Barzani ve Referandum

 

 25 Eylül referandumu en azından zamanlama olarak yanlıştı. Bu konudaki tartışmalar ilki referandumun tümden yanlış olduğu ve ikinci olarak ta zamanlamasının yanlışlığı üzerineydi. Bizce de referandum zamanlaması noktasında sıkıntılı bir karardı…

Nitekim Kürdistan Bölgesel Yönetiminin de Bağdat Hükümetine yaptığı “Ateşkes ve Diyalog” çağrısında; referandumun sonuçlarının dondurulması ve mevcut anayasa çerçevesinde görüşmeler yapılmasına hazır olduklarına dair teklif bu referandumun en azından zamanlama olarak doğru olmadığının teyidi gibi idi.

Peki, 25 Eylül referandumunun Barzani ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi için en azından zamanlama olarak yanlış yaptıklarını ifade ediyor olsak da Kürdistan Bölgesel Yönetiminin komşuları olan İran, Türkiye ve Bağdat merkezi hükümetinin tavırları çok mu doğru idi?

Barzani zaten uzun süre önce başkanlığı bırakacağını açıklamıştı. Hatta bir adım daha ileri giderek ailesinden de kimsenin aday olmayacağını söylemişti. Belki 25 Eylül referandumunun başarısız olması onun bu kararını hızlandırmıştır denilebilir.

Şu bir gerçektir ki, bugün olmazsa bile bir gün Kürt coğrafyası bağımsızlık talep edecekti. Bugün mevcut şartların müsait olmamasından dolayı bu talebe soğuk bakanların sayısı az değil. Ancak bu yoğunlukta bir nüfus yapısı ve tabi olunan muamele bu bağımsızlık talebinin bitmesine değil daha da canlanmasına neden oldu. Özellikle referandum vesilesi ile bölgesel yönetime ve haliyle Irak Kürdistanı’na uygulanan ambargo, tehdit dili ve zihinlerden dökülen bakış açısı, maalesef bağımsız bir devlet fikrini ortadan kaldırmadığı gibi daha da perçinledi. Kendilerine bu denli nefretle bakılan bir toplum bağımsızlık fikrini zihninden ve gönlünden hiç atmayacaktır.

Eğer ki bu referandum meselesi Güney Osetya için ya da Nahçıvan için olsaydı yine komşuları olan ülkeler bu sefer de Gürcistan’ın bağımsızlığı ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı için bu denli müdahil bir tavır alabilselerdi mevcut tavırda sorun yok denilebilirdi…  Ancak sayılan yerlerde böylesi bir hamle olsaydı komşuları bu denli bir tavır almayacaklardı muhtemelen…

Buradaki esas sorun kendi topraklarındaki Kürt nüfus için bu ülkelerin bir tedirginliği var. Asıl olan birliktir. Mevlana der ki; “Biz insanları birleştirmek için geldik, ayırmak için gelmedik.”

Asıl olan birliktir elbette, bir arada yaşayabilmektir. Bölünmek, irili ufaklı parçalara ayrılmak istenen durum değildir. Bu nedenle bu satırların yazarı İttihad-ı İslam fikrinde ve hilafetin yeniden canlanması taraftarıdır. Hilafet, Müslüman toplulukların yegâne ve ortak temsil makamı olacağından dolayı bu taleptedir.

Bölgesel Kürt Yönetiminde yaşayan Kürtler ile Türkiye Kürtleri arasında ciddi farklılıklar var. Türkiye’deki Kürtler sıkıntılarına rağmen ekonomik, sosyal ve siyasal sisteme adapte olmuşlar ve burada bir yaşam pratiği göstermişlerdir. Irak Kürdistanı’ndaki Kürtler ise neredeyse merkezi yönetimle hiçbir zaman birliktelik göstermemişler ve sürekli kopuk ve sorunlu bir süreç yaşamışlar. Haliyle referandumdaki ısrarın bir miktar bu mesele ile ilgisi var. Referanduma gösterilen ve bir iç savaş eşiğine getirilen müdahale şekli kanaatimce oradaki Kürtlerin Bağdat merkezi hükümeti ile olan birlikteliklerine iyice darbe vuracaktır. Barzani ise bir siyasal aktör olarak resmiyette olmazsa bile halkın gönlünde saygın yerini alacaktır.

Referandum fikrinin yanlışlığı söz konusu ise bunu ısrarla yapan Barzani bedelini ödeyerek liderlikten ayrılıyor. Referandum da sadece Barzani kaybetmiş olmadı, Türkiye’nin Barzani ile kıskanılan ittifakı da bozduruldu. Yakın tarihe kadar en yakın yerel müttefik konumu sona erdi. Türkiye için bugüne kadar neredeyse kendi kolonisi gibi ilişki biçimi geliştirdiği Irak Bölgesel Yönetimi ile bu ilişkiler sonlanacak gibi görünmektedir… Referanduma orantısız tavır İran’ın bölgedeki etkinliğini daha da artıracaktır. Hatta onunla kalmayabilir; eğer Barzani bu coğrafyada biraz daha zayıflatılırsa haliyle Irak’ta PKK türevlerine ve Suriye’nin kuzeyinde de PYD unsurlarına daha etkin olma fırsatları doğmuş olacaktır.

Ayrıca Barzani bu referandum tavrı ile Türkiye’nin İran ve Irak Merkezi hükümeti ile olan ilişkilerine bir canlılık getirmiş oldu. Bu canlılığın ne kadar sürdürülebileceğini zaman gösterecek.

Peki, bu olaya son derece sert tavır alan ve vatandaşları içinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı komşuları ne yapacak? Bir kısmında halen Kürtler vatandaş bile değil. Türkiye anayasasında; vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk görülmektedir. Yani ülkesindeki Kürtlere resmiyette başka bir muamele yapıyor. Bir başkası neredeyse her hafta Kürt gençlerini idam sehpalarına gönderiyor. Neden bu ülkeler kendi gelecekleri adına onları tehdit görmek yerine yüz yıla yakın beraber yaşadıkları Kürt halkını kendilerini yabancı hissetmeyecekleri, aidiyet açısından kendilerini özgürce hissedebilecekleri hamleleri yapmazlar. Beraber olmanın en önemli yolu özgürlüklerin herkese eşit olarak artırılmasıdır. Yoksa baskıyla, yok sayma ile birliktelik nihayete kadar sürdürülemez. Allah’ın insanlara tanıdığı haklar ne ise bu coğrafyada da ona riayet edilmeli; yoksa güçlü olanın elit davranarak ötekini ikinci sınıf vatandaş görmesiyle bu işler olmaz…

Barzani’yi eleştirenlerin ki buna hakları var. Haşd-i Şabi gibi milis güçlerle Sünni Arapların ve Kürtlerin nasıl beraber yaşayabileceklerini de söylemeleri lazım. Bu coğrafyada bir hukuka bağlı olmak ve ısrarla onu sürdürmek zorunluluğu vardır. Öyle en ufak bir sıkıntıda öteki aleyhine hukuku rahatlıkla çiğnemek birlikteliğin ve beraberliğin en önemli bozulma nedenidir.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :