Ölmeseydim anlatırdım

AHMET MERCAN

ÖLÜM insanla konuşmak ister. Kendisiyle dertleşme cesareti bulan herkese, iyilik dokunuşu yaptığı,hal diliyle açtığı bahisler herkesin malumudur. Muhatabını bu kadar düşünen ve kendinden bahsetmek yerine, hissettirmeyi yeğleyen başka dost bulmak zordur.
Ömrüm denizleri içer dert yerine Bir o kadar da “ah” Öğrendim dedim hayatı bir an Tam anlatacaktım ki Öldüm o sabah
Sözümü ağzımdan aldı ölüm Anlattım sandıkça her defasında Aczim düştü önüme Ölünce bildim nihayet Yaşamak için ne kadar muhtacız Tebessüme / çöle / ille de ölüme
ÖLÜM hepimizden diri. Üstelik içimize sokulan en yakınımız. Bizi bir an bile yalnız bırakmayandan ‘korku’ bahsinden söz açmak vefaya sığmaz. Ölümü belki de en iyi vefa anlatır. Şimdiye kadar geleceğim deyip de sözünde durmadığı hiç olmamış. Tarih belirtmeyişi nakısa olarak anlaşılmamalı, o konuda da bizleri düşünüyor. Doğmakla borçlandık ölüme.
İnsanın aklının ermeye başladığı dönemden son nefese kadar duygu ve düşüncesinde, korkulu bir gizemle yerleşik duran ölüm, yakınlarımızdan aldıklarıyla her an devrede olduğunu hissettirmeye devam eder. Ölümün bu ikazı insanın kendine dönmesi, yaratılış amacını yenilemesi açısından nimet konumunda sayılmalıdır. Genelde yaşlı, ama ara sıra çocuk ve gençlerle buluşarak acı oranını yükselterek insanın dünya ile irtibatını zayıflatma görevi üstlenmiş zehabı uyandırır. Ölüm insanla konuşmak ister. Kendisiyle dertleşme cesareti bulan herkese, iyilik dokunuşu yaptığı,hal diliyle açtığı bahisler herkesin malumudur. Muhatabını bu kadar düşünen ve kendinden bahsetmek yerine, hissettirmeyi yeğleyen başka dost bulmak zordur. Ölüm için “soğuk yüzlü” derler. Onu unutmaya çalışanlar için bu tespit doğru olabilir. Ancak kendiyle sürekli irtibat halinde olanla seviyeli ve ciddi ilişki kurduğunu cesur dostlarının anlatımından çıkarıyoruz. Aslında ölümden değil kendimizden korkuyoruz. Ölüm bir ceza değil. Emaneti alıyor ve işlevi bitiyor. Peki korkunun sebebi ne? Sebep kendimiz. Kendimize güvenemiyoruz. Birikimimizi yeterli görmüyoruz, pişmanlıklar yakamıza sarılıyor. Öte taraftan Mevla’nın sayısız nimeti karşısında, tam bir şükür özürlüsü olmak, hepsinden fazla zayıflık, nankörlük hissi uyandırıyor. Gaflet ölümle aramıza giriyor. Ölümle sürekli korku bahsinde buluşmak, akıl ve ruh sağlığını sarsabilir. Böylesi durumlarda gaflet, nimet özelliğiyle, arabulucu olarak girer devreye. Annemizin ölümü hafızamızda ölüm anı kadar taze duracak olsa, direncimiz kırılır ve olduğumuz yere yığılırız. Gafletin araya perde çekmesi nimettir ancak, aramıza duvar örme teklifi, ölümü öteleme anlamına geleceğin
DOSYAHAYATIN ANLAMI: ÖLÜM
SAYI: 153 OCAK 2017 23
den mahzurludur. Duvar bizi her şeyden müstağni kılmaya yöneltir ve ilkin ölümün karşısında mahcup eder. Vasıta seçmeyen haberci ve taşıyıcı… Ölüm iki dünya arasında taşıma işiyle görevlidir ve araç seçmez. Tabut, araba, mezar ve sonrası... Habercidir ve haberini anlamak isteyenler “ can verirler” buna mukabil haberi anlayıp anlamadıklarını anlatamadan giderler. Gidenlerden geriye sadece bakış kalır; sabitlenmiş bakış. Sabitlenmiş bakış insanın ruhunda gedik açma işlevini üstlenir ki, daha dikkatli yürüyüşü tavsiye eder, mesajı sökmeye, anlamaya çalışanlara. Ölüm zorlamaz, mesajını talep oranında hissedilir kılar. İstisnasız vahdet. Yaşarken bir araya gelemeyen bütün insanları, gökyüzü çadırı altında sadece o topluyor. Bu durum ortak kader bahsi olarak, her türden insanın konuşabilme imkânı olarak açığa çıkıyor. Bir bakıma herkes tanış. Herkesin nereye gideceği biliniyor. “Hey ölümlü ne haber” diye ayrımsız, eşitleyici sesleniş imkânı ölümle sağlanır. Ölümün çadırı gökyüzü kadar geniş. Biçimlere takılmaz… Kalpten gitti, kaza oldu, yatalak yattı ve daha… Ölüm biçimleri mevtanın ölüm sonrası için fikir vermez. Ancak insan susmak, yorumdan geri kalmak istemez, sevdiklerinin iyi yere gittiğini, düşmanların azaba müstehak olduğunu bir vesile ile yansıtma ihtiyacı duyar, böyle anlarda ölüm gülümseyebilir. Hayatın kaynağı ölüm. Yaşama sevincini kışkırtan, yola çıkaranın ölüm olduğunu abartmadan söylüyoruz. Ölüm olmasa, insandaki yaşamaktan duyulan tarifsiz tadı nasıl hissedebilirdik? Ölüm son nefesi yazıyor tahtaya ve bekliyor. Hayat akıyor ölümün kollarında. Can da ölüm kadar gizemli ve muamma. Gelen ve alıp götürdüğü şekille ilgili değil. O gelince can atıyoruz. Bu Yaratıcı’nın yüceliğini gösteren sayısız örnekten biri. Ölümü insanın hücumundan koruyan bu fantastik, emanet devri tablosu resmedilemiyor. Damakta kesiliyor tat dilde bölünüyor, son kelime ve parmak işaret yeteneğini çakılı bakışa devrediyor. Sessizce çekiliyor ışık. Önce loş ortam ve gittikçe uzaklaşan sesler, flulaşan görüntüler, böyle mi olu
yor acaba. Milyarlarca ölen insandan bir kelime dönmedi geriye. Nasıldır ölüm anı? Ölüme bigâne kalan biri varsa onu tanımak isterim. Bu kimseyle tanışmayacağım anlamına gelir. Her solukla ölüme yaklaşıyoruz ve o an başka bir gündemin içindeyizdir. Ve minareden bir sala sesi… Olmadık bir anda, değişik duygular altında, aniden karşımıza çıkan ölüm, keskin sözlü bir münadi olur kimi zaman. Aniden köşe başında beliren heyula gibi hissederiz ölümü; unutmanın bedeli olarak. Ölümle diyaloğa giren zarar etmedi. Bütün sorunu çözmese, korkudan sıyırmasa da ölümle irtibat, insana haddini bildirmede katkı sağlar. Öte yandan, haberi sürekli tekrarlar haliyle ölüm, peygamber misyonunu devralmış gibidir. İnsandan insana söz aksın diye ölüm, ortak ve üst başlık yerini muhafaza eder. İnsan ölümü güzelleştirebilir. Dahası insan ölümü öldürebilir. Ölümün üstüne gelmesini beklemeden, canı sahibine sunanlara hayran olur cümle âlem. Ölümün eli ve kolu bu yüceliş karşısında düğümlenir. Canı veren, insandan önce malını ve canını hediye etmesini tavsiye ediyor. Şehadet ölümün üzerine saraylar kuran bayramlar bayramıdır. Şehadet bir hamle değil, yolculuğa hazır kalitenin son saniyesidir.
Ölüm ne yandan gelsin Şimdi neylesin ölüm Şehadet ikliminde Çaresiz kaldı ölüm.
Ölümle diyaloğa giren zarar etmedi. Bütün sorunu çözmese, korkudan sıyırmasa da ölümle irtibat, insana haddini bildirmede katkı sağlar. Öte yandan, haberi sürekli tekrarlar haliyle ölüm, peygamber misyonunu devralmış gibidir. İnsandan insana söz aksın diye ölüm, ortak ve üst başlık yerini muhafaza eder.

 

ÖLÜM insanla konuşmak ister. Kendisiyle dertleşme cesareti bulan herkese, iyilik dokunuşu yaptığı,hal diliyle açtığı bahisler herkesin malumudur. Muhatabını bu kadar düşünen ve kendinden bahsetmek yerine, hissettirmeyi yeğleyen başka dost bulmak zordur.Ömrüm denizleri içer dert yerine Bir o kadar da “ah” Öğrendim dedim hayatı bir an Tam anlatacaktım ki Öldüm o sabahSözümü ağzımdan aldı ölüm Anlattım sandıkça her defasında Aczim düştü önüme Ölünce bildim nihayet Yaşamak için ne kadar muhtacız Tebessüme / çöle / ille de ölümeÖLÜM hepimizden diri. Üstelik içimize sokulan en yakınımız. Bizi bir an bile yalnız bırakmayandan ‘korku’ bahsinden söz açmak vefaya sığmaz. Ölümü belki de en iyi vefa anlatır. Şimdiye kadar geleceğim deyip de sözünde durmadığı hiç olmamış. Tarih belirtmeyişi nakısa olarak anlaşılmamalı, o konuda da bizleri düşünüyor. Doğmakla borçlandık ölüme.İnsanın aklının ermeye başladığı dönemden son nefese kadar duygu ve düşüncesinde, korkulu bir gizemle yerleşik duran ölüm, yakınlarımızdan aldıklarıyla her an devrede olduğunu hissettirmeye devam eder. Ölümün bu ikazı insanın kendine dönmesi, yaratılış amacını yenilemesi açısından nimet konumunda sayılmalıdır. Genelde yaşlı, ama ara sıra çocuk ve gençlerle buluşarak acı oranını yükselterek insanın dünya ile irtibatını zayıflatma görevi üstlenmiş zehabı uyandırır. Ölüm insanla konuşmak ister. Kendisiyle dertleşme cesareti bulan herkese, iyilik dokunuşu yaptığı,hal diliyle açtığı bahisler herkesin malumudur. Muhatabını bu kadar düşünen ve kendinden bahsetmek yerine, hissettirmeyi yeğleyen başka dost bulmak zordur. Ölüm için “soğuk yüzlü” derler. Onu unutmaya çalışanlar için bu tespit doğru olabilir. Ancak kendiyle sürekli irtibat halinde olanla seviyeli ve ciddi ilişki kurduğunu cesur dostlarının anlatımından çıkarıyoruz. Aslında ölümden değil kendimizden korkuyoruz. Ölüm bir ceza değil. Emaneti alıyor ve işlevi bitiyor. Peki korkunun sebebi ne? Sebep kendimiz. Kendimize güvenemiyoruz. Birikimimizi yeterli görmüyoruz, pişmanlıklar yakamıza sarılıyor. Öte taraftan Mevla’nın sayısız nimeti karşısında, tam bir şükür özürlüsü olmak, hepsinden fazla zayıflık, nankörlük hissi uyandırıyor. Gaflet ölümle aramıza giriyor. Ölümle sürekli korku bahsinde buluşmak, akıl ve ruh sağlığını sarsabilir. Böylesi durumlarda gaflet, nimet özelliğiyle, arabulucu olarak girer devreye. Annemizin ölümü hafızamızda ölüm anı kadar taze duracak olsa, direncimiz kırılır ve olduğumuz yere yığılırız. Gafletin araya perde çekmesi nimettir ancak, aramıza duvar örme teklifi, ölümü öteleme anlamına geleceğinDOSYAHAYATIN ANLAMI: ÖLÜMSAYI: 153 OCAK 2017 23den mahzurludur. Duvar bizi her şeyden müstağni kılmaya yöneltir ve ilkin ölümün karşısında mahcup eder. Vasıta seçmeyen haberci ve taşıyıcı… Ölüm iki dünya arasında taşıma işiyle görevlidir ve araç seçmez. Tabut, araba, mezar ve sonrası... Habercidir ve haberini anlamak isteyenler “ can verirler” buna mukabil haberi anlayıp anlamadıklarını anlatamadan giderler. Gidenlerden geriye sadece bakış kalır; sabitlenmiş bakış. Sabitlenmiş bakış insanın ruhunda gedik açma işlevini üstlenir ki, daha dikkatli yürüyüşü tavsiye eder, mesajı sökmeye, anlamaya çalışanlara. Ölüm zorlamaz, mesajını talep oranında hissedilir kılar. İstisnasız vahdet. Yaşarken bir araya gelemeyen bütün insanları, gökyüzü çadırı altında sadece o topluyor. Bu durum ortak kader bahsi olarak, her türden insanın konuşabilme imkânı olarak açığa çıkıyor. Bir bakıma herkes tanış. Herkesin nereye gideceği biliniyor. “Hey ölümlü ne haber” diye ayrımsız, eşitleyici sesleniş imkânı ölümle sağlanır. Ölümün çadırı gökyüzü kadar geniş. Biçimlere takılmaz… Kalpten gitti, kaza oldu, yatalak yattı ve daha… Ölüm biçimleri mevtanın ölüm sonrası için fikir vermez. Ancak insan susmak, yorumdan geri kalmak istemez, sevdiklerinin iyi yere gittiğini, düşmanların azaba müstehak olduğunu bir vesile ile yansıtma ihtiyacı duyar, böyle anlarda ölüm gülümseyebilir. Hayatın kaynağı ölüm. Yaşama sevincini kışkırtan, yola çıkaranın ölüm olduğunu abartmadan söylüyoruz. Ölüm olmasa, insandaki yaşamaktan duyulan tarifsiz tadı nasıl hissedebilirdik? Ölüm son nefesi yazıyor tahtaya ve bekliyor. Hayat akıyor ölümün kollarında. Can da ölüm kadar gizemli ve muamma. Gelen ve alıp götürdüğü şekille ilgili değil. O gelince can atıyoruz. Bu Yaratıcı’nın yüceliğini gösteren sayısız örnekten biri. Ölümü insanın hücumundan koruyan bu fantastik, emanet devri tablosu resmedilemiyor. Damakta kesiliyor tat dilde bölünüyor, son kelime ve parmak işaret yeteneğini çakılı bakışa devrediyor. Sessizce çekiliyor ışık. Önce loş ortam ve gittikçe uzaklaşan sesler, flulaşan görüntüler, böyle mi oluyor acaba. Milyarlarca ölen insandan bir kelime dönmedi geriye. Nasıldır ölüm anı? Ölüme bigâne kalan biri varsa onu tanımak isterim. Bu kimseyle tanışmayacağım anlamına gelir. Her solukla ölüme yaklaşıyoruz ve o an başka bir gündemin içindeyizdir. Ve minareden bir sala sesi… Olmadık bir anda, değişik duygular altında, aniden karşımıza çıkan ölüm, keskin sözlü bir münadi olur kimi zaman. Aniden köşe başında beliren heyula gibi hissederiz ölümü; unutmanın bedeli olarak. Ölümle diyaloğa giren zarar etmedi. Bütün sorunu çözmese, korkudan sıyırmasa da ölümle irtibat, insana haddini bildirmede katkı sağlar. Öte yandan, haberi sürekli tekrarlar haliyle ölüm, peygamber misyonunu devralmış gibidir. İnsandan insana söz aksın diye ölüm, ortak ve üst başlık yerini muhafaza eder. İnsan ölümü güzelleştirebilir. Dahası insan ölümü öldürebilir. Ölümün üstüne gelmesini beklemeden, canı sahibine sunanlara hayran olur cümle âlem. Ölümün eli ve kolu bu yüceliş karşısında düğümlenir. Canı veren, insandan önce malını ve canını hediye etmesini tavsiye ediyor. Şehadet ölümün üzerine saraylar kuran bayramlar bayramıdır. Şehadet bir hamle değil, yolculuğa hazır kalitenin son saniyesidir.Ölüm ne yandan gelsin Şimdi neylesin ölüm Şehadet ikliminde Çaresiz kaldı ölüm.Ölümle diyaloğa giren zarar etmedi. Bütün sorunu çözmese, korkudan sıyırmasa da ölümle irtibat, insana haddini bildirmede katkı sağlar. Öte yandan, haberi sürekli tekrarlar haliyle ölüm, peygamber misyonunu devralmış gibidir. İnsandan insana söz aksın diye ölüm, ortak ve üst başlık yerini muhafaza eder.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :