BİR RUH OLARAK KUDÜS

 

Kudüs, insanlık tarihinde çok önemli ve özel bir konuma ve anlama sahip bir mekândır. İnsanlığın manevi gelişiminin merkezi olarak Kudüs, İslam geleneğinde çok önemli bir anlamla ve değerle anlaşılmaktadır. İslam açısından Kudüs, şehirlerarasında herhangi bir şehir değildir. Kudüs, İslam ve Tevhit mesajını doğuşundan günümüze kadar insanlığa taşıyan merkez olarak anlaşılmakta ve  değerlendirilmektedir. Kudüs’ün anlamını ve değerini, İslam ve Tevhit dışında anlamak, Kudüs’ün asli kimliğini inkâr anlamına geldiği gibi, Tevhit ve İslam gerçekliğini de anlamamak demektir

İsrail işgali ve saldırıları, Kudüs’ün politik tartışmalarla ve hegemonya mücadelesiyle özdeşleşmesine neden olmuştur. Kudüs, yıkıcı politik çekişmelerin ve tahakküm mücadelesinin aracı haline getirilecek bir yer değildir. İsrail’in Kudüs’ü kendi saldırganlık ve işgal politikalarının aracı olarak kullanması ve istismar etmesi,  Kudüs’ün asli değerini ve önemini azaltan, zayıflatan ve karartan bir etki oluşturmaktadır.

Kudüs, putperestliğin, kabileciliğin ve şirkin hâkimiyet merkezi değildir. İslam, Kudüs’ü Tevhidin merkezi olmakla özdeşleştirmektedir. Hz. Âdem’den itibaren bütün İslam Peygamberleri, tek bir mesajı insanlığa tebliğ etmişlerdir.  İnsanlığa takip etmesi, hidayet bulması ve kalplerindeki hastalıklara şifa olarak tebliğ edilen mesaj, Tevhit mesajıdır. Tevhit,  insanın sadece Allah’a kul olması,  Allah dışında hiçbir maddeye,  makama, güce, otoriteye, gruba, kimliğe veya kurguya bağımlı olmamasını gerektirmektedir. Davut, Süleyman,  Musa, Zekeriya, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, İsa ve Muhammet (ASV)  başta olmak üzere insanlığa gönderilen İslam Peygamberlerinin tek mesajı Tevhit’ tir.  Davut, Süleyman, İsa ve Zekeriya gibi birçok İslam Peygamberi, Kudüs’te Tevhit mesajını insanlığa ulaştırmıştır. Kudüs, bütün tarihi boyunca Tevhit mesajını ve ruhunu taşıyan bir şehirdir. Kudüs’ün ruhu, İslam’dır, insanlıktır ve Tevhittir. İslam’dan, insanlıktan ve Tevhit ruhundan soyutlayarak sadece politik bir anlaşmazlık konusu olarak Kudüs’e yaklaşmak, büyük bir yanılgı anlamına gelmektedir.

Tevhit, Allah’a kul olmayı kabul eden insanın kendisiyle, toplumla, tabiatla barışık olmasını gerektirmektedir. Tarih boyunca İslam Peygamberleri, Kudüs’te, Mekke’de Medine’de barışı tesis etmeye çalışmışlardır. Tevhit ve barışın birliğinden dolayı Mekke ‘Mükerrem’dir, Medine ‘Münevver’dir ve Kudüs ‘Şerif’tir. İslam, Kudüs’ü barış yurdu yani Darü’s Selam olarak görmektedir. Hıristiyan radikalizmi, Siyonizm ve İsrail, Barış Yurdu olan Kudüs’ü bir kan ve şiddet bataklığına çevirmiştir. Siyonizm ve İsrail’le birlikte bütün insanlık değerleri tahrip edilmiştir.  Haçlı Seferleri ve Siyonist İsrail Devletinin kuruluşu, Kudüs’ün kanlı bir coğrafya olmasını sağlayan iki kilit olaydır. Şerif olan Kudüs, şiddete, fanatizme, katliama ve savaşa değil, barışa, selamete, felaha ve özgürlüğe ihtiyaç duymaktadır. Kudüs’e barışı ve özgürlüğü getirecek tek dinamik güç,  İslam ve Tevhit’tir. Barış ve Tevhit, Kudüs’ten bütün Ortadoğu’ya yayıldıkça ümmetin coğrafyasına huzur ve esenlik gelecektir. Siyonizm, Kudüs’te kan dökmeye devam ettiği sürece dünyaya barış gelmeyecektir. Dünya barışının yolu Kudüs barışından geçmektedir.

Allah, insanlığın takip etmesi için Tevhit, adalet ve barış ilkelerini Tur’i Sina’da İslam Peygamberi Musa’ya vahiy etmiştir. İnsanlığın uyması gereken yol Kur’an’da şu şekilde ifade edilmektedir: De ki; "Geliniz, Rabbinizin neleri yasakladığını size söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya karşı iyi davranınız. Yoksulluk kaygısı ile evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız. Haklı bir gerekçe yokken Allah'ın dokunulmaz saydığı cana kıymayınız. İşte Allah, ola ki düşünürsünüz diye size bu direktifleri veriyor.Ergenlik çağına erinceye kadar yetimin malına sadece niyetlerin en iyisi ile yaklaşınız. Ölçüde ve tartıda dürüst olunuz. Biz hiç kimseye kapasitesini aşan bir yük yüklemeyiz. Bir söz söylerken, söz konusu olan akrabanız bile olsa, doğru konuşunuz. Allah'a verdiğiniz sözü tutunuz. İşte Allah, ola ki düşünüp öğüt alırsınız diye size bu direktifleri veriyor.İşte benim dosdoğru yolum budur, bu yola uyunuz. Sakın sizi Allah'ın yolundan ayrı düşürecek yollara girmeyiniz. İşte Allah, kötülüklerden sakınasınız diye size bu direktifi veriyor.”(En’am,151-153)

 

İslam, insanlığın  uyması gereken Tevhit, ahlak, barış, hukuk ve özgürlük yolunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Siyonizm ve İsrail, Musa Peygamber’e vahyedilen 10 emrin aksine şirki, şiddeti, katliamı,  tefeciliği, çalmayı, gaspetmeyi, yıkmayı, zulmü ve sömürüye dayanan bir sistemi Kudüs’ü gasp ederek inşa etmeye kalkmaktadır. İsrail, insanlığın varoluşuna yönelik küresel bir tehdittir.

Zekeriya Peygamber,  Mescid-i Aksa’dan insanlığı sabah ve akşam Allah’ı  zikretmeye davet etmektedir.(Meryem,11) Allah, Hz. Meryem’e katından  sunduğu  nimetlerle onun Mescid-i Aksa’da  fizyolojik ve manevi  gelişimini ve olgunlaşmasını sağlamıştır.( Ali İmran,37) Allah, İsa Peygamber’i Ruhulkudüs ile desteklediğini, kendisine ve annesine sayısız nimetler verdiğini buyurmaktadır.(Maide,10) Allah, Zekeriya Peygambere, olgun  ve salih insan modeli olarak Hakkı doğrulayan, kendine hakim ve salihlerden  bir peygamber olarak Yahya Peygamberin müjdesini Mescid-i Aksa’dan vermektedir. (Ali İmran, 39)

Tevhid Dini İslam’ın ilk kıblesi Kudüs’tür. Allah’a sadece  kul olmanın ibadeti olan namazda insanlığın döndüğü ilk merkezin Kudüs olması, Kudüs’ün siyonizmin değil Tevhid’in  yurdu olduğunu ortaya koymaktadır. Rahmet Peygamberi, İsra ve Miraç tecrübesini Mekke’den Kudüs’e uzanan  yol üzerinden gerçekleşmiştir. Rahmet Peygamberi, İsra ve Mirac tecrübesiyle insanlık adına Allah katında  hakikati, Tevhidi ve maneviyatı bizzat yaşamıştır. İnsanlığa fıtrata uygun bir kişilik ve ruh vermek isteyen İslam, Mekke’yi, Medine’yi ve Kudüs’ü birbiriyle bir bütün olarak sunmaktadır.

İslam’ın ilk kıblesini kendisini barındırması ve Rahmet Peygamberinin İsra ve Mirac tecrübelerinin gerçekleştiği şehir olması açısından Kudüs,  insani varoluşumuzu  gerçekleştirmemiz açsından bizim için çok önemli bir işleve sahip olmaktadır. İnsan, varoluşunu gerçekleştirmeye ve kendisini olgunlaştırmaya çalışırken  ihtiyaç duyduğu en önemli şey, istikametin  ne olduğu konusunda sahih ve fıtri bir cevaba sahip olmasıdır. İlk kıble ve Mirac olguları, Kudüs’ü  doğru istkametin ve varoluşun sembolü haline getirmektedir.  Ne olduğumuz ve nereye doğru gittiğimiz konusunda keşmekeşe düştüğümüz  anda Kudüs’ü varoluş ve istikamet  olarak anladığımız zaman,   içinde bulunduğumuz varoluşumuzu idrak krizinden kurtulmamız mümkün olacaktır.

Kudüs, insanlığın varlık ve varoluş hikâyelerinin kendisinde toplandığı şehirdir. İslam peygamberlerinin insanlığı Tevhit mesajına çağırma  mücadelesine şahit olan Kudüs, insanlığın İslam hafızasını taşıyan şehir  olarak nitelenmeyi  hak etmektedir. Evrensel İslam hafızasını kendisinde taşıyan şehir olarak Kudüs,  İslam’ın kimliğini ve ruhunu fıtri bir şekilde insanlığa sunmaya devam etmektedir. İslam’ın  fıtrat şehrine dönmüş halini temsil eden Kudüs, insanlığı varoluşun nihai gayesi  olan Tevhit yoluna çağırmaktadır.

Kudüs, insanlığın ve İslam’ın doğal yurdudur. Kudüs’ün  İslam’ın   merkezi olması, Mescid-i Aksa’da Allah’a kulluğun gereği olan ibadetlerin yapılması, kandillerinde Müslümanların koyduğu  zeytinyağlarının yakılması gerekmektedir. Rahmet Peygamberi’nin  zeytinyağı metaforu, barışı ve Tevhid’i sembolize etmektedir. Rahmet Peygamberi zeytinyağı metaforuyla Müslüman bilincinde Kudüs konusunda fıtri ve derin bir farkındalık oluşturmayı amaçlamıştır.

Siyonizm, din ve kutsallık adına Kudüs’e sahip çıkmamaktadır. Siyonizm ve İsrail,   Davut’un Krallığını  ve Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa gibi  saptırılmış mitolojilerin arkasına sığınarak küresel bir hegemonya sistemi kurmaya çalışmaktadır. Siyonizmin ve İsrail’in Kudüs’ü ele geçirmek için ileri sürdüğü bütün gerekçeler, Kudüs’ün bir barış ve maneviyat yurdu haline gelmesini engellemektedir. İsrail ve Siyonizmin ileri sürdüğü gerekçeler, Kudüs’e ve insanlığa çatışma, kan ve şiddetten başka bir şey getirmemektedir. Küdüs’e baskı, zulüm, gözyaşı ve şiddetten başka bir şey getirmeyen Siyonizm ve İsrail’in ileri sürdüğü argümanların hiçbir insani, ahlaki ve  manevi değeri yoktur. Vahşet ve sömürü için Kudüs’ü işgal eden Siyonizm ve İsrail,  Ortadoğu’ya, Kudüs’e ve dünya’ya  büyük yıkım ve acı getirmektedir. Siyonizm ve İsrail’le beraber dünya, insanlık adına ahlakı, maneviyatı,  hukuku ve barışı kaybetmiştir.

İslam, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın Tevhid’in özgür merkezi olması gerektiğini şart koşmaktadır. Mescid-i Aksa’yı ve Kudüs’ü sahih manada özgürleştirecek insanlar, nefislerini sahih manada terbiye eden, olgunlaştıran ve geliştiren müminlerdir. Nefislerimizi  terbiye edemediğimiz için Mescid-i Aksa ve  Kudüs, Siyonist İsrail işgali altında bulunmaktadır. Nefislerimizi  terbiye edip kendimizi   sahih anlamda muvahhid, mümin ve Müslüman olarak  yetiştiremediğimiz için Siyonist askerlerin  silahlarının  gölgesinde Mescid-i Aksa’ya ve Kudüs’e girilmektedir. Nefsimizi terbiye edemediğimiz için Siyonist İsrail devleti, Mescid-i Aksa’ya girişe  sürekli sınırlamalar getirerek  Müslümanların  insan onurunu çiğneme cüretinde bulunmaktadır. Kudüs, özgürleşmek için nefislerimizi   terbiye etmeye,  Müslüman kimliğimizi yeniden oluşturmaya bizi davet etmektedir. Kudüs’ün Tevhid ve özgürlük ruhu, kendisiyle beraber hepimizi  özgürleşmeye çağırmaktadır. Nefsin zindanından kurtulmadıkça bizim özgürleşmemiz mümkün olmadığı gibi, özgür ve olgun muvahhidler olmadan da  Kudüs’ün özgürleşmesi  mümkün değildir.

İslam, Kudüs’ü uzaklarda bir şehir olarak görmemektedir. Kudüs, sürekli olarak gözümüzün önünde, gözbebeğimiz gibi baktığımız bir merkez olmalıdır.İslam, insanlığımıza, imanımıza ve itikadımıza sürekli olarak  Kudüs’ü dahil etmektedir. Kudüs’ün  aziz bir sevgili gibi dahil edilmediği bir insanlığın ve itikadın sürekli olarak eksik kalacağı bilincini İslam, bütün insanlığa kazandırmayı amaçlamaktadır.

Aklımızın, dinimizin, ahlakımızın, değerlerimizin ve varoluşumuzun içinin boşaldığı ve büyük bir varoluş krizi yaşadığımız bir dönemden geçiyoruz. Varlığımızı ve varoluşumuzu  akılla, kalple, bilgiyle ve düşünceyle yeniden  anlamlandırmamız gerekmektedir. Varlığımızın ve varoluşumuzu tazelenmesi, dirilmesi ve yenilenmesi için, Kudüs’ü yeniden anlamaya  ihtiyacımız vardır.

 

Kudüs’ü  Tevhit, adalet, barış, çoğulculuk ve  özgürlük değerlerini kendisinde taşıyan  fıtrat kenti olarak anlayacak olgun bir idrak düzeyine ulaşmalıyız.  İbrahim Peygamberin  yolundan giden Hanif Müslümanlar olarak, Kudüs’le bütünleşmiş olan Tevhit ruhunu keşfetmeliyiz.  Kudüs’ün  ebedi Tevhit ve Selam Yurdu kimliğini korumak şeklinde büyük bir meydan okumanın ve  sorumluluğun  varoluşsal olarak omuzlarımıza yüklendiğinin şuuruna varmak, Kudüs ruhuyla beraber olgunlaşmanın olmazsa olmazıdır.


  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :