Mental Yorgunlar Topluluğu: Cemaatler

Uzun bir süredir, CIA ajanlığından mehdilik iddiasına, telefon dinlemelerinden suikastlara, faili meçhullerden darbe girişimine yüzlerce suç isnatlı FETÖ gündemi yaşıyoruz.

Tüm bunlar bir suç şebekesine değil, dini olma iddiasındaki bir cemaate yapılan suçlamalar ve çoğumuz yaşananların tüm cemaat ve tarikatları zan altında bıraktığını; yakın gelecekte ülke genelini olumsuz etkileyerek İslami çalışmaları bitireceği endişesini taşıyor.

Ve bu öngörü, dini eğitim ve öğretimi uhdesinde barındıran cemaat ve tarikatlar hakkında uzun mülahaza ve tartışmaları mutlak kılıyor.

Aslında FETÖ prototipi ülkemiz cemaat modellemeleri hakkında çok önemli ipuçları veriyor ve fay hatları belirliyor.

Gelinen süreçte şakirtlerin yaşanan bunca şeye rağmen lidere ve üst kadrolara bağlılığı ve itaati sürdürmesi, geleceğe dönük ümit ve beklentilerimizi boşa çıkarmakta.

Öyle ki bu olgu,“Gassalın elinde meyyit gibi ol” sözünün gerçekliğini ve bunun yalnız FETÖ değil; çoğu STK, cemaat ve İslami yapılanmalar için de var olduğunu göstermekte.

Mevcut oluşumların, düşünen ve üreten bireylerden çok aidiyet temelli munis, sadık ve itaatkâr tiplemeler tercihi, sorunlar sarmalının belki de ilkini oluşturmakta.

Bu süreçte çoğu yapılanma, temelde İslami zemin ve söyleme sahip olsa da, pratikte Allah’ın kendilerine yüklediği davet yükümlülüğü ile tevhidi düşünceden, adaletten, mazlum ve mustazaflara umut olacak özgürlük savunusundan çok uzak.

Birçoğu İslami zemin dışı tüm sosyal ve siyasi platformlarda güç ve baskı grupları oluşturarak, bağlılarından aldıkları nüfuz ve kapital ile politik, dünyevi ve ekonomik alanlarda büyüme çabasında.

İslami alan dışında, her alanda var ve iddialılar… Kendilerini seçilmiş sanıp,  “Fırkayı Naciye” iddiaları beraberinde, otoriter yönelimlerle silik, kişiliksiz, bilgisiz ve her koşulda itaatkâr mensuplar yetiştirme üzerine kurulu eğitim ve öğretim sunumları ile bugün belki de çoğu olumsuzluğun mimarı konumundalar.

Tabiilerinin, teolojik cehalet ve zihinsel kölelik kodları ile beyinlerinin iğdiş edilişi, bugünkü sorunların temel sebebi. Geçmiş hükümetlerin, kendi iktidarlarının devamı için onları teminat görme eğilimi, bu yapıların hormonlu büyüyerek genişleme, hatta holding mesabesine ulaşarak her alanda olmalarına yol açtı.

Bu biraz da, cumhuriyet yönetiminin özellikle dini eğitim/ öğretime getirdiği kısıtlamaların ve dinsiz bir nesil yetiştirme projesinin bir ürünü aslında.

Yasaklanan dini eğitimin, gizli bodrum katları, derme çatma mekân ve tezgâhlarda yetersiz ama samimi dindarlarca iptidai şartlarda verilmesinin bizleri getirdiği yerde; hurafe ve kerametlerin havada uçuştuğu, gayri İslami menkıbelerle beyinlerin dumura uğratıldığı bir demdeyiz.

Merdiven altı Kur’an Kursu ve dini çalışmalardan bugüne binlerce şakirtleri, yurtları, okulları, finans kuruluşları, fabrikaları, holdingleri, televizyonları, partileri, bakanları ve milletvekilleri ile büyük bir güç artık onlar.

Mensuplarının nasıl ve nerde yaşayacağından ne iş yapacağına, çocuklarının hangi liseye yazılacağından hangi üniversiteyi tercih edeceğine, hangi kurumda çalışmak için başvuru yapacağından hangi hatunla evleneceğine ya da doğan çocuğun adına onlar karar vermekte.

Beraberinde hangi gazete ve dergilerin okunacağından hangi TV kanallarının izleneceğine, hangi tefsirin okunup hangi hadis kitaplarından faydalanılacağına ya da hangi mezhebe göre amel edilip siyasi olayların nasıl yorumlanacağına kadar hep onlar kararlar alıp müritlere uygulatmakta.

Alınan kararlara uymama, keyfi davranma ve sorgulayıcı olma fitne sayılarak dışlanma, kovulma, hatta birtakım cezalandırmalara dahi yol açmakta. Ve bu, biraz da kendilerini seçilmiş görme eğiliminden kaynaklanmakta.

Oysa cemaat, tarikat, STK ya da bir parti liderine mutlak itaat beklentisi; düşünme, tartışma ve fikir beyan etme ameliyelerinin yitimi, bağımlılık ve tek tipleşmenin temelidir.

Bu tür yapılanmalarda erdemli olmanın yolu, bireysel kimlik ve farklılıklardan sıyrılmaktan geçmekte ve kolektif bilinçle öz benliğinden vaz geçemeyen, kişisel düşünen/ davranan birey, sağlıklı, samimi sayılmamakta.

Kolektif karar verme mekanizması, aynı zamanda kişisel vicdanı da büyük ölçüde tahrip eden ve normal bir insanken karıncayı dahi ezmeyen bireylerin, kolektif bilinç içerisinde terör yapılanma modellemelerinde vicdansız katillere dönüşmelerinin, her türlü suçu gözlerini kırpmadan işleyebilmelerinin bir sebebidir.

Sonuçta uyum, sosyalleşme ve dini öğrenim isteklerinin, eğitimsiz ve vehimli ellerde mesiyanik kodlarla formatlanarak beyin yıkama ve zihinsel köleler üretme merkezlerine dönüşümü yaşanmakta.

Eğitim anlamında yapı, kendi fikir ve düşünce politikaları ile çelişen düşünce, eser ve şahısları şeytanlaştırma yoluna gider; düşünce ve öğretiyi tartışmaya açan, mutlaklığa zarar veren kaynaklar ve isimler küçümsenir, şeytanlaştırılır ve sansürlenir.

Oysa Asrısaadette, “Üzerindeki bu elbiseyi nereden aldın? Hesap ver ey halife!” demenin ya da “Ey Allah’ın Resulü bu söylediklerin senden mi, yoksa vahiy mi?” diyerek Allah’ın elçisine dahi düşünce, fikir ve öneri getirmenin adı idi cemaat.

Günümüzde akıl, zihin, beyin ve iradenin yok edilip kötü sayılarak, her kayıt ve şartta lider ya da şeyhe itaatin mutlaklaştırıldığı anlayış; Kur’an’da her fırsatta akletmeyi ve özgür düşünmeyi emrederek, zihinsel köleliği yasaklayan ayetlerle zem edilmekte.

Geldiğimiz süreçte, toplumlarımızın kronik eğitimsizlik ve sosyal uyumsuzluk problemleri ile yüz yüzeyiz.

Ve bunda İslam adına faaliyette bulunan, ancak, gayri İslami içerik ve içedönük gettosu ile toplumsal barışı baltalayarak anarşi ve kavgayı besleyen tarikat/ cemaatlerin büyük payı bulunmakta.

Oysa geçmişte binlerce yıldır bir arada ahenk içerisinde yaşayan farklı etnik kökenden halkların bir arada barış içerisinde yaşamasının kaynağı din olgusu idi ve İslam bu sosyal uyumun ana harcı idi.

İslam bize kardeşliği, barışı, ötekine tahammülü, farklı olanın zenginliğini, özgür düşüncenin değerini, merhameti, adaleti ve empatiyi öğretir.

İslam bize ırk-dil-din ve renklerin farklılığının önemsizliğini, asıl olanın takva olduğunu ve tüm canlılara sevgi, merhamet ve anlayışla yaklaşmayı öğretendir.

O halde toplumlarımız bid’at ve hurafelerden arınarak tevhit ve adalet eksenli gerçek İslami reflekslerle yeniden inşa edilmelidir.

Bugün İslam dendiğinde terör, cemaat dendiğinde de anarşi akla gelen öğelerse ve bunun en temel müsebbibi “imajmaker lik” yapan sömürgeci güçler olsa da; harici/ mesiyanik cemaat ve tarikatların mesuliyetleri de az değil.

Bu topraklarda, binlerce suç isnadı ile yargılanan ve adı terörle özdeş olan FETÖ gibi bir yapılanmanın tahripkâr sonuçlarını yaşıyorsak ve beraberinde tüm dünyada İslam’ı terörle özdeşleştiren bir IŞİD’ den söz ediyorsak, tüm bunların sebebi şüphesiz eğitimsizlik ya da diğer bir deyişle çarpık dini eğitimdir.

Binlerce sıradan ve samimi insanı İslam adına adi bir suçluya ve ölüm makinasına dönüştüren harici /mesiyanik örgütlenmeler yanı başımızda, içimizde, gözümüzün önünde yeşererek dal budak salıp insanımızı zehirledi.

Şu geldiğimiz süreçte dahi kimimizin kardeşi ya da çocuğu binlerce genç, İslam adına ve şehadet rüyaları ile beraber cennet beklentileri ile cehennem yolunda, dillerinde tekbirlerle ateşe olan yürüyüşünü sürdürmekte.

Bizler mi?

Arkalarından bakmaktan başka hiç bir şey yapamıyoruz.

Büyük bir “tükenmişlik ve mental(metal) yorgunluk sendromu” pençesinde, kendi kabuğumuza çekilmiş, uzaktan yaşananları seyretmekteyiz.

Çaresiz, endişeli, güçsüz ve yorgunuz…


  • Sayı: 165
  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :