Kâbe’nin Rabbine Kulluk Etmek Ne Demektir?

“Kureyş'i alıştırdığı için,

Kış ve yaz yolculuklarına,

Bu evin Rabbine kulluk etsinler.

Çünkü Allah onları yedirip açlıktan kurtardı ve onları korkudan güvene kavuşturdu”(Kureyş,1-4)

 

Rabbimiz olan Allah, kulu İbrahim ve oğlu İsmail’e (as) Mekke’de Kâbe’yi inşa ettirerek onu muharrem (hürmetli/değerli) kıldı. Mekke, coğrafi açıdan hiçbir güzelliğe sahip olmadığı gibi, tarıma elverişli bir yer de değildir. Fakat buna rağmen Allah Kâbe üzerinden orayı çok değerli yaptı. Kâbe’nin Allah’tan aldığı bu değerden orada yaşayanlar da istifade etmektedirler. Orada yaşamanın Allah katında zerre kadar bir artısı olmasa da, dünya hayatında orada yaşamanın diğer Müslümanlar açısından bir iltifata yol açtığını inkâr edemeyiz.

Kureyş, Mekke’de büyük bir kabilenin ismidir. Allah bu surede Kureyş kabilesinin şahsında tüm Mekke halkına hitap ediyor. Mekke halkı ticaretle geçimlerini sağlamaktadırlar. Yazın kuzeydeki Şam tarafına, kışın ise güneydeki Yemen tarafına ticaret seferleri yapmak suretiyle geçimlerini sürdürmektedirler. Allah bu şekilde onları doyurduğu gibi, Mekke’nin hatırına güven içerisinde yaşamalarını sağlamaktadır.

İşte Allah, Kureyş suresinde bu nimetleri hatırlatarak bütün bunlara sebep olan, gözlerinin önündeki Kâbe’nin Rabbine kulluk etmelerini emrediyor.

Bu sure Kureyş’ten ve Kâbe’den bahsettiği için sadece Kâbe’nin çevresinde yaşayan insanları ilgilendiriyor zannedilmesin. Tam tersine orası yeryüzünde vahyin indirildiği pilot bölge olduğu için “Kureyş” ve “Kâbe” sembolik ifadeler olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla, Kâbe gösterilerek oradaki insanlara “Sizin için büyük bir nimet olan şu Kâbe’nin Rabbine kulluk edin” denilirken, aynı zamanda tüm insanlara evrensel bir mesaj olarak, “Dünyanın neresinde yaşıyor olursanız olun gözünüzün önünde ve hayatınızda kullandığınız nimetlerin sahibine kulluk edin” mesajı verilmektedir.

Kısacası, Kureyş suresindeki “Şu evin(Kâbe’nin) Rabbine kulluk edin” ifadesini yeryüzündeki diğer insanlar için “Hayatınızdaki nimetlerin Rabbine kulluk edin” şeklinde anlamak gerekir. Kâbe’nin Rabbine kulluk etmenin bu anlamı taşıdığına inanıyorum.

Allah ömürde bir defa da olsa imkânı olan Müslümanlara Kâbe’yi ziyaret etmeyi farz kılmıştır. Bunun dışında Müslümanlar umre ziyaretlerine de oldukça büyük önem vermektedirler. Bundan dolayıdır ki dünyanın her tarafından milyonlarca Müslüman gerek hac ve gerekse umre sebebiyle Kâbe’yi ziyaret etmektedirler. Bunun orada yaşayanlara müthiş bir maddi getirisi vardır. Kâbe olmasa kimsenin ziyaret edeceği hiçbir turistik özelliği olmayan Mekke’ye tabir caizse Kâbe üzerinden oluk oluk para akmaktadır. Daha petrol üzerinden gelen paralardan bahsetmiyorum. Üstelik ziyaretçinin olmadığı bir an bile yoktur. Dünyanın en önemli turistik bölgelerinin dahi bu kadar ziyaretçisinin olmadığını düşünüyorum.

Tarıma elverişsiz ve hiçbir özelliği olmayan Mekke’nin Kâbe sayesinde maddi açıdan dünyanın en verimli bölgesi olması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken Allah’ın en önemli ayetlerinden biridir. Peki, orada yaşayanlar bunun farkındalar mı? Farkında olmadıklarına dair elimizde o kadar çok gerekçe var ki… Ayrıca bu kadar geliri nerelere harcıyorlar? Neler yapıyorlar?

Bu konudaki bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum:

 

1-Bir takım Arap şeyhlerinin dudak uçuklatan servetleriyle dünyanın önemli yerlerinden mülkler satın alarak, kendilerine ait özel uçakları sayesinde çocuklarıyla birlikte nasıl debdebe içinde yaşadıklarını zaman zaman medyaya düşen haberlerden öğrenmekteyiz. Daha geçenlerde bir Arap kralının oğlunun çılgınca sürdürdüğü hayatından bazı kareleri medya organları paylaşmıştı. Kısacası, dünyanın bir çok yerinde Müslümanlar sefalet ve zulüm içinde yaşarken Kâbe’nin gelirleri sayesinde dünya hayatını çılgınca yaşıyorlar.

2-Bir kısım Arap şeyhleri ellerindeki servetlerle Dubai gibi o coğrafyanın önemli yerlerinde dünyanın “en” lerini inşa ederek birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bu sayede dünyanın en yüksek gökdelenleri ve yedi yıldızlı en lüks otelleri orada inşa edilmektedir.

3-Arap ülkelerinden ve Arap şeyhlerinden birçoğunun servetlerini Müslümanlara ve dünyaya zulmeden emperyalist Amerika ve Batıdaki bankalara yatırdıklarını biliyoruz. Bu anlamda Kâbe’nin geliri Müslümanlardan çok onlara düşmanlık edenlerin işine yaramaktadır.

4-Mısır’da 2013 yılında Amerika ve Batı’nın desteğiyle seçilmiş hükümete ve Müslümanlara darbe yapıldı. Bu darbenin hemen ardından Arabistan Kralı Abdullah b. Abdülaziz tebrik mesajlarıyla birlikte beş milyar dolarlık yardımı darbecilere göndermekle darbeye destek vermiştir.

5-Amerika Büyük Ortadoğu Projesi için Irak’ı işgal edip yürüttüğü tüm emperyalist ve terörist çabalarının faturasını başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm Arap ülkelerine ödetmektedir. Ayrıca Kâbe’nin olduğu Arabistan coğrafyası Müslümanların yaşadığı bir coğrafya olmaktan öte adeta Amerika’nın bir eyaleti gibi yönetilmektedir. Kısaca bugün Kâbe emperyalist güçler tarafından modern bir şekilde işgal edilmiştir, denilebilir.

6-Geçen ay, -2017’nin eylül ayında- Kâbe imamlarından Südeysi’ nin adeta Müslümanların bağrına bir hançer gibi saplanan şu açıklamasına ne diyeceksiniz?

“Amerika ve Arabistan dünyanın iki kutbudur. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar”

Açıklamayı Kur’an perspektifinden düşünürsek net bir şekilde Amerika’yı dünyanın Rabbi olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Bir insan kimi Rab olarak görürse kulluğunu ona yöneltir, ona boyun eğer.

Kâbe’nin imamlığını yapan Sudeysi eğer Kâbe’nin Rabbine kulluk etmeyi emreden Kureyş suresini anlamış olsaydı, şirk kokan o açıklamayı yapmazdı. Kur’an’ı güzel okumak ayrıdır, onu anlamak ayrıdır. Hem Kur’an’ı en iyi şekilde anlayanların, Kur’an’ın dilini bilen kimseler olması gerekmez mi? Fakat Kur’an’ı anlamak için sadece onun dilini bilmek yetmiyor. Onun üzerinde ayrıca düşünmek ve özümsemek gerekiyor.

Kureyş suresinin mesajıyla Sudeysi’nin açıklamasını yan yana koyarsak herhalde şöyle bir mesaj çıkartmak gerekir: Ey Sudeysi! Dünyanın Rabliğine kalkışmış Amerika’ya kulluk edeceğine, imamlığını yaptığın Kâbe’nin Rabbine kulluk et!..

Burada bir özeleştiri yapmak gerekirse, biz Müslümanlar Kur’an’ın manasını yücelteceğimize güzel sesi yücelttik. Bu yüzden Kur’an’ın lafzını güzel sesiyle ve makamla okuyanları yücelttik. Böyle olunca başka neyle karşılaşacaktık? Böyle giderse ağzında güzel Kur’an sesi, ama kafasının içinde Allah’tan başkalarını Rab olarak gören düşünceyi taşıyan Kur’an okuyucularını daha çok göreceğiz, Allah korusun…

 Allah’ın büyük bir nimeti olan Kâbe’nin gelirlerinin nerelere gittiği konusunda bir fikir sahibi olduktan sonra,  buradan hareketle demek isterim ki, Allah’ın farz kıldığı bir seferlik haccın dışında fazladan hacca ve umreye gidenler bir kez daha düşünmeliler…  İbadet amacıyla fazladan gidilen hac ve umre acaba bizlerin mi, yoksa daha ziyade emperyalist güçlerin ve onların güdümünde olanların mı işlerine yarıyor? Şüphesiz bu yaklaşıma, konuya sadece ibadi açıdan bakanlar itiraz edeceklerdir…

 Kardeşlerime derim ki, İslam sadece ibadi bilinci öngörmez. Aynı zamanda siyasi bilincin de birlikte olmasını emreder. Üstelik siyasi bilincin en yüksek olduğu ibadetin de hac ibadeti olduğunu belirtmeliyim. Eğer biz ibadi ve siyasi bilinci birbirinden ayırıp sadece ibadi bilinçle hareket edecek olursak, böyle bir din anlayışından İslam düşmanlarının çok memnun olacağını, bizlerin de sömürülmeye müsait olacağımızı esefle belirtmeliyim.

Üstelik içinde bulunduğumuz şartlar gereği yurdumuzda emperyalizmin zulmünden kaçarak bizlere sığınan milyonlarca aç ve muhtaç kardeşlerimize yardım etmenin farz olduğu gerçeği dururken, nafile olarak yapılan hac ve umreye verilen paraları bir kez daha düşünmemiz gerekir. Ben bir Müslüman olarak Allah’ın bize fazladan hac ve umreye gittiğimizi değil, bize sığınan muhtaçlarla ilgilenip ilgilenmediğimizi soracağına inanıyorum.

Burada “hem muhtaçlara yardım edelim, hem de fazladan hac ve umreye gidelim” diyenler olabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse bu görüş, hem bize sığınanlara, hem de onları bu hale getirenlere yardım etmek gibi bir çelişkiyi barındırıyor.

Kısacası söylemeye çalıştığım “fazladan hac ve umreye gitmeyelim” tavrı, bana göre sizin de onayladığınız Kâbe’yle ilgilenenlerin yanlış tutumlarına karşı bir tavırdır ve muhalefettir.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :