İlahiyat Fakültelerini Kampüslerin Merkezine, Medreseleri de Şehirlere Taşımalıyız

1.Bizim ve aslında dinini ciddiye almış her grubun(yapı, cemaat ve topluluk adına ne demek gerekirse) davalarına gönül vermiş insanlarla beraber kendilerini ve hitap ettikleri kesimi eğiten programları vardır. Bir davaya mensubiyet duygusu taşıyan fert, mevcut Müslümanlar arasından farklı bir misyonla  çıkıp toplumu dönüştürmek istiyorsa ister istemez muhataplarına bir şeyler vermesi lazım bu bakımdan. “Umran” olarak bizler en başından yola çıktığımızda, hem kendimizi hem de Müslüman kardeşlerimizi yetiştirmek için yola çıktık. Bu bakımdan temel ilkemiz; Müslüman bir birey ve bu bireyler aracılığıyla Müslüman bir toplum oluşturmaktır.

Büyük oranda eğitim çalışmalarının ana müfredatı Kur’an oldu. Kur’an’dan kastettiğimiz vahyi anlamak, yaşamak ve aktarmak anlamındadır. Sadece lafzi bir eğitim değil, güç ve imkânlarla ondan anladığımızı onun insan, mümin, toplum anlayışı ile bir eğitim haline getirip aktarmak.

Kur’an’ı, esasında vahiy sürecinde tamamlandıktan sonra da müminleri eğitip yetiştirmek için ana kaynak olarak görüyoruz. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki; bir noktadan sonra İslam toplumunda hizipler ve fırkalar çıktı ve hiziplere göre anlayışlar gelişti. Değişen dengelerin de beraberinde getirdiği bir gerçek var ki; artık ümmet ayağa kalkmak istiyorsa, Müslüman olduğunu söyleyen her mümin her iman etmiş kişi Kur’an’la şuurlu Müslümanlar tarafından eğitilmeli. İslam’ın, teslimiyetin, imanın sadece sözlü kabul olmadığının bilinci içerisindeyiz. Bu noktada, kabulün sözden gerçeğe dönmesi için bütün müminlerin bu şuurla eğitilmesi gerekmektedir. Yani bir insanın iman ettiği dinin gereklerine vahiy penceresinden bakarak ulaşması lazım. Başka çıkar yolumuz yok ve herkes Kur’an’la eğitilmeli ki bu eğitimden sonra öne çıkanlar hak davasını diğer nesillere taşıma gayreti içerisine girebilsin. Dünyayı,  hayatı, çevreyi, mücadeleyi, dostu, düşmanı Kur’an’dan tanımamız gerekir. Gençlere bunu verme çabası içinde olduk, temel ilkemiz de bu oldu. Kur’an’ı ve sünneti muhataplarımıza kavratma çabası içinde olduk; Allah’ı, Kur’an’ı, Resulü ve kendimizi ciddiye alıp toplumu da ciddiye almaya çalışıyoruz.

Sorumluluk kuşanan Kur’an’ı ve Resulü gücü yettiği kadar anlayıp kavrayan, dünyayı ve Türkiye sistemini anlayan, aynı zamanda vahyi hayat sistemi haline getirip gereğini yapan ve kafa yoran hakkın şahidi olan bir nesil hepimizim amacı olmalıdır. Akleden ve düşünen, Kur’an ve kâinat üzerine düşünen, yarınlarda ümmeti asırlardır süren sorunlardan kurtaracak kadroların bir modelini ortaya koymanın kurtuluşun anahtarı olacağına inanıyoruz.

Beşeri olmaktan mütevellit eksik olsak da şahit olmalıyız. Bakara suresinin 143. ayetinde Allah bize insanlara örnek ümmet olmamızı emrediyor. Bu ayetin gereklerini yerine getirmeye çalışmamız, böyle bir toplum oluşturmak temel amacımız… Bu bağlamda, İslami model müminlerin kuracağı vahye uygun bir beşeri modeldir. Mağlubiyet ve yıkımı bitirecek çağları aşan ve toplumsal ahlaki çöküntülerin ayyuka çıktığı Batı hayat tarzı ve bu tarzın oluşturduğu dinin karşısında umut olabilecek sistemi kuracak insanı yetiştirmek arzusundayız. Akif “Asım’ın Nesli”,  Seyyid Kutub ” Vahye uygun Kur’an nesli”  derken bu nesli kastetmiştir. Ayrıca davetçinin “öteki” hayat tarzını da bilmesi gerekir, onları bilmezsek boşlukta kalırız. Tüm insanlık tebliğin muhatabı ve onlara tebliğ etmek için onları tanımamız lazım; davet kapsamı içinde dünya görüşlerini, ideolojileri, dinleri ve toplumları tanımak zorundayız…

 

2.Bunlar iç içe olan konular eğitim faaliyetleri içinde bizlerin muhataplarımızın farklı geleneklerden gelen insanlar olduğunu bilmek durumundayız. Türkiye şartlarında dinini ciddiye alan insanları öncelikli muhatap almak zorundayız. Kimse mükemmel olduğunu iddia etmemeli çünkü Kur’an insana haddini bildirir. Ancak her çalışma yapan yapının kapsamında olan farklı insan tipolojileri bulunmakta. Bu durumda kimi esnaf ve geniş halk kitleleri ile kimi üniversite mezunlarını kimi de öğrencileri önceliyor. Aslında seçim değil, böyle insanlar geldiği için yapılar da bu bağlamda şekilleniyor. Biz öncelikle karşı karşıya oluğumuz kesimi tanımaya çalışıyoruz. Bu noktada karşımızdaki insanın mesafe kat etmesine yönelik tedrici bir yöntem izlemekteyiz. Bazı eğitim programları, bu siyaset ya da ekonomi gibi konularda da olabilir, uygulanırken temel referansımızın vahiy olduğunu göz ardı etmeden bir eğitim programı oluşturmaya çalışmaktayız. Bunu anlatırken yine karşımızdaki insanı tanımanın önemi karşımıza çıkıyor. Bahsettiğimiz mevzu kolay bir sorumluluk değil, onu uygulayabilecek uygun bir nesil olmalı. İhtiyaca göre aktarım yapmalı.

Her kesime ihtiyaca göre eğitim vermeye çalışmaktayız. Örneğin yorucu işlerle ilgilenen arkadaşların muhatap alındığı dersin bazen yarım saatlik hasbihallerle yormadan bir nebze de olsa rahatlatacak şekilde bir etkiye sahip olması lazım.

Türkiye toplumunu oluşturan unsurlara baktığımız zaman şuurlu Müslümanlar hassasiyeti az olanlar Müslümanlar. Müslüman olmakla beraber inkâr etmeyip Allah’ın emir ve yasaklarına uygun yaşamayan insanlar... Az sayıda Hıristiyan, Yahudi,  çok ciddi sayıda Ateizmi benimsemiş ya da inkâr içinde gezen insanlar… Ve laik hayat tarzını din gibi benimsemiş insanlar davar. Ayrıca ne düşündüğünün önemi olmadan genel olarak rahat yetişmiş gençler var toplumumuzda, 15 milyonu aşan eğitim alan nesil var ülkemizde. Bu kadar farklı muhatap kesimle karşı karşıyayız. Bu bakımdan en çok bu alanda zorlanılıyor en büyük problem de bu. Yeni nesle nasıl ulaşmak gerektiği sorunu…  Bu neslin kötü olmasından değil, neslin gereklerini bilememekle ilgili bir problem… Bu gençlere ulaşmak, problemlere çözüm bulmak, itiraz, arzu ve hayallerini öğrenmeye çalışmak durumundayız. Bunları tespit edip buradan devam etmek gerekiyor. Her halde büyük yanlışlar yapıyoruz şöyle ki; kafamızdaki doğruları uygun görüp belki de zaman zaman dayatıyoruz ancak karşıdaki insanın derdinden bihaber oluyoruz bu bakımdan teşhis ve tedavi çok önemli.

Din eğitimi yapan arkadaşlar İlahiyat Fakülteleri ve Medreselerde çok büyük yanlışlarımız var. İmam Hatipli “bana dinden bahsetme” diyorsa bir yanlışlık vardır burada…  Din dersi seçmelilerinin az olması insanı tanımamamızdan kaynaklı. Bilmeyen birine üst perdeden anlatmaya başlarsan nefret ettirirsin. Önce sevmesini, muhabbet duymasını sağlamalıyız ki teşhis doğru olsun ve tabi bu teşhisle beraber tedavi de doğru olabilsin.  “Bizim yanlışlarımız ne?”, sorusunu cevaplamalıyız. Okuldaki davet ehli bir öğretmenin öncelikle mümin bir karakterin nasıl olması gerektiğini göstermeli, daha sonra İslami terbiye ve eğitime başlamalıdır.

 

3.Izdırab ve şikâyet var çalışıyoruz ama karşılığında İslam’ın hâkim olduğu bir toplumu görmemekteyiz. “Kur’an, siyer, hadis, sünnet bugüne nasıl yansımalı?” sorusuna cevap veren bir eğitim modelini etkili bir şekilde uygulayan çok kimsemiz yok. Aynı zamanda eğitim modelleri tek tip olduğu için hayata tekabül etmiyor. Sadece dindar kökeni olan kesime hitap ettiğimiz için hayata yansıyamıyoruz. Eğitim kadroları kadar eğitimcilerin de yeterli olmaması gerekli şuuru veremiyor. Bu durumda özellikle İlahiyat Fakültelerinin ve Medreselerin kahir ekseriyetinin yetiştirdiği eğitimciler, hayattan kopuk tek tip eğitimci oluyorlar. Bu aşamada İlahiyat Fakültelerini kampüslerin göbeğine, medreseleri de şehirlerin işlek yerlerine taşımamızın gerekli olduğu kanaatindeyim. Çünkü din eğitimi veren kurumlar toplumla yüzleşmeli, bunu yapmadıkça hayata nüfuz edemeyiz.

Son olarak değinmek istediğim nokta, Allah’ın insana verdiği yeteneği fark edip ona göre eğitim vermeliyiz ki toplumda ve hayatta ciddi bir yansımamız olsun. Allah insanlardaki farklılıkları enfüsi ayet olarak bildiriyor. İnsan yetiştirme ideali içinde olan kurumlar kişiye yapabileceği işe göre eğitim vermeli ona göre yönlendirmeli. Yetenekleri bastırırsak hiçbir şeyi tam anlamıyla yapamayan gergin bir toplum haline geliriz. Vasıfları ortaya çıkarmalıyız. Biz eğer bir bahçe olarak var olmak istiyorsak her türlü meyve ve çiçeğin olduğu rengârenk bir bahçe olmalıyız. Bir grup bunları bastırıp herkesten aynı şeyi bekliyorsa bize ihanet ediyordur. Dini hayattan kopuk okumayacağız çünkü düşünen akleden insanla yoluna devam edebilir İslami hareket…


  • Sayı: 165
  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :