Modernizm beyinlere ‘ölümsüzlük’ pompalıyor

RIDVAN YAKICI

 

 

İSTİSNASIZ her insan ölümden korkar. Bu olguyu ortaya çıkaran sebep inanç ve düşünsel anlamda değişkendir. Mesela bir Müslüman inancı gereği Kur’anı Kerim’de ölümden sonraki varoluşun asıl hayat olduğu düşüncesi ile dünya hayatına yön verirken, seküler ve modern hayatı benimsemiş insanlar ise materyalizmin öne sürdüğü düşünce biçimi ve korkuyla ortaya çıkıyor. Yani öldükten sonraki hayatın belirsizliği, var olana aşırı düşkünlük.

Aslında insanlar istek üzerine ölümden korktuklarını ya da kokmadıklarını test edemezler. Korkmak ya da korkmama konusunda insanların sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve düşünce biçimleri yön vericidir. Varsayalım ki bir insan faiz bataklığına saplanıyor ve tek çarenin intihar olduğu olgusunun, normal hayatın seyrinde anormal olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle insanların ölümden korkup ya da korkmamaları arzu ve isteklerine bağlı değildir. İnançların insanlara vermiş olduğu sorumlulukların arkasından ortaya çıkan mutluluk ya da mutsuzluk hissi... Yaratana ve yaratılana karşı davranış biçimlerinin somut örneği kendiliğinden ortaya çıkan kişilik ve arkasından cennetlik ya da Allah korusun cehennemlik tanımlamaları. Sözün özü insanlar nasıl yaşarlarsa öyle ölürler, nasıl hangi hal üzere ölürlerse o hal üzere diriltilir ya mutlu ya da mutsuz olurlar. Yaşam ile ölümü aynı anda yaşamak her ikisine de hazırlıklı olmak anlamına gelir ki bu da insanlar arasında saygı değer her düşünce tarafından takdir edilen (sosyal anlamda) güvenilen adalet sahibi bir kişilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda Mekke’nin ileri gelenleri kılıçları çekmek üzereyken Hz. Peygamber(sav) çıkageliyor ve kendi aralarındaki anlaşmazlığı kendilerinden 

birine sormak yerine ‘vallahi Muhammed yalan söylemez’ diyerek ona sorma ihtiyacını ortaya çıkaran şey onun güvenilir bir kişilik olmasından başka değildir. İşte ölümü her an ensesinde hisseden insanların adalet, barış ve güvenilirlik dışında yaşam sürmeleri zor ihtimaldir. En azından ben böyle düşünmek istiyorum. Modernizmin ölüm gerçeğini insanlardan uzak tutma sebepleri arasında kapitalizmin baskıcı gücü insanların ölüleriyle yakın temas kurmalarının da önüne geçti. Sadece mezarlıklarda koyu ticari sohbetlere mahkûm ederek ölümün soğuk yüzüyle tanışmalarını engeller oldu. Oysaki geçmişte Anadolu’da ölümlerin insanları günlerce hatta aylarca etkilediği ve bu sayede imanlarını tekrar tekrar sorgulama ihtiyacının hâsıl olduğu görülmekte idi. Modern küresel anlayışın hayatın sadece dünya ile sınırlı olduğu varsayımlarla insanların bu gerçek karşısında bocaladığını ve zevk mahrumiyeti düşüncesi pompalanarak beyinlere ölümün gerçekten akıldan çıkarmamanın özel olduğu farkındalığının unutulmuş olmasıdır. Şüphesiz bizler Allah’tan geldik dönüşümüz ancak onadır.

korkmama konusunda insanların sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve düşünce biçimleri yön vericidir. Varsayalım ki bir insan faiz bataklığına saplanıyor ve tek çarenin intihar olduğu olgusunun, normal hayatın seyrinde anormal olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle insanların ölümden korkup ya da korkmamaları arzu ve isteklerine bağlı değildir. İnançların insanlara vermiş olduğu sorumlulukların arkasından ortaya çıkan mutluluk ya da mutsuzluk hissi... Yaratana ve yaratılana karşı davranış biçimlerinin somut örneği kendiliğinden ortaya çıkan kişilik ve arkasından cennetlik ya da Allah korusun cehennemlik tanımlamaları. Sözün özü insanlar nasıl yaşarlarsa öyle ölürler, nasıl hangi hal üzere ölürlerse o hal üzere diriltilir ya mutlu ya da mutsuz olurlar. Yaşam ile ölümü aynı anda yaşamak her ikisine de hazırlıklı olmak anlamına gelir ki bu da insanlar arasında saygı değer her düşünce tarafından takdir edilen (sosyal anlamda) güvenilen adalet sahibi bir kişilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda Mekke’nin ileri gelenleri kılıçları çekmek üzereyken Hz. Peygamber(sav) çıkageliyor ve kendi aralarındaki anlaşmazlığı kendilerinden 
birine sormak yerine ‘vallahi Muhammed yalan söylemez’ diyerek ona sorma ihtiyacını ortaya çıkaran şey onun güvenilir bir kişilik olmasından başka değildir. İşte ölümü her an ensesinde hisseden insanların adalet, barış ve güvenilirlik dışında yaşam sürmeleri zor ihtimaldir. En azından ben böyle düşünmek istiyorum. Modernizmin ölüm gerçeğini insanlardan uzak tutma sebepleri arasında kapitalizmin baskıcı gücü insanların ölüleriyle yakın temas kurmalarının da önüne geçti. Sadece mezarlıklarda koyu ticari sohbetlere mahkûm ederek ölümün soğuk yüzüyle tanışmalarını engeller oldu. Oysaki geçmişte Anadolu’da ölümlerin insanları günlerce hatta aylarca etkilediği ve bu sayede imanlarını tekrar tekrar sorgulama ihtiyacının hâsıl olduğu görülmekte idi. Modern küresel anlayışın hayatın sadece dünya ile sınırlı olduğu varsayımlarla insanların bu gerçek karşısında bocaladığını ve zevk mahrumiyeti düşüncesi pompalanarak beyinlere ölümün gerçekten akıldan çıkarmamanın özel olduğu farkındalığının unutulmuş olmasıdır. Şüphesiz bizler Allah’tan geldik dönüşümüz ancak onadır.korkmama konusunda insanların sosyal, kültürel, ekonomik, inanç ve düşünce biçimleri yön vericidir. Varsayalım ki bir insan faiz bataklığına saplanıyor ve tek çarenin intihar olduğu olgusunun, normal hayatın seyrinde anormal olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle insanların ölümden korkup ya da korkmamaları arzu ve isteklerine bağlı değildir. İnançların insanlara vermiş olduğu sorumlulukların arkasından ortaya çıkan mutluluk ya da mutsuzluk hissi... Yaratana ve yaratılana karşı davranış biçimlerinin somut örneği kendiliğinden ortaya çıkan kişilik ve arkasından cennetlik ya da Allah korusun cehennemlik tanımlamaları. Sözün özü insanlar nasıl yaşarlarsa öyle ölürler, nasıl hangi hal üzere ölürlerse o hal üzere diriltilir ya mutlu ya da mutsuz olurlar. Yaşam ile ölümü aynı anda yaşamak her ikisine de hazırlıklı olmak anlamına gelir ki bu da insanlar arasında saygı değer her düşünce tarafından takdir edilen (sosyal anlamda) güvenilen adalet sahibi bir kişilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda Mekke’nin ileri gelenleri kılıçları çekmek üzereyken Hz. Peygamber(sav) çıkageliyor ve kendi aralarındaki anlaşmazlığı kendilerinden birine sormak yerine ‘vallahi Muhammed yalan söylemez’ diyerek ona sorma ihtiyacını ortaya çıkaran şey onun güvenilir bir kişilik olmasından başka değildir. İşte ölümü her an ensesinde hisseden insanların adalet, barış ve güvenilirlik dışında yaşam sürmeleri zor ihtimaldir. En azından ben böyle düşünmek istiyorum. Modernizmin ölüm gerçeğini insanlardan uzak tutma sebepleri arasında kapitalizmin baskıcı gücü insanların ölüleriyle yakın temas kurmalarının da önüne geçti. Sadece mezarlıklarda koyu ticari sohbetlere mahkûm ederek ölümün soğuk yüzüyle tanışmalarını engeller oldu. Oysaki geçmişte Anadolu’da ölümlerin insanları günlerce hatta aylarca etkilediği ve bu sayede imanlarını tekrar tekrar sorgulama ihtiyacının hâsıl olduğu görülmekte idi. Modern küresel anlayışın hayatın sadece dünya ile sınırlı olduğu varsayımlarla insanların bu gerçek karşısında bocaladığını ve zevk mahrumiyeti düşüncesi pompalanarak beyinlere ölümün gerçekten akıldan çıkarmamanın özel olduğu farkındalığının unutulmuş olmasıdır. Şüphesiz bizler Allah’tan geldik dönüşümüz ancak onadır.

  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :