Kim Ailesini Müdafaa Sırasında Öldürülürse O Şehittir*

Aile insanın kendisine, eşine, çocuklarına ve çevresine şahitliğinin adıdır. Emanetin taşıyıcısı olarak aile üyelerinin her biri yaptıkları iyilik ve kötülüklerin şahididir. Kişinin ailesini koruması, aileye karşı şahitliğini yerine getirmesi rahmet ve bereketin bir tecellisi olarak aileye yansıyacaktır.

Aile üyelerinin her biri ailesini korumak ve kollamakla görevlidir. Her kim ki ailesine zarar gelmemesi için onları korur ve bu uğurda mücadele ederken ölürse o da şehitler zümresinde sayılacaktır.

Said İbnu Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (Aleyhissalatu Vesselam)'ı dinledim şöyle buyurdular: "Kim malını müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim kanını müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim dinini müdafaa sırasında öldürülürse şehittir. Kim ailesini müdafaa sırasında öldürülürse o da şehittir."*

Allah tarafından insanların çift yaratılmasının bir hikmeti olarak şekillenen ailede aslolan düşünüp öğüt almak, Allah’ın rızasına uygun bir şekilde bilişsel, duygusal ve davranışsal açıdan rahat ve huzurlu bir hayatı ikame etmektir.

Aile, iki farklı cinsiyet sahibi yetişkin insanın verdiği olumlu kararla oluşan, sınırları duvarlarla çevrili bir çatı altında biyo-psiko-sosyal bakımlardan bir eğitim merkezi; güven, dayanışma, değerli olma, sorumluluk kazanma, kendini ifade etme, sahih dini inancı kazanma ve meşru olan her şeyi paylaşmanın öğrenildiği, toplumu oluşturan en küçük birimdir.

Burada kişiler değil, temel ilke, prensip ve kurallar öne çıkmaktadır. Allah’ın rızasını kazanmak için hakkaniyet, dürüstlük, sabır, onura saygı, gelişme, yardımlaşma, paylaşma, yüreklendirme, mahremiyet ve sorumluluk her aile bireyinin dikkat etmesi gereken hususlardandır. Bu hususlar kendimizi ve ailemizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden korumak içindir.

Biz biliyoruz ki aile eğitiminde anne-baba-çocuk birlikteliği önemlidir. Burada birlikteliğin süresi önemli olmakla birlikte niteliği de önemlidir. Karşılıklı sevgi ve güvene dayalı olarak her bireyin zevk aldığı yarım saatlik bir birliktelik, bağırıp çağırma ve çatışmayla geçen, gün boyu süren birliktelikten daha kaliteli ve daha verimlidir.

Aile ve çift eğitimi ile ilgili görüşmelerimde en çok karşılaştığım şikâyetlerden biri de aile üyelerinin birbirlerine zaman ayırmaması ve yoğunluktan dolayı ailenin bir araya gelmede sorunlar yaşamasıdır.

Yaptığım etkinliklerde ‘mutluluğun resmini çizer misiniz?’ diye söylediğimde genellikle aile üyeleriyle birlikte yapmış oldukları faaliyetlerin resmini çizdiklerini görüyorum. Ya ailece birlikte piknik ortamının ya da birlikte evde yemek yedikleri ortamın resmini…

Bu cümleden olarak ailemizle birlikte yapılan eylemler huzur ve mutluluğumuza şahitliğimizin bir göstergesi olarak hayatımıza yansımaktadır. Rahmet ve bereket birlikteliklerin olduğu yerdedir. Biz birlikteliklerimizi çoğalttıkça huzur ve mutluluğumuzu da çoğaltıyoruz. Bireyselleştikçe ya da ayrıldıkça huzursuzluk ve mutsuzluğumuza da şahitlik ediyoruz.

Bir aile çocuğunun kötü davranışlarından muzdarip bir şekilde benimle görüşmeye gelmişti. Anne 13 yaşındaki kızının davranışlarından şikâyetçiydi.

‘Önce çocuğun annesi ile görüştüm. Konuşmamızda çocuğunun derslerinin çok kötü olduğunu, arkadaşları ile sürekli kavga ettiğinden dolayı şikâyetlerin geldiğini, dersle hiç ilgisinin olmadığını, sinirlendiği zaman evdeki eşyaları fırlatmaya başladığını, gözünün hiçbir şeyi görmediğini ve eline ne geçerse düşüncesizce attığını söyledi.

Çocukla konuştuğumda ailenin kendisini hiç sevmediğini, istediği şeyleri almadıklarını, ablaları çalıştığı, eve para getirdiği için onları daha çok sevdiklerini ve onların istediği her şeyi alabildiklerini, kendisinin de okumak istemediğini ve ablaları gibi çalışarak istediğini alabileceğini ifade etti.

Evdeki eşyaları neden fırlattığını sorduğumda ise babasının da sinirlenince evde eline ne geçerse fırlattığını ama kendisinin vurmak için değil korkutmak için fırlattığını söyledi.

Olay anlaşılmıştı. Evde ihtiyaçları karşılanmayan bir kız, eve para getirdikleri için istediği şeyleri alan ablalar ve sinirlendiği zaman eşyaları fırlatan bir baba vardı…’

Aileler birbirlerine bakarak hayatlarını inşa ve idame ederler. Aile içerisindeki her birey bir binanın tuğlaları gibidir aslında... Birinin yaptığı her eylem bir diğerini etkiler ve bu bir binanın tuğlaları gibi ya kenetlenerek ve benzeşerek güzel bir evin inşa edilmesine ya da ayrışarak ve kavga ederek tamamen yıkılıp yok olmasına vesile olur…

Bir başka ifadeyle aile üyeleri, dış dünyayı birbirlerinin gözüyle görmeye çalışır. İyiliği ve kötülüğü görmesi gözün değil görülen şeyin iyilik ve kötülüğünden dolayıdır. İyilikleri çoğaltmak ve kötülükleri azaltmak göz zevki için olmazsa olmazdır. Burada her bireyin kendi dünyasında yaşaması ve dünyaya gözlerini kapaması farklı problemlerin de ortaya çıkmasına neden olur.

Aile üyelerinin birbirlerinin güzel örnekliğine ihtiyaçları vardır. Gerek sosyal gerekse dini tutumlarını geniş ölçüde aile içindeki anne-babasının konuşma ve davranışlarından modelleme yoluyla öğrenen çocuklar, hayatının her aşamasında ailesinin şahitleri olarak yaşamaya devam ederler. Gerçekte bu örnek veya şahitlik, çocuğun ruhuna işlemekte, duygularına tesir etmekte ve onu belli bir istikamete yöneltmektedir.

Burada bir hususun daha altının çizilmesi gerekir. Özellikle Müslüman aile modelinin temelini annenin oluşturduğuna dair bir kanaat da vardır ki bu yanlıştır. Çünkü bu bakış açısı bilerek ya da bilmeyerek babanın aileden dışlanması ya da sadece belirli konularda müdahil olması sonucunu doğurur. Anne ve baba insandaki göz ve kulak gibi ikilikte birliği temsil eder. Nasıl ki iki göz vardır ve tek görür, iki kulak vardır ve aynı sesi işitirlerse, anne, baba ve aile de bu birlikteliğin bir tecellisi olarak aynı şeyi görür ve aynı şeyleri işitir. İki kulağın ya da iki gözün olması farklı şeyleri görmek ya da farklı sesleri işitmek anlamına gelmez. İşitilen birdir, görülen birdir…

İdeal aile hem kadının hem erkeğin hem de çocukların sorumlulukları olduğu bir aile modelidir. Bunlar sorumlulukları birbirine devretme ya da yükleme şekline dönüştürülemez. Çünkü bu anlayış eğitimin tek boyutlu olması sonucunu doğurur.

Aile içerisinde baş gösteren ya da gösterebilecek sorunların herkes tarafından duyulması ve çözüme herkesin bilgisi ve gücü nispetince katılabilmesi için aile bireylerinin dinlenilmesi ve aile toplantılarının yapılması gerekir. Bu toplantılarda aile üyelerinin birbirlerini işitmeleri, sorunlarını ve mutluluklarını paylaşmaları, yaşanan durumlar karşısında aile üyelerinin düşüncelerinin alınması genel olarak konuşulabilir

Bununla birlikte aile içinde herkesin birbiriyle doğrudan muhatap kişiler olması gerekir. İletişimin dolaylı yollardan ya da başkaları üzerinden (anne ya da baba vb.) yapılması problemlerin içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olabilir.

Bu aileler de genellikle bir eğitim boşluğu yaşanır. Böyle aileler;

— Uygun şartlar oluşmadan kurulan yuvalarda,

— Hukuki zorunluluk olduğu için bir arada yaşamak zorunda kalınmasında,

— Kişisel eksikliklerde,

— Sorumluluğu üstlenememe gibi durumlarda aile içi iletişim boşluğu yaşanmaktadır.

Bütün aile üyelerinin kendi güçleri nispetinde sorumlulukları olmalıdır. Her bir aile mensubu kendi sorumluluklarını yerine getirme noktasında birbirini cesaretlendirmeli ve birbirine destek vermelidir. Aileler çocukların ve diğer aile bireylerinin başlarından şemsiyeyi çekmedikçe ve onların adına her türlü sorunları çözmeye devam ettikçe onların sorumluluk almalarını beklemek zordur. Çünkü işleri kendisi yerine yapan birileri vardır ve onlar kendi rahatını bozmayacaktır.

Eğer aile üyelerinden biri sizinle bir sorununu paylaşıyorsa lütfen onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyin, sadece ne yapmayı planladıklarını sorun… Onlar adına karar vermekten kaçınmak, kendi görüşlerinizi paylaşmak, atacakları adımların sonuçlarını birlikte değerlendirmek ama seçimlerinde çok büyük bir problem yaratacağını düşünmediğiniz sürece kendi kararlarını kendileri anlamaları noktasında onları cesaretlendirmek ilk elden yapılabilecek şeylerdir. İnsanlar kendi sorumluluklarını üstlenmedikleri sürece her şeyin bir bedelinin olduğunu öğrenmeleri mümkün olmayacaktır.

Elbette ki biz birbirimiz için var olacağız ve birbirimizin şahitleri olarak hayatımıza devam edeceğiz. Ama bunu biz bilinci içerisinde ve birbirimizin haklarına riayet ederek yapabiliriz.

Bu şahitliğin elde edilebilmesi için çocuğun iyi hareketleri övülmeli, olumsuz davranışlara sevk eden hareketler ise ortadan kaldırılmalıdır. Burada asıl önemli olan sadece çocuğun kendisini düzeltmesini beklemek değil, olumsuz davranışı kim yapıyorsa onlarında kendilerini düzeltmelerini sağlamaktır. Büyüklerin kendilerini düzeltmeleri ve alışkanlıklarını terk etmeleri biraz zor olduğu için genellikle çocuklar üzerine yoğunlaşılır ve davranış düzelmeyince de çocuk dövülür. Çözüm çocuğu dövmek değildir. Çünkü:

— Çocuğu dövmek ahlakının bozulmasına ve onun daha da hırçınlaşmasına sebep olur.

— Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz, katı olur.

— Dövülmek, çocukta anne-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu düşünmez, kendini suçlu görmez, kendini döveni suçlar.

— Dövülen çocuk, kızdığı zaman, o da şiddete başvurur, bir başkasını döver. Böylece dayak vicdanlı olmaya değil, saldırganlığa sebep olur.

Şu gerçeği bir daha hatırlayalım: İnsanın fıtratında Musa da olmak vardır, Firavun’da olmak... Çocuklarını iyi yetiştirenler Musalık yönlerini ortaya çıkarırlar.

Mevlana: "Ey Salik! Musa ve Firavun, senin varlığında mevcuttur. Bu iki hasmı kendinde aramak gerek" der.

Bunun için ailede öyle bir eğitim seferberliği başlatmalıyız ki, onların yetmediği noktada özel eğitim devreye girsin. Bu eğitimin amacı aile üyelerini her alanda yetiştirmeye çalışmak ve onu artık sağlıklı kararlar verebileceği noktaya gelinceye kadar takip edip yönlendirmek olsun… Eğer hedeflenen sonuca ulaşılmak isteniyorsa, mutlaka her çocuğun ailesinin de özel eğitime alınması gerekir. Zira çocuğa, gerek ahlaki eğitim, gerekse manevi eğitimde başarılı olması için ilk hocalık görevini ailesi üstlenmelidir. Çocuğun ilk öğretmeni, anne ve babasıdır. Çoğu yazarın hayatı okunduğunda “ilk eğitimini ailesinden aldı” ifadesiyle karşılaşmak bir tesadüf olamaz.

Ailemizin şahitleri olarak aile üyelerinin hepsi birbirine emanettir. Onların temiz kalbi saf ve kıymetli birer cevher gibidir. Bu cevheri işlemek ve korumak hepimizin sorumluluğudur.

Unutmayalım ki her kim ailesini korumak ve Allah’ın rızasına uygun bir şekilde onların İslami hayatını yaşamaları için mücadele ederken ölürse ya da öldürülürse, o şehittir.

*Tirmizi, Diyat 22; Ebu Davud, Sunnet 32; Nesai, Tahrim 22; İbnu Mace, Hudud, 21


  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :