Gençliğin Futbol ile İmtihanı

Dünya Kupası elemeleri için Türkiye ile İzlanda arasında oynanan ve Türkiye’nin kendi seyircisi önünde farklı bir mağlubiyet aldığı maç sonrası birçok yorum ve değerlendirme ile teknik analizler yapıldı, yapılıyor. Elbette ki bu satırlar ve yazının yazıldığı  sayfaların mahiyeti ile bu satırların sahibi futbola ve özel de bu karşılaşmaya ait teknik değerlendirmelere uzak olduğundan, yazı, futbolun mevcut haliyle ülke gündemi ve gençliği üzerinde bıraktığı izler ve anlamlar üzerinden yoğunlaşacaktır.

   Kurgusu ve mantığı açısından basit bir oyun olan ve diğer takım oyunlarına göre nitelikli bir zeka ve mantık gerektirmeyen futbol, her kesimden insanın üzerinde yorumlar yaptığı  bir nükleer mühendis ile  tarım işçisi kardeşimizin üzerinde hararetli tartışmalara giriştiği güncel ve küresel  bir fenomen haline dönüşmüştür. Milyar dolarlık küresel futbol endüstrisi, kimi ülke nüfusunun ergen ve genç potansiyelini eğitim ve öğretim çağında kendisine bağlayan futbol oyunu ve endüstrisi, milyonlarca gencin hayallerini süsleyen  profesyonel olma ve tanınırlık çabasına rağmen bu şansı veya imkânı bazen binde bir, bazen yüz binde bir, bazen de milyonda bir oranında bahşediyor. İnsan zekâsının  öğrenme ve algılama kapasitesinin en dinamik ve işlenebilir çağları bu sonuçsuz çaba ve kimi zamanda adaletsiz olgu uğruna heder ediliyor. İyi bir mühendis, iyi bir öğretmen, değer üretebilecek bir bilim insanı, dahi seviyesinde potansiyel sahibi ve matematik zekâsını taşıyan kimi gençler bu kör tutku uğruna heder ediliyor. Profesyonellikle sonuçlanan istisnai örnekler dışında geç gelen pişmanlık ile eğitim ve öğrenim hayatı heder olan milyonlarca gencin bu futbol tutkusunun sorgulanması, kazandırdıkları ve kaybettirdiklerinin ciddi ve bilimsel bakış açıları ile ele alınması gerekiyor.

                                       

Taraftarlık holiganlığa dönüşebiliyor

     

Uğruna cinayetlerin dahi işlendiği, gençlerin holiganlaştığı, kamu düzeninin tehdit edildiği toplumsal kaos ve kargaşanın yaşandığı  futbol, genç  insan potansiyelinin eğitim ve yeteneklerinin keşfedilerek geliştirilmesi sürecinde  bir tehdit unsuru olarak da duruyor. Ülke  bilim kültür, sanat ve ekonomisine katma değerler üreteceği  hazırlık aşamalarında bu alana yönelen gençler, bazen futbol üzerinden agresif davranışlar sergilemekte bir spor müsabakası ölüm kalım mücadelesine dönüşebilmektedir. Agresif ve militan davranışlar, binlerce insan tarafından koro halinde seslendirilen küfürler ve hakaretler  insan onuru ve haysiyetini hedef alan tezahüratlar ile bazen desteklenen takımın taraftarları arasında dahi yaşanan şiddet olayları düşünüldüğünde binlerce yıllık spor arenasının sorunlarının değişik adlarda ve tarzlarda devam ettiği görülmektedir.

             

Çim sahalar  siyasi ve politik hesaplaşma aracı oluyor

  

Ülkeler ve halklar arasında yaşanan sorunlar, ülke içinde şehirlerarasındaki problemler, bir şehrin iki mahallesi arasındaki ihtilaflı meseleler, futbol sahasında bir hesaplaşmaya dönüşmekte basit yerel hesaplardan büyük toplumsal ve ideolojik yarılmalara kadar siyasi ve ideolojik mesajlar yeşil sahalarda ve taraftar tribünlerinde verilmektedir. Nihayetinde ‘futbol, sadece futbol değildir’ realitesi  tüm gerçekliği ile ortadadır. Avrupa’da ve Balkanlarda nüfusu yüz binlerle ifade edilen şehir devletçiklerinin futbol ve diğer bazı spor dallarında uluslararası alanda  gösterdiği kimi başarıları yıllarca baskılanmış etnik motivasyonun spor üzerinden tezahürü ile de alakalıdır. Birkaç yıl önce Türkiye Milli Futbol takımının Malta ile yaptığı karşılaşmada 1565 Osmanlı’nın Malta kuşatmasına ve savunmasına atıf yapan pankartların tribünlerde taşınması önemlidir. Nihayetinde karşılaşmalar eşit şartlarda ve ülke nüfusu, siyasi ve askeri gücü ile ekonomik potansiyelinden bağımsız icra edildiğinden her üç ihtimalle de sonuçlanabiliyor.

    Gençlerin gündemine bir spor karşılaşması olmaktan ziyade politik ve siyasi bir hesaplaşma olarak konumlandırılan futbolun, elde edilen galibiyetler üzerinden bir özgüven yaşatması kadar, yaşanılan hezimetler ve yenilgilerinde bir çökkünlük ve içe kapanma, demoralizasyon, başarısızlıkların kronikleşmesi durumunda hayatın diğer alanlarına yansıyan bir öğrenilmiş çaresizlik hissi yaşatması da kaçınılmazdır. Sahada taraflarca on bir kişi ile ve eşit şartlarda icra edilen bu spor müsabakasına aşırı anlamlar yüklenince, yirmili yaşlarda astronomik kazançlar elde eden, bazıları  maçlardan bir iki gün önce gece kulüplerinde sabahlayan gençlerin sırtına seksen milyon insanın ‘milli gurur’(!) ve ‘milli onur’ unu(!)yüklerseniz, yaşanan hezimet sonrası milyonlarca gencin motivasyonunu da bozmuş olursunuz. Yabancı takımlarla oynanacak karşılaşmalar öncesinde toplumun milliyetçi ve bazen de şovenizme ulaşan söylemlerle milli gururu okşanarak, doksan dakikalık bir karşılaşma için ekran başına kitlenmek, bu yönü ile sağduyulu bir yaklaşımın ürünü olamaz. Ve hatta ülke gündeminde savaş dahil  bir sürü siyasi ve politik risk mevcutken yabancı takımlar ile yapılacak karşılaşmalar öncesi devletin en tepesindeki isimlerin bu meselelerin konuşulduğu toplantıların, basın açıklamalarının önüne veya sonuna bu meyanda açıklamalarda bulunmaları da  sporun bağlamından çıkarılmasına ve ana gündem olmasına aracılık ediyor. En son Türkiye- İzlanda futbol karşılaşmasında gördük ki üç yüz bin nüfuslu bir ülke futbol takımının sergilediği disiplinli ve amatörce bir dayanışmanın icra ettiği takım ruhu, seksen milyonluk bir ülkenin birbirinden kopuk ve her biri dünyanın ve de ülkenin farklı yerlerinde uçuk rakamlarla top koşturan  on bir kişisi karşısında farklı ve rahat galip geldiğinde, ekran başındaki milyonlarca insanın yaşadığı ruh hali, insanı, bırakın artık futbol sadece futbol olsun demeye mecbur bırakıyor..

                                                         

Adaletsiz kazanç ve küresel afyon

        

Ülkemizde bir yılda, süper lig oyuncusunun kazandığı parayı kazanmak için asgari ücretle çalışan emekçi  vatandaşımızın veya öğretmen, doktor, mühendis  ve profesörün ortalama otuz ile üç yüz yıl arasında çalışması gerekiyor. Milyonlarca genci eğitim yaşında olan bir ülkede, futbolun, milyonlarca gencin dünyasında tutulması -birçok gencin binde  bir veya milyonda bir gerçekleşecek hayaller uğruna-  mesleki  geleceğini ciddi anlamda tehdit ediyor. Yirmisine henüz merdiven dayamış  süper lig topçularının -Avrupa’da yüzde 60’lara ulaşan vergilere rağmen yüzde15-20 vergi ile- Türkiye’de milyon dolar fiyatlarla  transfer edildiği bilinmektedir. Bu alanda süratle bir düzenleme yapılmalı, hiç değilse bu uçuk kazanç(!) asgari ücrete uygulanan oranda bir yüzde ile vergilendirilmelidir.

         Kim ne derse desin futbolun oyuncular, yöneticiler, ekranlarda saatlerce incir çekirdeğini doldurmayan meseleleri sabahlara kadar tartışan sözde yorumcular dışında ülke ekonomisine-bu şekliyle- iktisadi, kültürel ve bilimsel gelişimine bir faydası yok. Futbol üzerinden ülkelerin tanınırlığı; fakirlik, işsizlik ve sömürüyü engellemiyor. Bu anlamda, başta Afrika’da olmak üzere(SENEGAL, GANA,KAMERUN, vb.) onlarca ülke örneği mevcut. Milyonlarca genci bir spor karşılaşmasına aşırı anlamlar yükleyerek bu küresel afyona bağımlı bir figür, bir holigona aday  haline getirecek yaklaşımların ülkeye topluma ve gençlere yararı yok.

       Bırakın, bizim için, futbol sadece futbol olarak kalsın…


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :