EDİTÖR’DEN

Bazı terimler var ki zihinseldir, kalbidir; tevhid gibi mesela; zihni ve kalbi arınmayı esas alır. Bazıları ise zihni bir temeli olsa da pratiktir, davranışsaldır; görünür ve anlaşılır bir yanı vardır. Hayatın içinde toplumsal dengeyi ve toplumsal barışı sağlar ki, biz buna ‘adalet’ diyoruz. Bugünün dünyasında mumla aradığımız şey o. Lafını etmekle, yazmakla-çizmekle olmuyor; çocuklarımızı, işyerlerimizi, derneğimizi, partimizi o kutsal isimle, isimlendirmekle de olmuyor. Olmadığını da gördük geçen zamanda; bir heyecandı, geleceğe yönelik bir umuttu, çocuklarımıza İslam’ın o kutsal isimlerini koyarak o hal üzere olacaklarını sandık; ama yanıldık. Şer’i hükümleri de anayasalara iliştirerek, devlete ‘İslam’ sıfatı takarak, partiye ‘adalet’ kelimesini yakıştırarak da olmuyor bu iş.

Kur’an’da onlarca ayet var Adalet ile ilgili. Müteşabih ayetler de değiller, hepsi muhkem; açık, net ve somut. Kitabın sayfaları arasında kalsın diye değil, küçük-büyük demeden her meselede önceleyeceğimiz ilkelerimiz olsun diye geldiler onlar.

‘Adalet Mülkün Temelidir’ diyoruz. Uyarıcı bir cümle… Mülkün temeline ‘adalet’ konmuş. Adalet yoksa temel de yok. Yani toplumun yaşadığı o yerde toplumsal tüm ilişkiler adalet temelinde gelişmiyorsa, orada çürüme, yozlaşma ve kokuşma var demektir. Akla gelebilecek her meselenin elle tutulur bir yanının olmadığı ve sürece doğru ve adil bir el müdahale etmedikçe de erimenin, tükenmenin önüne kimsenin geçemeyeceği gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz hatırlatılıyor bize…

Hiç kimsenin ümmetin yüzünü kara çıkarmaya hakları yok. Verilen toplumsal destek adalet ve özgürlük içindir. Her alanda zirvelere tırmanabilirsiniz, ama işlerimizde adaleti baş tacı etmemişsek her birimiz bir hiçiz demektir. İnancımızda, devlet yönetiminde başa geçen kişide aranan, gerek şartlardan biri de Müslüman olmasının yanında onun ‘adalet sahibi bir kişi’ de olmasıdır.

Zulüm şartlarında sıkışan bir grup sahabiye Rasul, Habeşistan’ı işaret ederek ‘’ Gidin orada adil bir yönetici var..’’ diyerek Necaşi’yi göstermişti…

Ne kadar çabalarsak çabalayalım Batı’nın bilim ve teknolojide ulaştığı zirvelere ulaşamayız. Hele şu halimizle bu yönde çalışmalarımız olsa da beyhudedir. Oysa çabamız, değerlerimizi ikame etme, hayata taşıma, yaşama ve yaşatma üzere olmalı… Adaleti ikame bir değerdir; özgürlükler, hakça paylaşım ve iyilik bir değerdir; toplumsal hoşgörü, ehliyet ve liyakat bir değerdir… Belki yeryüzü bunlara muhtaç; özellikle ‘bizim mahalle’ dediğimiz ‘İslam Dünyası’nda bu değerlerden eser yok… İslam Dünyası IŞİD’ ın kanlı elleri ile Suud kıskacı arasında kalmış. Öyle karikatürize ediliyoruz ki, Suud yönetimi esareti altındaki kadınlara araç kullanma izni vermiş de ne lütuf… İşte biz buralardayız…

Halkın iktidar ettiği yöneticilerimiz kalıcı bir iş yapmak istiyorlarsa bu değerleri hayata, kurum ve kişilere taşımanın yasal yollarını ikame etmeliler. Biz beşeri anlamda hangi göz alıcı projelere imza atsak ta Batı’yı geçemeyiz.. O halde bir iş yapacaksak, bir miras bırakacaksak geleceğe, değerlerimizi yüceltelim… Yeryüzünde parmakla gösterilelim… Tıpkı Rasulün Habeş Kralını işaret ettiği gibi…

Allah bize iktidarı nasip etti; bununla şu hasıl oldu: ‘’Eğer Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile savmasaydı; manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah’ın adının bol bol anıldığı mescitler yıkılırdı…’’

Ve bu toplumsal uzlaşma, adalet temelinde muktedir olur: ‘’ Eğer biz Müslümanlara yeryüzünde iktidar verirsek, onlar namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar…’’

İktidar şarta bağlanmış, ya görevimizi gereği gibi yapacağız ya da çekip gideceğiz… Şakası yok. 


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :