz-kayıtsız kalmak bir sosyoloji ekolü için ciddi bir ayıptır."

 

"Marksist militanlığın sosyal bilim zannedildiği bir ortamda Mardin’in anlamayı, ideolojiyi, kültürü öne çıkarışı mevcut akademik establishmenti(ileri gelenler/egemen çevreler) doğal olarak rahatsız etmiştir. Yoksa onun nurculuğa veya incelediği alanlara en ufak bir sempati duymuş olduğunu söylemek mümkün değil. Doğrusu bunu hiçbir zaman beklemediğimiz gibi, incelediği bu alana karşı oryantalistçe bir tutumdan hiçbir zaman kurtulamadığını da daha önce kaydetmiştik."

 

"Aynı şekilde tuhaf bir biçimde Mardin’i AK Parti karşıtlığı temelinde değerlendirenlerin onu çalışmalarıyla “AK Parti’nin yükselişine önayak olmakla” eleştirmeleri de tam bir Şerif Mardin paradoksuna dönüşmüş durumda. AK Parti’yi sadece anlamaya çalışmış olmanın AK Parti’nin gelişmesine nasıl bir katkısı olmuş olabilir? AK Parti gibi derin toplumsal kökleri olan bir hareket bir sosyal bilimcinin onu anlamaya veya açıklamaya çalışmasıyla mı gelişmiş sayıyorlar?" (8)

 

Yasin Aktay'ın yazdığı makalesinde, Şerif Mardin'in düşünceleri ve yönelimleri üzerinden dile getirdiği mevzulara bakıldığında, salt Kemalistlerin(Nihat Genç) ve Nurcular, Said-i Nursi ve Nurculuk üzerine yaptığı çalışmalardan hareketle, Şerif Mardin -Yasin Aktay'ın da vurguladığı üzere- dindar muhafazakâr bir kitlenin ona yönelik algıları gerçeği yansıtmadığı gibi, salt karşı çıkma, kavga/niza çıkarma; kendilerini, belki de oryantalizm içeren bir çabayla tanımlama olgusundan habersiz kaldıklarından hareketle, kendilerine alan açıldığını vehmetme gibi yanlışlar içerisine girmektedirler..

 

Hatırlayanlar bilir, doksanların başında o dönem Nokta Dergisinin elamanı sıfatıyla gazeteci yazar Ruşen Çakır'ın, Türkiye çapında faaliyet gösteren -gerçi bir kısmı çalışmaya 'nedense' dahil edilmemişti- 'gelin İslami demeyelim' Müslümanlardan oluşan hareketlerle ilgili "Ayet ve Slogan" isimli kitap çalışmasında, Ruşen Çakır tarafından ele alınan konular sadedinde, görüşüne başvurulan çevre ve şahısların bir kısmı, bu eseri kendi düşünceleri, yapıları ve eylemlilikleri açısından -çoğu da salt muhafazakârlık ve hiçlik kokuyordu aslında- vazgeçilmez bir referans olarak takdim ediyorlardı.

 

Böyle bir çalışma, ister salt oryantalizm koksun, ya da kokmasın; sayfalarından kendisine yer verilen şahısları, grupları, yapıları, düşünce ve eylemlilikleri bir defa bir yerlere servis etmekte değil miydi ki, Nurcular, Şerif Mardin'in kendileri ile ilgili çalışmasını referans olarak takdim edebiliyorlardı?

 

Anadolu'da bir özdeyiş var: "El, elin 'kaybettiğini' türkü çığırarak arar" diye... 

Bir de, Nasreddin Hoca'da belirginlik kazandığı üzere 'damdan düşenin halinden, damdan düşen anlarmış!'

 

Biz de kendi halimizle ilgili birtakım tanımlarda bulunalım, ama gerek kendimize ve gerekse de karşımızdakine yönelik olarak tespitlerimizi yaparken, son derece objektif olalım ve öylece kalalım.

_______________________________________________

 

(*)http://www.sozcu.com.tr/2017/gunun-icinden/serif-mardin-kimdir-kac-yasinda-vefat-etti-prof-dr-serif-mardin-hayati-ve-kitaplari-2001556/

(1) agm./

(2) http://m.sabah.com.tr/yazarlar/kutahyali/2017/09/10/bir-kemalist-olarak-serif-mardin/amp

(3) Rasim Ozan Kütahyalı, agm.

(4) Rasim Ozan Kütahyalı, http://www.sabah.com.tr/yazarlar/kutahyali/2017/09/12/serif-mardin-hakkinda-yalanlar-ve-gercekler

(5) Rasim Ozan Kütahyalı, agm.

(6)  Taha Akyol, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/serif-mardini-okumak-40574970

(7)  Taha Akyol, agm.

(8) http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/serif-mardinin-katkisini-dogru-anlamak-2040087


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :