KÂBE’DEN KUDÜS’E BİN SELAM

Tam yüzyıl oldu… Yani bir asır…

1917-2017… Yüzyıllık fetret bitmedi… Asırlık hasret hâlâ içimizi acıtıyor…

Yüzyıllık parantez ne zaman kapanacak, bilmiyoruz…

Evet, Kudüs’ den bahsediyorum…

Kudüs bizden alınalı, Kudüs bizden çalınalı tam yüzyıl olmuş…

Kudüssüzlük kaderimiz mi yoksa kusurumuz mu?..

Kudüs bir hak ediştir…

Kudüssüzlük bir sonuçtur; hangi günahlarımızın, ihmallerimizin, ihtilaflarımızın, inhiraflarımızın, isyanlarımızın sonucu?

Kudüs neden düştü?

Aslında Kurtuba neden düştü ise, Kudüs’te aynı nedenlerle düştü…

Belki bu konuda onlarca nedenden bahsedilebilir… Ama ben iki nedeni öne çıkarmak istiyorum:

Bir; Ümmet olarak birbirimize düştük…

İki; dünyanın peşine düştük…

İşte o zaman Kurtuba da, Kudüs’ de düştü…

Davanın peşine düşmesi gerekenler, canlarının derdine düştü… Düşük profilli bir Ümmet, düştüğü yerden nasıl kalkacak?..

Rabbimiz uyarıyor:

‘’Birbirinize düşmeyiniz. Dağılırsınız; kuvvetiniz, rüzgârınız, heybetiniz gider.’’(Enfal, 46)

Evet, kuvvetiniz gider… Kurtubanız da gider… Kudüsünüz de gider…

Şii-Sünni… Selefi-Sûfi… Gelenekçi- Yenilikçi… Arap-Acem… Türk-Kürt… Alim-Aydın… Mektep-Medreseli…

Bu kavga bitmeden Kudüs zor kurtulur…

İç kanamalarımızı durdurmadan, Kudüs’ deki kanın duracağını sanmıyorum…

Şii-Sünni birbirinin mescidini hedef alırken Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü bize nasip olur mu, zannetmiyorum…

Kudüs’ün fetreti ne zaman biter?

Tefrika, taassup, tartışma, teferruat, taklit biterse Kudüs’ün talihi değişir…

Caydırıcı bir gücünüz yok, kim sizi kaale alır ki?.

Cılız tepkiler, pasif eylemler, sönük söylemler sonuca etki etmiyor…

Siyonist tehdit ve tehlike her geçen gün, bir önceki güne göre daha yakın...

Ümmet ümmet olsaydı, bugün Kudüs bu halde olmazdı…

İslam coğrafyası böyle acılar içinde kıvranmazdı…

Yitik coğrafyamız birer can pazarı…

İşte Irak, Suriye, Yemen, Mısır, Libya, Arakan, Somali, Doğu Türkistan, Filistin…

Vahşet, dehşet, cinayet, hıyanet hep diyarı İslam’da…

Âlemi İslam’ın gaflet ve ataleti, işbirliği yönetimlerin cinayet ve ihaneti bitmeden Kudüs çilemiz bitecek gibi değil…

İsrail’in pervasızlığı, bizim pasifliğimizden kaynaklanıyor…

Yaşanan acıları yorumluyoruz, yorum ötesi görevlerimize bir yol edinmiyoruz…

Mescidi Aksa vuruluyor, ama hâlâ üzerimizde bir vurdumduymazlık var…

Anlaşılan o ki, yüreklerdeki işgal sonlandırılmadan, Kudüs işgali bitmeyecek...

Artık şunu itiraf etmeliyiz; Kudüs dosyamız kabarık… Biz seyrettikçe, suskun kaldıkça sabıkamız artıyor, sicilimiz bozuluyor…

Şimdilerde Kudüs üzerinden samimiyet testinden geçiyoruz…

İmanımızın sağlaması yapılıyor…

Nerede Kudüs hassasiyeti, hamiyeti, sadakati?..

Kudüs bizim mukaddesimiz, mahremimiz değil mi?

Kutsalımıza tecavüz var.. Bu durum da var mıyız?..

Bunca gecikmişliğe rağmen hâlâ geçiştirecek miyiz?

Filistin dramı, Ümmetin durumunu resmediyor…

İsrail ateşle oynuyor, nabız yokluyor, tepkileri ölçüyor…

Sonuçta ne Siyonistlerin kahpelikleri ne de Kudüs’ün kahrı bitmiyor…

Görünen o ki, Kudüs vebalimiz büyüyor…

Şimdi Kudüs’e veda değil, vefa zamanı…

Kudüs ateşten bir gömlek olsa giymek zorundayız…

Çünkü Kudüs namustur, onurdur… Kudüs’e kayıtsız kalamayız…

Kadim Kudüs’le kader bağımız var…

Kudüs düştüğü günden beri yüreklere ateş düştü…

Çünkü Kudüs’ü gönüllere gündem eden Kur’an’dır.  Enbiyanın ayağı o topraklara değdi… Nebilerin yüreği orada attı…

Ümmetin sancağı, otağı, ocağı orada…

Müslümanların arşı âlâya açılan kapısı… Tüm insanlığın aynası…

Süleyman’ın mührü, Davud’un sesi, İsa’nın nefesi, İbrahim’in soluğu, Muhammed’in izi orada…

Kısacası Kudüs kırmızı çizgimiz… Alın yazımız… Yürek sancımız…

Kudüs’e sahip çıkmak sadece sıkılı yumruklarından ve ellerindeki taşlardan başka hiçbir silahı olmayan Filistinli çocukların görevi değildir…

Kör ve sağır kesilen bir dünya da artık uluslararası hukukun, teamüllerin, deklarasyonların, zirvelerin, antlaşmaların hiçbir hükmü yok…

Kudüs Müslümansızlaştırılırken, Müslümanlar sessiz kalamaz…

Göğsümüzdeki vicdan azabı, alnımızdaki yüzyıllık utanç, kalbimizde biriken öfke sonuca götürücü bir eylemliliğe bizi götürebilmeli artık…

Aliya’nın umutlarımızı dirilten uyarısı ile hareket etmeliyiz: ‘’Şükürler olsun ki, tarihe Allah hükmediyor. Bize elimizden geleni yapmak düşüyor…’’

Değil mi ki, Allah -azze ve celle- Davud’un elindeki sapan taşı ile tarihe hükmetti; Calut’u yok etti, Kudüs’ün yolunu açtı…

Gün oldu Ebabillerin attığı küçücük taşlarla tarihe hükmetti; Kâbe’yi Ebrehelerden korudu…

Gün oldu, Bedir’de Hz. Muhammed’in pak elleri ile attığı çakıl taşları ile Ebu Cehillerin işini bitirdi…

İşte Filistin İntifadası ruhunu bu gerçeklikten alıyor… Gazze’nin direniş bilinci bu kodlardan besleniyor…

Evet, bize elimizden geleni yapmak düşüyor…

Ama önce bir Kudüs rüyası görmemiz lazım… Rüyası olmayanın kâbusu bitmez… Rüyalarımızdan bile korkuyorlar, ipotek koymak istiyorlar…

İki, rüyaların gerçekleşmesi için uyanış lazım...

Üç, gerçekleşecek rüyaların ödenecek bedelleri vardır…

Kudüs’ü kim taşıyabilir?

İdrak, yürek, bilek bileşkesini doğru kullananlar… İrade, iddia ve ideal sahibi olanlar…

Şayet biz de İmran Ailesinin adanmışlığı, Ömer (ra) in adaleti, Süleyman(as) ın asaleti, Davud(as) un ahlakı, Selahaddin Eyyubi’nin aşk ve aksiyonu varsa Kudüs’e yürürüz…

Bir şey daha var:

Biz modern zamanların Müslümanları olarak ‘’Yahudileşme Temayülü’’ nü yenmeden Yahudi ile olan savaşımızdan sonuç alamayız…

İçimizdeki İsraillileşenlerle yüzleşmeden Kudüs’ün yüzünü güldüremeyiz…

Din algımızı bid’at, hurafe ve İsrailiyattan arındırmadan sağlıklı adımlar atamayız…

Mescidi Aksa’nın bizim için bir ‘ağlama mescidi’ ne dönmesini istemiyorsak, şimdiden ayağa kalkmalıyız…

Elimizden geleni yaparak ilk adımı atmalıyız…

Tarihe hükmeden Allah(cc)’ dır.  


  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :