Hz. Eyyub: Küreselleşmenin Aczi

AHMET GÜNHAN

Güncel

Corana Virüs salgını nedeniyle içinden geçtiğimiz süreç Eyyüb (a) kıssasını hatırlamamıza neden oldu. Başımıza gelen her hayır ve şerrin Allahtan geldiğine inanırız. Başımıza gelen hayır ve şerde şeytanın kalbimize attığı olumsuz duygulara kapılmamak şiarımız olmalı. Sosyal medyada olanlar ve olabilecekler hakkında çok sayıda komplo teoriler ortaya atılmakta. Şer odaklarının planlarını öğrenmeliyiz. Onlardan korkmadan kendi planımızı yapmalıyız. Nimete sahipken ve yitirdiğimizde nasıl davranacağımız hususunda bir eylem planımız olmalı. Bu planı uygularken kul olduğumuzu asla unutmadan, Allaha sığınma ve ondan yardım isteme konumunda olmalıyız.

Bu süreç, her şeyi yaratan ve elinde tutan ama görmediği rabbine karşı sorumluluğunu yapmayan insanın, mikroskobik görünmez bir varlık karşısında ne kadar aciz duruma düştüğünü gösterdi. Atomu parçalama, uzaya yolculuk yapma gibi bilimsel çalışmaların yapıldığı bir dönemde gelinen bilimsel düzeyin ne denli acze düştüğünü gösterdi. Yine ön plana çıkarılan çağdaş kavramlara inancı zayıfladığı, dünyayı yöneten kurumların ve sistemlerin yaşanan olaylar karşısında acze düştüğüne ve bunlara karşı güvenin kaybolduğuna şahit olduk. İnsan eliyle daha müreffeh bir yaşam için genler ile oynanması sonucu GDO lu ürünler, fosil yakıtların oluşturduğu kirlenme sonucu ozon tabakasının delinmesi ve küresel ısınma neticesi yerde ve gökte neslin ve harsın bozulması çalışmaları sonucu bunların neticesi insanlığı bumerang etkisi yaparak tehdit eder duruma geldi.

Kimliği

Eyyub (a)’un ismi Kur’an’ı Kerim’de dört yerde geçer. Bu dört yerden ikisinde sadece ismi anılır. Hakkında Kütübü Sitte’de tek bir hadis vardır. Kur’an, ayrıntıya girmeden kıssayı özet halinde verir. Diğer kıssalara göre daha mücmel olmasından dolayı, mufassallaştırma gayesiyle diğer dinlerden ne duyulmuşsa doğruluğu araştırılmadan alınmış. Kur’an ve hadislerde, Eyyub (a) hakkında ayrıntılı bilgi bulamayanınca, İslam dış kaynaklardan alıntı yapılmış, kıssadaki boşluklar doldurulmuştur. Bu nakiller, Kur’an’daki Eyyub’u (a), efsanevi bir kişilik haline getirmiş, farklı bir şahsiyet ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın asıl mesajı olan “beşer” ve “resul” olan “örnek kişi”liğinden uzaklaştırılmıştır.

Kur’an’da yer alan resul kıssalarının daha iyi anlaşılması için bir metot ortaya koymayan İslam âlimleri, bu eksilikten oluşan açık sayesinde, efsanevî rivayetle süslenmiş bir Eyyub kıssası oluşmuş. Yapılması gereken, Kur’an ayetleri ışığında bir usul izlenmesi, kıssanın mufassal hale getirilip, tevhidi unsurlar örtülmeden “beşer-resul” peygamber örneğinin ortaya konulmasıdır.

İslam kaynaklarında Eyyub (a), İbrahim (a) soyundan geldiği öne sürülür. Kur’an, onu İsrail oğulları resulleri silsilesi içerisinde sıralar. Yaşadığı varsayılan bölge, İbrahim (a), İshak (a) ve Evs neslinden gelenlerin yaşadığı yerdir. F.Razî, onun İshak’ın (a) neslinden olduğu kanaatindedir. Baba tarafından, İshak (a), ana tarafından Lut (a) dayandığını belirtir. Milliyeti konusunda, adının geçtiği (Nisa: 163 ve En’am: 84) ten İbrani olduğu söylenir. M. Esed, onun, “Nabatî” kökenli bir Arap olduğu kanaatindedir. Arap ifadesi, inanç yönünden değil, ırk olarak tanımlamak içindir. “Nabatlılar” Suriye çölündeki ve kuzey Arabistan’daki Araplarla aynı köktendir. Eyyub (a), Arap etnik kökenli olduğu kabul edilse de din olarak tıpkı Hz. İbrahim (a)ve Şuayb (a) de olduğu gibi Yahudi’dir. 

Yaşadığı yer

İslam kaynaklarında Eyyub’un (a) kim olduğu, yaşadığı dönem ve mensup olduğu, milleti konusunda farklı görüş vardır.  Bilim adamlarına göre Eyyub(a), İbrahim(a)’den sonra Edom ülkesiyle Arap çölü arasında kalan Saîr dağının güney doğusunda verimli bölgede yaşamıştır. İslam âlimlerinin ekseriyeti, onun yaşadığı yerin bu günkü Ürdün ile İsrail sınırları içerisinde kalan; Edom adı verilen; güneyde Akabe körfezi ile Gazze arasındaki yerleşim bölgesi olduğu kanaatindedir. Eyyub’un(a), İshak(a) soyu Esav kolundan geldiği varsayıldığında; Esav soyunun yaşamış olduğu Edom bölgesi yani Filistin’in Güney doğu’su Eyyub’un (a) yaşadığı yer olmalıdır.

Etnik aidiyeti

Eyyüb’ün (a) etnik kökenini tespit etmek için Yakub (a) kadar gitmek gerekir. Yakup (a), İshak’ın (a) oğlu olup, Esav adında bir ikiz kardeşi bulunur. Esav, tüm ailesini yanına alarak Kenan diyarının güneyi olan Negev çölüne yerleşir. Bu yüzden oranın adı daha sonra, Esav’ın lakabına binaen Edom (kızıl) olarak anılır.

Esav’ın soyunun yerleşerek çoğaldığı Edom ve çevresindeki topraklar, süreç içinde Araplaşır. Esav, İbrani karakterinden arınır ve o bölge yakınında yerleşik Nabatî toplumu ile karışır. Tıpkı İbrahim’in (a), Hacer’den olan oğlu, İsmail'(a) de olduğu gibi. İbranî olan İbrahim’in(a) oğullarının nesli, Kenan topraklarından ve İshak soyundan tecrit oldukça Araplaşmıştır. Eyyub (a), isminden anlaşılacağı gibi Yahudi değil Araptır.

Dini

Kur’an, Eyyub’u (a), İsrail oğulları silsilesi içerisinde sıralar. [Nisa/163] Eyyub (a)  ibadet şekli olarak emredilen “yakmalık sunu” ibadeti; İbrâni kökenli İbrahim’i dinin, onun soyundan olan resullerin uyguladığı bir ibadet şeklidir. Filistin’in Nablus şehrinde yaşayan Samirî “Yahudi”lerince hala uygulanan bir ibadet şeklidir.

Eyyub’un (a), İbrahim (a)in oğlu İshak, İshak (a) ın oğlu Evs’in neslinden gelen ve sonradan Araplaşmış bir şahsiyet olduğu; dininin İslam olduğu sonucunu çıkarırız. O, İbrani ya da Arap aidiyetinde olsa da din olarak İslam dini üzere bir Müslüman’dır. İbrahim(a), Lut(a), Şuayb(a)  ve İsmail(a)  gibi Eyyub(a) ‘un etnik ve dini konumu, tıpkı atası İsmail’in konumu gibidir. Bu yüzden Kur’an’da; Hz. Eyyub(a)’da, İsmail(a)’de İsrail oğulları peygamberleri silsilesi içerisinde sayılmıştır. Kur’an, bu ayet örnekliğiyle Yahudilerin ırkçı etnik bakışı ile tahrif edilen Tevrat’taki Eyyub (a) hakkındaki tahrifatı düzeltir, Allah’ın nezdinde asıl olan, ırk değil akide olduğunu vurgular.

Kur’an, Eyyub’un (a)  ailesi ve malvarlığı hakkında açıklama yapmaz. Ayrıntılı bilgi Tevrat’ın Eyyub kitabındaki edinilmiştir.

Kur’anâ göre resullüğü

Kur’an, Eyyub’u (a) peygamber olarak tanımlar ve diğer resuller silsilesi içinde sıralar. [Enam/84–86] Kur’an, Eyyub’u (a) peygamber olarak beyan etmesine rağmen, peygamberliğinin detayı hakkında bilgi sunmaz. Kur’an, Eyyub’un (a) karakterini tarif eder.[Sad/44]

Tevrat’ta anlatılan Eyyub kıssası, Kur’ani bakış açısıyla yorumlandığında; Eyyub’un(a), Tevrat ahkâmını uygulayan, buna göre resullüğünü ikmal eden, doğruluk, Allah’a teslimiyet, sabır gibi güzel hasletlere sahip, örnek bir şahsiyet olduğu söylenebilir.

Tevrat ve İncil’e göre peygamberliği

Yahudi ve Hıristiyan kaynakları, Eyyub’u (a)  peygamber olarak kabul etmez. Yahudiler onu  peygamber olarak değil aziz olarak tanır. Tevrat’ı teşkil eden 39 kitap arasında müstakil bir Eyyub kitabı bulunur. Eyyub (a), hem peygamber hemde İsrail oğullarından kabul edilmemesine rağmen kıssasının Tevrat’ta bir kitap olarak yer alması, Tevrat ve İncil’in tahrif edildiğini gösterir. Eyyub’un(a) peygamber kabul edilmeyişi Kur’an ile tezat teşkil eder.

Gelen bela

Kur’an, Sad ve Enbiya surelerinde yeralan altı ayette Eyyub’un (a) başına gelen musibetten ayrıntıya girmeden bahseder. Sad suresinde [Sad/43], ailesine gelen musibet, onların ölmesi ve malının yok olması üzerine; tekrar evlat, mal ve mülk sahibi olduğu açıklanır. Enbiya suresinde [Enbiya/84], başına gelen musibetten sonra, Allah’a olan duası, Allah’ın bu duaya icabı vurgulanır.

Kur’an, diğer kıssalarda olduğu gibi bu kıssada da ayrıntı üzerinde durmaz. Tevrat’ta yer alan kıssanın ayrıntılarına yer vermez. Ondaki mesaj sapmalarına dair hususlarda doğruları genel olarak beyan eder. Tevrat’ta yer alan detayı tekrar etmez. Tevrat kıssasının tevhid ve hidayete yönelik taraflarını; Belagat, icazat ve fesahat dolu mükemmellik ve mücmellikle düzeltir.

Eyyub’un (a) ailesi ve serveti üzerine gelen musibet iki kısma ayrılır. Birincisi; musibetin çocukları ve servetine isabet ettiği, ikinci; bir musibet olarak, Eyyub’un(a) bedenine uğradığı hastalık şeklidir.

Kur’an, Eyyub’un(a)  bedenine gelen musibet ile ilgili olarak şu ayetlerde işaret bulunur. “Biz de onun duasına icabet ettik ve ona değen zararı kaldırdık…”[Enbiya/84]  Sad suresinde biraz daha açık olarak şöyle belirtilir: “Kulumuz Eyyûb’u (a) da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.”[Sad/41]  “Biz de ona, “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su” dedik.”[Sad/42] “…’Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su’…” diye  gösterilen şifa kaynağı, hastalığına işaret eder.

Kur’an’ın, Eyyub’un (a) hastalığına dair ayrıntıya girmeden anlatımına karşılık, Tevrat’ın Eyyub kitabında ayrıntılı olarak yer alır. Bu durum Eyyub’u (a)  ve hastalığını mitolojik bir konuma sokar. Kur’an’ın vermek istediği beşer ve resul insan kişiliği ve örnekliğinden uzaklaştırır. 

Musibetlere karşı sabrı ve Allaha teslimiyeti

Kur’an’da anlatılan Eyyub(a) kıssasında, onun musibetlere duçar olmasından çok, bu musibetlere sabrı, tahammülü ve Allah’a olan duası ön planda tutulur. [Enbiya/84]

Eyyub (a) tavrına dair bu anlatımlar bizim için önemlidir. Çünkü Eyyub’dan(a) sonra kıyamete kadar yaşayacak tüm insanlar çeşitli derecede musibete uğrayacaktır. Bu musibetlere uğrayanların kulluğa dair yapacağı şey, Allah’a yönelmek ve ona dua etmektir. Eyyub (a), Allah’a duaları sonunda birden, olağanüstü bir şekilde iyileşme gösterir. Allah’ın ona sunduğu dünyevi bir vasıta olan kaynak suyuyla şifa bulur.

Bu kıssadan ders alacak Müslümanlar, hastalıklar veya belalara karşı önce Allah’a tazarru ve niyazda bulunacak ve beraberinde şifa vesilesi arayacak. Allah müsaade etmeden istediğiniz kadar uğraşsanız, şifa gelmez. [Şuara/80] Şifa veren Allah’tır, bunu da çeşitli dünyevî vesilelerle sunacaktır.

Kur’an onun musibetler karşısında Allah’a yönelen tavrını gündem edinir. Kur’an-ı Kerim, Hz. Eyyub’un (a) başına gelen musibetlere, sabır, Allah’a teslimiyet ve bunların yansıması dua ve tazarrularını ön plana çıkarır. “… Daima Allah’a yönelirdi.”[Sad/44]

Hastalığının süresi ve iyileşmesi

Eyyub (a) kıssasının anlaşılmasında problemli alanlardan bir tanesi onun hastalığının mahiyeti ve suresidir. Kur’anda ve hadislerde Eyyub’un(a) hastalığı ve süresi ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. İslam kaynakları, Eyyub’un (a)  hastalığını onun resul örnekliğinin önüne geçirerek yorumlar. Eyyub (a) aynı zamanda bir peygamberdir, diğer peygamberlerde olduğu gibi topluma Allah’ın mesajını iletmekle mükelleftir. Eğer hastalığı Allah’ın mesajını iletmede engel olursa, görevini yerine getirmemiş olur. Eyyub’un(a)  hastalığının süresi, onun peygamberliğini yerine getirmesi ve doğru anlaşılması açısından önem arz eder.

Şifa bulması ve eski varlığına kavuşması

Ayet Eyyub’un (a) bedeninin şifaya kavuşmasından sonra yeniden evlat ve servete kavuştuğunu bildirir. [Sad/41-43] Kur’an, Eyyub’un (a), Allah’ın ona bahşettiği su kaynağı vesilesiyle sağlığına kavuştuğunu belirtir. Eyyub’un (a) hastalığının mahiyeti hakkında Kur’an’da ve Hadislerde herhangi bir açıklama bulunmaz. Burada hastalığın tedavisi için dua ve sebeplerden yararlanma gerçeğini çıkarabiliriz.

Kur’an, Eyyub (a) hakkında, sağlığına kavuştuktan sonra edindiği servetten bahseder. [Sad/43] Tevratta, Eyyub’un (a) kaybettiği servetinin bir misli daha fazlası ile servet edindiğini beyan eder. Bu durum, Kur’an kıssalarının Tevrat kıssaları ile açıklanmasında yararlanılması açısından önemli bir örneklik gösterir. Kur’an bakış açısı dışında, İsrailiyat rivayetleri ile yapılan açıklamalar, Kur’an kıssalarında verilmek istenen mesajındaki; tevhidi ve hidayete yönelik muhtevayı örter. Efsanevî bir yapıya çevirir, hayat ile bağını koparır. 

Müfessirler, Eyyub’un (a) sağlığına kavuştuktan sonra Allah’ın ona bahşettiği nimetleri, değişik açıdan yorumlar. “Ve onlarla beraber olan bir mislini (verdik)” ifadesinin manası, “Allah Teâlâ, Eyyûb’u (a), yeniden sıhhat ve mal vermek suretiyle dünya nimetlerinden faydalandırdı. Ona güç-kuvvet verdi. Böylece nesli çoğaldı. Evvelki halinden kat kat fazla sayıda oldu” şeklindedir.

Bu konudaki yorumların en uç olanı, Eyyub’un (a)  musibet esnasında ölen çocuklarının yeniden diriltildiğine dair yorumdur. Eyyub’a (a) kutsiyet izafe etmek adına yapılan bu yorumlarda Kur’an dışı kabullere gidilmekte, hem de Kur’an kıssaları, mitolojik bir vasfa bürünmektedir.

Yemini ve yemininin kefareti

Eyyub (a) kıssasının anlaşılmasında problem oluşmuş bölümlerinden biride onun yemini ve gerçekleştirme şeklidir. Kur’an bu durumu şöyle ifade eder: “Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir…”[Sad/41-44] Kur’an’daki bu genel ifade, yemininin mahiyeti hakkında bilgi vermez.

Eyyuba (a) eline bir demet alıp hanımına vurmasını emretmesinin sebebi hakkında bazı rivayetler vardır. Bunlar özetle şöyle: “Eyyub (a) hasta iken hanımı bir meseleden dolayı onu kızdırmış bunun üzerine o da hanımına yüz değnek vuracağına dair yemin etmiştir. Eyyub (a) hastalığından iyileşince, Allah Teâlâ, Eyyub´a (a) hizmet eden ve ona karşı şefkatli ve merhametli davranan hanımının bu şekilde cezalandırılmasını hafifletmiş ve Eyyub´a (a), eline yüz sopa alarak ona bir defa vurmasını ve böylece yeminini yerine getirmiş olacağını emretmiştir.”[et-Taberi, c.VII, s.138]      

Ayette, “Dığs” kelimesi, ot ve benzeri şeylerden küçük bir demet manasınadır. Bu söz, daha evvel, Eyyûb(a)’dan bir yeminin sâdır olduğuna delâlet eder. Bir hadiste, onun hanımına karşı yemin ettiği bildirilmiş. Âlimler, onun, hangi sebepten ötürü hanımına karşı yemin ettiği hususunda ihtilaf edilmiş. Eyyub’un(a)  yemininin mahiyetini anlamaya çalışmaktansa, onun yeminini tutması gerçeğinin üzerinde yoğunlaşmak gerekir.

Cenabı Hakk, yemin ne şekilde olursa olsun o yeminin yerine getirilmesini istemiş, bunun için de bir yol göstermiştir. Eyyub’un (a) yerine getirdiği yemin şekli hakkında; “bu ayetin hükmünün yalnız Eyyub’a (a) özgü bir şey mi yoksa genel mi olduğu konusunda çeşitli görüş ileri sürülmüş. Bazı müfessirler, Eyyub’un (a) yemini gerçekleştirme şeklinin ona mahsus olduğu yorumunu yapmış.

Kur’an-ı ‘da yer alan yemin ayetlerine bir göz atalım.[Maide/89] Kur’an’da yer alan, yeminlerle ilgili bu ayette; Eyyub (a)  kıssasında geçmeyen tanımlar bulunur. Bunlardan biri; “Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar” ifadesi.

Yeminler kasıtlı ve kasıtsız olarak yapılan şeklinde ikiye ayrılır. Kasıtlı yapılan yeminlerin yerine getirilmesi istenir. Kasıtlı yeminler yerine getirilmediği takdirde kefaret gerekir. Kasıtlı yapılan yerine getirilmeyen yemin için “Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek yahut onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur.” şeklinde hüküm beyan edilir.

Ayette yerine getirilemeyen yeminler için, Hz. Eyyub (a) döneminden daha fazla kefaret hükmü getirilmiştir. Yeminini yerine getirmeyen için bu durum sadece Eyyub’a (a) mahsus olduğu, bir demet sapla vurarak yemini yerine getirme gibi -hile-i şer’iyye- yola gitme yolu kapatılmıştır.

Kıssaları Tevrat ve İncil’den aşırdığı iddialarına çok kuvvetli bir cevaptır

Kur’an ve Tevrat kıssaları arasındaki mücmel/mufassal olgusu haricinde önemli bir fark . Eyyub’un (a) yemini ve gerçekleşmesidir. Tevrat’ta yer alan kıssanın tahrif edilmesi ile yok olan yemin ile ilgili ayrıntı Kur’an tarafından beyan edilerek Tevrat’taki Eyyub kıssasının uğradığı tahrifat düzeltilir. Hz. Peygamberin, kıssaları Tevrat ve İncil’den aşırdığı iddialarına bir cevaptır. Kur’an kıssaları tamamen gaybi beyandır, peygamberin bu kısalarla ilgili bir müdahalesi yoktur. Hz. Peygamberin bu kıssa nazil olmadan önce Eyyub (a) kıssası ile ilgili Ehl-i kitap yoluyla tevatüren bazı bilgi sahibi olmuş olsa bile Kur’an’da beyan edilen Eyyub (a) kıssasının, Tevrat’taki Eyyub (a) kıssasına göre; gerek mücmel beyanı, gerek Eyyub’un (a) yemini ile ilgili fazladan ayrıntı; Hz. Peygamberin, nazil olan Eyyub (a) kıssasından daha önceden habersiz olduğu, kontrolün Allah’ın elinde olduğunu gösterir.  

Şeytan’ın vesvesesinden Allah’a sığınması

Kıssasının anlaşılmasında problem oluşmuş yerlerden bir tanesi de onun, şeytan’ın eziyetinden Allah’a sığındığı bölümdür.[Sad/41] Müfessirler, mezkûr ayetteki, Eyyub’un (a), Şeytan’dan, Allah’a sığınırken yaptığı münacâtta geçen sözlerinin tefsirinde ihtilaf etmiş. Bu konuda iki görüş iler sürülür: a)Bedenini saran, o acılar ve hastalıklar, şeytanın fiilinden dolayı meydana gelmiş. b)Bunlar, Allah’ın fiilinden dolayı meydana gelmiş.

Birinci görüş; bu görüşe yönlendiren husus, Tevrat’ta yer alan kıssadaki anlatımdan kaynaklanır. Tevrat’ta yer alan Şeytan’ın, Eyyub’un (a)  uğradığı belalar üzerindeki hâkimiyeti anlatımının kaynağı; Yahudilerin, Babil sürgününde uğramış olduğu dini etkileşim nedeniyle, Tevrat’a sokulan Mecusilik dini yansımasıdır. Tevrat’ta yer alan kıssadaki Şeytan’ın, Eyyub (a) aleyhindeki –ona bela verme- anlatımlar, Mecusiliğin Yahudiliğe uyarlanması olduğu ve Tevrat’a sonradan sokulduğu kanaatindeyiz.

Kur’an nazarından bakıldığında bu mümkün değildir. Şeytan’ın insanlar üzerindeki etkisini Kur’an şöyle beyan eder: “İş bitirilince, Şeytan diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaat etti, ben de size vaat ettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin.” [İbrahim/22]  

İkinci görüş; bununla ilgili olarak Raz’i’ şunu söyler: “Şeytanın, insanları hastalık ve acılara düşürme hususunda asla bir kudreti yoktur. Bunun delilleri şunlardır: a) Şayet biz, ölümün, hayatın, sıhhat ve hastalığın şeytan tarafından meydana getirildiğini kabul edecek olursak, bu durumda, meselâ bizden biri hayatını, ancak, şeytanın yapması sebebiyle elde etmiş olur ve yine meselâ, belki de elde ettiğimiz hayır ve mutlulukların tamamı şeytanın fiiliyle meydana gelmiş olur. Böyle olması halinde, hayatı-ölümü, sıhhat ve hastalığı verenin, Allah Teâlâ olduğunu bilme imkânını elde edemezdik. b)Şeytan, şayet böylesi şeye kadir ise, daha niçin, peygamberleri ve velileri öldürmek için çaba sarf etmiyor, onların evlerini barklarını harap etmiyor ve çocuklarını öldürmüyor?” c)Allah Teâlâ, şeytanın, “Zaten benim, sizin üzerinizde hiçbir hükmüm, nüfuzum da yoktur. Yalnız ben sizi çağırdım, siz de bana hemen icabet ettiniz” [İbrahim/22]  dediği nakledilir. Şeytan, kendisinin, vesvese ve bozuk fikirler verme ve telkin etme dışında, beşer üzerinde bir güç ve kuvvetinin bulunmadığını açıkça ifade etmiştir.

Eğer birisi dese ki: “Bu elem, acı ve hastalıkların yaratıcısının Allah olduğu ifade edildiğine göre, şeytanı bu hususta vasıta kılmanın manası nedir? Eyyûb (a)’un, “Gerçekten şeytan beni, yorgunluğa ve azaba uğrattı” ifadesinden kastedilen, şeytanın, bozuk vesveseler ve bâtını bazı hatıralar atması sebebiyle, onu çeşitli azâb ve sıkıntılara düşürmüş olmasıdır. Bu ayette şeytana mal edilen azâb, onun vesvese ve kötü düşünceleri Eyyûb (a)’un kalbine atmasından doğan azaptır. Şeytanın insana verdiği vesvese için Kur’an:”Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!” [Muminun/97] der.

Çıkarılacak dersler

1-Peygamberler, örnek alınacak model şahsiyetlerdir. Eyyub (a) sabrın en güzelini gösteren biri örnek olmuştur. Kur’an yaklaşık yetmiş kere, “sabır” kavramından bahseder.

2-Kıssanın yer aldığı surede ayetlerin siyak’ı incelendiğinde, öncesinde Davud (a) ve Süleyman (a) gibi kral-resullerin kıssaları anlatılır. Bu resul kıssalarında, nimet içinde krallık ve resullük yapan bu şahsiyetlerden sonra, sahip olduğu zenginlik ve nesil elinden alınarak ayrıca beden sağlığını kaybeden Eyyub (a) anlatılır.

3-Kur’anın çeşitli ayetlerinde, mal ve evlat sevgisi üzerinde durulur. [Kehf/46] Bu şeyler üzerinden imtihan edileceği bildirilir.[Ali İmran/186], Bütün bu denenmelerin karşılığında, kullarının yapması gereken ” …Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret…”[Lokman/17] “…Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder …”[Bakara/177] uyarısına sarılmak olmalıdır.

4-Allah, yeryüzündeki tüm nimetleri insana sunmuş. Bu nimetleri paylaştırırken dilediğine çok veya az vererek, dilediğine verdiğini geri alarak, candan eksilterek insanı dener.[Nahl/71]  Davud (a) ve Süleyman (a)  kıssalarında her türlü nimetleri bahşederek bu kullarını imtihan eder. Kıssada, Eyyub (a) verilmiş bol dünya nimetlerinden yoksun bırakılarak denenmiş. Kur’an, imtihan sırasında insanın tavırlarını şöyle beyan eder: “İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni önemsemedi” der.”[Fecr/15-16]

5- Eyyub (a), Allah’ın verdiği nimetlerin geri alması imtihanını güzel bir sabırla rıza gösterdi. Kıssada, Eyyub’un (a) olumlu tavrı gündeme getirilir, kıyamete kadar tüm Müslümanların bu olumlu tavrından ibret alması istenir. Kıyamete kadar yaşayacak tüm insanlara çeşitli musibete uğrayacak. Musibete uğrayanların kulluğa dair yapacağı tek şey  Allah’a yönelmek ve ona dua etmek, Allah’ın vereceği şifa unsurlarından yararlanmaktır. Eyyub (a), Allah’a duası sonunda birden, olağanüstü bir şekilde iyileştiği görülür.

6- Başımıza gelen her hayır ve şerrin Allahtan geldiğine inanırız. Şeytan, vesvese ve bozuk fikirler telkin etme dışında üzerimizde bir gücü yoktur. İmtihanımız sırasında şeytanının kalbimize attığı olumsuz duygulara kapılmamak şiarımız olmalı. Medyada olanlar ve olabilecekler hakkında çok sayıda komplo teoriler ortaya atılmaktadır. Şer odaklarının planını öğreneceğiz, onlardan korkmayacağız, kendi planlarımızı yapacağız, Allaha sığınıp ondan yardım isteyeceğiz.

7-Allah, bazen amellerin karşılığını ahirete bırakmaz bu dünyada da verir. “[Enbiya/84]

Yorumlar

Site Yorum 0
DISQUS: