Hayat ve ölüm

NECLA ARPA GÜLAÇAR

 

 

HALEPLi çocuklar geliyor gözümün önüne. Ölümü, açlığı, korkuyu öldüren kocaman

çocuklar... Kadınların çığlıkları önce kulağıma çarpıyor, sonra boğazımda düğümleniyor.

“O hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 2) “Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Ali İmran, 185)

NE dünya da ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabir de tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyametin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır.

Sonbaharı tükettik, soğuk kış rüzgarları ağaçların son yapraklarını oradan oraya sürüklüyor. Ağaçlar üşüyor, ben üşüyorum. Hayatın dilini hâlâ anlamış değilim ve ölümün dilini de asla bilemeyeceğim. Ölüm sessiz bir nasihat aslında, ürkek bir ağırlık bırakıyor omuzlarımıza. Ölüm kapıyı çalınca uğruna kavgalar, savaşlar verdiğimiz dünyanın hiçbir önemi kalmıyor, değil mi? Yaşama sevincimi yitiriyorum bazen, uğraşıp durduğum işler, bir türlü bitmeyen dünyanın albenisi beni yoruyor. Bedenimi ölümün arkadaşı olan uykuya teslim ederken aniden deprem oluyor, birkaç saniye sürüyor. Sevincini yitirdiğim hayat beni tekrar içine çekiyor, oysa küçük bir depremdi o. Uykum kaybolup gidiyor, ölümden korkuyorum, sonrasında ölümden korktuğum için kendimi küçümsüyorum. Meftun olduğum hayat aslında hiç de güzel değildi. Halepli çocuklar geliyor gözümün önüne. Ölümü, açlığı, korkuyu öldüren kocaman çocuklar... Kadınların çığlıkları önce kulağıma çarpıyor,

sonra boğazımda düğümleniyor. Tecavüze uğramamak için intihar fetvası isteyen kadınlar… Ölmekten korkuyorum, korkuyorum çünkü Rabbime hesap vereceğim. Bu onların imtihanı diye geçiştirip hayatıma devam mı etmeliyim. Yaşamaktan korkuyorum, çığlıklar yükseliyor içimdeki hücremden. Yemek yapmaktan, alışverişe gitmekten utanıyorum. Yaşamım için mücadele etmekten utanıyorum. Cılız dualara sığınıyorum. Ne yapmalıyım, ne yapmalıyız? Her Müslüman gibi cenneti arzuluyorum. Ölümden bir şeyler umarak ölmeyi dilerken savaşın insanlarını görüyorum. Yoksa ben onlarla aynı cenneti mi arzuluyorum? Utanıyorum. Yaratan hangimizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmış! Daha güzel amel? Ölüm ve hayat, birbirinden ayrılmayan iki zitlığın içindeyiz. En güzel amellerle geçen bir hayatı sürdürürken ölümü ise hep bilir gibi yanında taşımak… Öleceğini bilen insan hiç kötülük eder mi? Dirilmek için ölmek gerekir. Şerefli bir ölüm için ise kişinin hayatta iken elinden ve dilinden emin olunan biri olması gerekiyor. Bu şiara bürünmüş kişiler yaşarken cehennem gibi bir hayat yaşasalar da huzur içindedirler. Dilleri ve elleriyle kötülük etmezler. Hayattaki tek gayeleri iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak. Dünyanın gelip geçici bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu düşünerek ara yollara sapmadan doğru yoldan gidenler, gerçekten bahtiyardır. Değersiz dünya uğruna kendini zillete, çirkinliğe, harama bulaştırmayan kişi bahtiyardır. Kıyamet günü insanın kaçacak yer araması ne korkunçtur. Ve o gün en değerli olan Allah’tan en çok korkandır. (Hucurat, 13)

Rabbim bizleri ateşli dünya hırslarından korusun. Bizleri nefislerimize mağlup ettirmesin. Bizleri Ümmet eylesin ki birbirimizin kurtuluşu olalım, yaralarımızı saralım. Ölüm gelmeden önce zalimlere karşı tek vücut, tek ümmet olmayı nasip etsin. İyi bilin ki, hayatın kıymetini ancak ölecek kişi bilir. Gençliğin kıymetini ancak ihtiyar kişi bilir. Zenginliğin kıymetini yoksulluğa uğrayan, hürriyetin kıymetini ise ancak esir olanlar bilir. Vesselam.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :