‘Küresel Sistem’ Gölgesinden Faydalanmadığı Ağacı Bile Keser!

Nihat KARADEMİR


 

1. Küresel sistem, Batı’nın dünyaya dayattığı siyasal,
ekonomik, hukuki, kültürel ve entelektüel hegemonyayı
özetleyen çatı bir kavramdır. Burada kullandığımız
Batı kavramı, sadece ABD ve Avrupa’yı değil, onlarla
birlikte Rusya, Çin, Japonya ve İsrail’i de kapsamaktadır.

1. Küresel sistem, Batı’nın dünyaya dayattığı siyasal,ekonomik, hukuki, kültürel ve entelektüel hegemonyayıözetleyen çatı bir kavramdır. Burada kullandığımızBatı kavramı, sadece ABD ve Avrupa’yı değil, onlarlabirlikte Rusya, Çin, Japonya ve İsrail’i de kapsamaktadır.

 

2. Bütün çelişkilerini ve iç çatışmalarını çözmüş ve bütün unsurları ile uyumlu çalışan bütünleşik bir küresel sistem olmasa bile yine de üzerinde konuşulabilecek bir küresel sistem vardır. Bu sistemin meşru, adil ve ön görülebilir hukuki ve siyasi kriterlerinden söz etmek mümkün değildir. Güçlünün hâkim olduğu bu düzende, sistemin dışına çıkmadığınız müddetçe kadınlarınızın çarşafı, imam-hatip okullarınız, parlamenter veya başkanlık sistemi tercihiniz, ulemanın konumu, eğitim kaliteniz, yaşam kaliteniz, demokrasi kaliteniz, ekonomik sistem tercihleriniz vs. kimseyi ilgilendirmez. Ancak egemen kapitalist düzenin dışına çıktığınız veya mevcut düzenin bir parçası kalmayı kabul ederek bile olsa eşit söz hakkı istediğiniz an cezalandırılırsınız. Bunun için kullandıkları en önemli enstrüman, ironik bir şekilde demokrasidir. Öyle ki işler iyi iken Batı’da ve Doğu’da göklere çıkarılan ve sizi de gururlandıran demokrasiniz, aniden, kâbusunuz olur. İkinci önemli araçları ise ekonomidir. Tam da Batı ile çok ticaret yapmaktan ve Batı ekonomisine entegre olmaktan gururlandığınız zamanlarda bu ekonomik bağımlılık durumu sizin sonunuz olabilir. Halbuki çoğu zaman bu bağımlılığın farkında bile olmazsınız. Bütün bunlar yetmezse askeri araçlara veya bugünlerde çok sık yaptıkları gibi teröre başvururlar. Bunlar “hard” enstrümanlar. Bir de bilim, sanat, mizah ve medya gibi “soft” enstrümanlar vardır.

3. Doğrusu, Batı (ABD- Avrupa) Bloku’nun karşısında konumlanmış ve alternatif bir değerler sistemi sunabilen bir Doğu (Rusya-Çin) Bloku’ndan söz edilip edilemeyeceğinden tam emin değilim. Şayet siz Rusya ve Çin örneklerinde olduğu gibi maddi kazanımlarınızı ABD doları, ABD hazine bonosu ve ABD devlet tahvillerine yatırararak muhafaza ediyorsanız, özellikle Çin’in ve Japonya’nın yaptığı gibi neredeyse sadece Batı’ya satmak için üretiyorsanız ve kendi küresel vizonunuzu Batı’da üretilen değerler ve kavramlar üzerinden tanımlayıp, dünya’nın geri kalanına aynı dil ile sesleniyorsanız, aslında siz de Batı’nın bir parçası olmaktan daha fazla bir değer ifade etmiyorsunuzdur. Aslında bunu anlamak için çok karmaşık süreç analizlerine ve derin politik çözümlemelere gerek yok. Kendilerini iki rakip blok gibi sunan bu grupların İslam Dünyası’yla kurdukları ilişkilere ve İsrail’e dair politikalarına baktığınız zaman ortada sadece çıkar temelli ve aynı düzen içinde en avantajlı konumu elde etmeye dayalı bir yarış olduğu kolaylıkla anlaşılır. Bu böyle olmak zorundadır. Çünkü mevcut durumdan dolayı Batı’nın çöküşü en az Batı kadar Rusya, Çin ve Japonya gibi ülkelere de zarar verecektir. Özellikle son ikisi Batı ile kurdukları ticari ilişkilerden dolayı ba- ğımlı durumdadırlar. Bu bloktan yeni bir Dünya Düzeni beklemek, belki Soğuk Savaş döneminde güzel bir ütopya olabilirdi. Ancak bugün böyle bir imkân olmadığı gibi, olsa bile, bu ülkeler de insanlığa daha adil bir düzen getirmeyeceklerdir. Hatta belki birçok alanda Batı’dan daha zalim ve daha kaba olacaklardır.

4. Terörizm, mevcut haliyle, kapitalist sistemin icat ettiği son endüstridir. Batı’nın kelimeleriyle büyülenmiş olan aydınların, akademisyenlerin, iş adamlarının ve politikacıların “bilgi çağının” erdemleri ve de- ğerleri üzerinden ahkâm kestikleri ve yeni bir dünya müjdeledikleri bir dönemde Batı birden bire çağ atladı ve “terör çağına” geçti. Bugün dünyanın her hangi bir köşesinde kurulan bir terörist organizasyonu veya gerçekleştirilen bir terör eylemini küresel sistemin güç merkezleri ile irtibatlandırmadan değerlendirmek ya cehaletin, ya gafletin ya da profesyonelce bir ihanetin sonucudur. Çünkü küresel sistem, hem terörü üretecek iklimi hem de bu iklimlerde yeşerecek organizasyonları üretiyor. Ama buradaki tek amaç birilerini cezalandırmak veya belli coğrafyaları kaosa sürüklemek değildir. Bir endüstri kâr elde etmek için kurulur. Bunun için ortada somut ve gerçekçi bir ihtiyaç olmasına bile gerek yoktur. Küresel sistem, terör endüstrisi ile hem hasımlarını veya potansiyel güç adaylarını cezalandırıyor hem de büyük kazançlar elde ediyor. Tabi ki enerjiyi, ticareti, nüfus yapılarını kontrol ederek ve tabi ki silah satarak… Hem teröriste silah veriyor, hem de terörün hedefindeki ülkelere. Silah ile beraber size akıl ve strateji de satıyor. Ve en kötüsü onların silahlarını ve stratejilerini kullana kullana bir süre sonra siz de onlar gibi dü- şünmeye ve davranmaya başlıyorsunuz.

5. Küresel sistemin en büyük açmazı ve tehlikesi dizginlenemeyen hırsı ve açgözlülüğüdür. Bu sistemde kazanmak için her şey mubahtır. İnsanların fiziksel varlığına bile sadece gerekli olduğu zaman tahammül edilmektedir. Çinlilere ürettikleri ve giderek daha fazla tükettikleri için tahammül ediliyor. Afrika örneğinde olduğu gibi, üretmek bir yana, artık tüketemeyen toplumlar ise kitlesel olarak ölüme terk edilmektedirler. Gölgesinden faydalanmadıkları ağacı kesmek bunların sünnetidir. En büyük silahları ise zayıfların çelişkileridir. Bu yüzden insanları bir yandan aptallaştırmaya çalışırlarken, diğer yandan ise aynı insanları değişik farklılıklar ve çelişkiler üzerinden birbirlerine düşürürler. Ancak Batı’nın en tehlikeli olduğu dönemler kriz dönemleridir. Çünkü vahiyle irtibatını kesen fakirler doyduklarında, zenginler ise acıktıklarında tehlikeli olurlar. Bu sistemin tek alternatifi adil ve merhametli bir İslami düzendir. Onlar da bunun farkındalar ki Fukuyama, küstahça tarihin sonunu ve Batı’nın nihai zaferini ilan ederken çalışmasının sonuna İslam’dan dolayı çaktırmadan bile olsa, bir şerh koymak zorunda kalmıştı.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :