Bahçe Sahipleri

AHMET GÜNHAN

Kehf suresinde Bahçe sahipleri anlatılırken, bunlardan biri; kıyameti, yeniden dirilmeyi, ceza ve mükâfatı inkar eden bir müşrik; diğeri ise Müslüman bir kişi olduğu görülür. Kalem suresinde geçen bahçe sahipleri, kazançlarının nedeni heva ve heveslerini Allah’a şirk koşan, müşrik kişilerdir.
Kişi /Zaman/ Yer /Sosyo – ekonomik yansıması
Bahçe sahipleri kıssası Kalem ve kehf suresinde geçer. Kıssada; şahıs ismi, yaşanılan zaman ve coğrafya belirtilmez. Tarımla uğraşan,” bahçe sahipleri “kıssasındaki kişiliklere benzeyen sayısız insan gelmiştir. “Tarih tekerrürden ibarettir” vecizesi gereği; kâinatın yaratılışından beri insanın Allah’ın emirleri karşısındaki davranış kalıpları aynıdır. Kıssada kahramanların olumlu ve olumsuz davranış kalıpları üzerinde durulur. Kur’an şahıslar üzerinden, ideal olan veya olmayan davranışlar örnek gösterilip sonuçlar çıkarıp ibret almasını hedefler.
Kıssa anlatımda herhangi bir tarih verilmez. Çağdaş tarih bilimi; eldeki tarihi birikime “tarih / zaman “bindirilerek oluşmuştur. Kuran’ın tarihsel yönünü; çağdaş tarihler anlayışıyla değerlendirmeye tabi tutamayız. Kuran’da anlatılan tarihsel olaylar; (Bakara / 259 ) eldeki hangi takvime göre verecekti? Bu yüzden, Kuran’a; çağdaş tarih bilimi standartları ile yaklaşamayız. Kur’an kıssa anlatım metodu; kişilerin isim ve yaşandığı zamanı vermekten ziyade, olaylar karşısında davranışından ders alınmasını ister.
Kıssa anlatımda herhangi bir yer ismi verilmez. Kuran’ın bir coğrafya anlayışı ve ifade tarzı vardır. Bu anlayışı ve ifade tarzı çağdaş coğrafi disiplin üzerinden sorgulanamaz. Onun coğrafi tarzı ve ifade anlayışı kendi genel perspektifi üzerinden değerlendirilmeli. Binlerce yıl önce yaşanmış kıssaların, yaşandığı yerlerin isimi, bölge sınırları neye göre verilerek? Yeryüzü yaratılmadan gerçekleşen bir kıssanın geçtiği yerler nasıl isimlendirilecek?
Kişilerin yaşadığı yer; Arabistan’da tarım arazilerinin bulunduğu, ismi geçen meyvelerin yetiştiği, Taif, Medine veya Yemen olma ihtimali yüksek.
Tarım arazilerinin kısıtlı olması onları belli ellerde toplanmasına sebep olur. Arazi sahipleri, edindiği servet sayesinde toplumda itibarı olan, ticaret ve ekonomik alanlarda sözü geçen üst tabakayı oluşturur. Kuran’da karşı çıkan yönetici tabakanın istekleri, kendilerinin sahip olduğu sosyal ve ekonomik olarak toplumlarına üstünlük sağlayan, zenginlik alameti, “Bahçe “sahibi olmasıdır. Bu yüzden elçilere karşı çıktılar. “Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyip bir bahçesi olmalıydı. “(Furkan-8)
İnkâr psikolojisinin kökeni
Bahçe ve mahsullerden bahseden ayetlerde, meyvelerinin olgunlaşması ürünleri görenlerde hayranlık oluşturur. Ürünlerin hasat’a hazır hale gelmesi tarla sahiplerinde psikolojik değişikliğe yol açmıştır.
Ekim safhasında üründen iyi mahsul alınıp alınmayacağı belli değildir. Ekin ve bahçelerin verimli olması; havaların iyi gitmesi; bol yağmur yağması, hastalık olmamasına bağlıdır. Bunlar Allah’ın takdiriyle gerçekleşir.”And olsun, sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmek gibi şeylerle deneriz. “(Bakara -155)
Mahsulün kesin durumu hasat zamanı belli olur. Şirk koşan insanlar, mahsulün hasat’a gelmesini kendi akıl ve çabasına bağlalar. Mahsulün durumunu kendi çabasıyla olduğunu iddia eder. Birbirleri ile üstünlük yarışına girip, Allah’ı aradan çıkarmaya çalışırlar. Bunun sonucu; Allah’ın yaratıcılık vasıfları göz ardı edilir; kendi benliklerini Allah’a ortak koşar.
Bahçe sahiplerinden mahsulü devşirecek olanı; inkâr psikolojisine kapılmış, Mahsulünün bol olması onu şımartmış, mal ve mülkü ile öğünmeye kendinden ekonomik olarak aşağıda olanları küçümsemeye götürmüştür. “Ben, servetçe senden daha zenginim; insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm. “(Kehf- 32)
Dünyada sahip olduğu; servet, mal, mülk ve evlatların kendi marifeti ile olduğunu sanır. Kuran, insanlara malları ve edindikleri değerler ile hava atanların bu davranışının nedeni şöyle açıklar. “Kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir “der. “(Zumer- 49)
Allah; mal, evlat, servet gibi dünyada elde edinilen şeylerin, Allah tarafından verildiği; bunun sebebini Allah’a şükredilme isteği olduğu beyan edilir. “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. “(Zuhruf – 32)
Diyalog
Kehf suresinde Bahçe sahipleri anlatılırken, bunlardan biri; kıyameti, yeniden dirilmeyi, ceza ve mükâfatı inkar eden bir müşrik; diğeri ise Müslüman bir kişi olduğu görülür. Kalem suresinde geçen bahçe sahipleri, kazançlarının nedeni heva ve heveslerini Allah’a şirk koşan, müşrik kişilerdir.
Kehf suresinde anlatılan bahçe sahibi; Allah’a, heva ve hevesini ortak koşan, ahireti inkâr eden bir müşriktir. Kıyameti inkar eder, ölen bir insanın bir daha diriltilemeyeceğine dair inancını dile getirir. Kıyameti inkâr etmek ve yeniden dirilmeyi ret ya da şüphe etmek Kur’an’da anlatılan diğer müşriklerin ortak tavrıdır. “Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir ölürüz, yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz.” (kehf – 35,36)
Kıyametin kopacağını kabul etmemekle birlikte; olur da yeniden dirilirse, dünyadakinden daha iyisini bulacağını ileri sürer. “Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki, bundan daha hayırlı bir akıbet bulurum.” (Kehf- 36)
Allah, kıyameti ve yeniden dirilmeyi, mükâfat ve mücazatı reddeden bahçe sahibine karşı; arkadaşı vasıtası ile herkes için ibret alınacak bir diyalogu anlatılır.”Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’ı inkâr mı ettin?” “Fakat O benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.” (Kehf -37,38)
Sahip olduğu servet ile böbürlendiği için; bahçe sahibini, Allah’a ortak koşan “müşrik” bir kimse olarak tanımlar. Bilindiği gibi müşrikler Allah’ı kabul eder, fakat öldükten sonra dirilmeye inanmaz.”De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşi kim idare ediyor? “Allah “diyecekler. De ki: Öyle ise sakınmıyor musunuz?” (Yunus-10)
Küçük görülen bahçe sahibi; böbürlenen bahçe sahibinin söylediklerini, Allah’ı inkâr olarak gördüğü belirtilir. Ona, ilk yaratanın Allah olduğunu kabul ettiği için, yeniden diriltmeyi Allah’ın yapmasının mümkün olduğunu bildirir. Yaratma safhalarını yapan Allah’ın, yeniden dirilteceğini, bunun Allah için kolay olduğunu, bunu neden inkar ettiğini müşrik olan bahçe sahibine sorar. Bu diyalogda; iki bahçe sahibinden kendini büyük görenin müşrik; kendisi küçümsenen diğer bahçe sahibi Müslüman’dır.”Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfe’den yaratan daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’ı inkâr mı ettin?” (Kehf -37)
Şirk
Bahçe sahiplerinin konuşmaların devamında; inkârcı bahçe sahibinin bahçesine adım atarken; Bahçeye girdiğinde “Mâşâallah! “deseydi, inansaydı. Bu verilenler kendi marifeti, bilgi ve çalışması ile değil, Allah’ın takdiri ile olduğunu kabul etmiş olacaktı. “Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır, deseydin ya! Eğer malca ve evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan…”( Kehf – 39)
İnkârcı bahçe sahibinin bahçeye adım atar atmasıyla başlayan, heva ve hevesini Allah’a ortak koşma fiili, diğer küçümsenen bahçe sahibince; Allah’ın sıfatları hatırlatılır, tövbe etmesi istenir. Bu beyan aynı zamanda tövbe geri dönüş kapısının açık olduğunu belirtir. Küçümsenen Müslüman bahçe sahibinin tüm uyarısına rağmen; müşrik bahçe sahibinin Şirkten vazgeçmediğini, daha sonra uğradığı musibetten anlıyoruz. “Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi. Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü ellerini ovuşturup kaldı. Bağın çardakları yere çökmüştü.” (Kehf – 42)
Musibete uğradığı an, Allah’a yönelir
Müslüman bahçe sahibinin uyarısına rağmen Allah’ı yeterince takdir edemeyen müşrik bahçe sahibinin; musibete uğradığı andan itibaren, Allah’a yöneldiğini, suçunu itiraf ettiği görülür. Kur’an’da yer alan diğer ayetlerde, müşriklerin sıkıntıya, azaba uğradıklarında, Allah’a yalvarmaya başladığı anlatılır. Müşriklerin bu ikiyüzlü tutumu vurgulanır. “Ah, diyordu, keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım! “(Kehf- 42)
Bahçe sahipleri Allah’a karşı iki isyanda bulunmaktadır. İlki; Allah’ın bahçe ve kendileri hakkında verebileceği diğer ihtimalleri göz ardı ederek “istisna “etmemek. Yarın ne olacağını bilmek gibi, Allah’a ait bir vasfı kendi üzerlerine alarak bahçenin hasat’ını mutlaka toplayacağını kendi kendilerine garanti ederek; Allah’a ortak koşmak. İkincisi; Allah’ın kendilerine bahşettiği bol nimetlerden yoksula, verilme emrine karşı gelmek; Bahçe sahiplerinin ertesi güne ait niyetleri ile ilgili konuşmaları bittiğinde; Allah onların niyetlerinden dönmeyeceklerini bildiğinden, bahçelerine bela geldi. “Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından kuşatıcı bir âfet bahçeyi sarıverdi de, Bahçe kapkara kesildi. “(Kalem- 19, 20)
İstisnada bulunur
Müslümanlar bir işe niyet ettiğinde; “İnşaallah “ve “Maşaallah “diyerek istisnada bulunur. Allah’ı yaratıcı ve tüm nimetleri bağışlayıcı ve her işte müsaade edici olarak inanır. Resule ve onun şahsında tüm muhataplara hitap eden Allah; insanların yapacakları bir şey için, o yapacaklarının Allah’ın izni sayesinde olduğunu unutmamalı; yapacağı işlerin neticesinde böbürlenip, Allah’a aykırı tutum içine girmemesini öğütler. “Hiçbir şey için “Bunu yarın yapacağım “deme. Ancak Allah dilerse (yapacağım de) .” (Kehf – 23, 24)
Kalem suresindeki bahçe sahiplerinin; istisna etmeden mahsulü toplayacağını; yani ertesi gün Allah’tan herhangi bir bela, hastalık gibi engel olmayacağı teminatını almış gibi hareket etmesi anlatılır. Allah, her şeyi en iyi bilen ve takdir edendir.
Her iki kıssadaki inkârcı bahçe sahipleri musibete uğradıklarında, kendi ağızları ile yaptıkları isyankâr fiili ikrar ederler ve derhal Allah’a halisane dua etmeye başlarlar. “Ah, diyordu,keşke ben Rabbime hiçbir ortak koşmamış olsaydım! “(Kehf – 42)
İhtiyaç sahibine vermek
Bahçe sahibi, Allah’ın kendilerine verdiği bol mahsulden fakire vermeme isyanı içerisindedir. “Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın “diye. Güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler. “(Kalem – 24, 25)
Allah insanların bir kısmını servet, mal ve evlat sayısı bakımından üstün kılmıştır. Rızkı veren Allah, o verdiğinden başkasına verilmesini emreder. Rızkı bol verilenler darlıkta olanlara malından vermesi gerekir. Bu rızkın Allah’tan olduğuna inancın bir gereğidir. Allah, rızıklardan verilmediğinde “Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar? “diyerek, malından vermeyenlerin bilerek bunu yapıyorsa inkâr içinde olacağı belirtilir. “Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. “(Nahl -71)
Mekki surelerde, insanlarının Vahiy’e ve resullere karşı durumu anlatırken; toplumun ileri gelenleri olan; zengin, şımarık ve yönetici sınıfı; resullere ve Vahiy’e en çok ve şiddetli tarzda karşı koydukları görülür.
Müşrikler, Allah tattırdığı rahmeti kendi özellikleri sebebiyle kazandıklarını ileri sürerek, Allah’a ortak koşmaya, O’nun emirleri ile mücadele etmeye başlar. “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden hayra sarf ediniz, denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki: Allah’ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? “(Yasin- 47)
Vermede ölçü
Allah’ın zenginlerin malından, ihtiyaç sahiplerine vermede, Allah’ın istediği verme ölçüsü nedir? Allah, mallardan istediği kadar, ne kadar yaklaşmak istiyorlarsa o kadarını ihtiyaç sahibine vermesini, bu miktar kendini zora düşürecek oranda olmamasını ister. Verme miktarı, varlıklı insan ile Allah arasındaki takvaya bırakılır. Sınır, eli kapalı veya eli açık israf derecesinde olmayan, orta yoldur. “Harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. “(Furkan -67)
Allah, varlıklı insandan gösteriş için malından vermemesini ister. Cahiliye toplumunda bazı müşrikler kendilerinin Allah’tan daha cömert olduğunu göstermek için; tüm malını dağıtır, ertesi güne yoksul olarak çıkardı. Allah böyle bir vermeyi “saçıp savurma” ve böyle yapanları gösteriş içinde olduğu belirtilir. “Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın…” (Bakara -264)
Çıkarılacak ibretler
1. Allah, yeryüzünün yaratılmasından kıyamete kadar yer, gök ve ikisi arasında her şeyde tek hâkim olduğu hatırlanmalı.
2. Yaşadığımız her anın ve bir sonrasının oluşumu Allah’a has kılınması “istisna” Allah’a kulluğun bir gereğidir. Ürünlerin her safhası Allah’ın takdir, denetim ve tanzimi ile gerçekleşir. Eğer Allah’a has kılmaz ve havale etmez isek heva ve hevesler Allah’a ortak koşulmuş olur.
3. Mal, mülk, servet, evlat gibi dünyevi değerler insanların övünme ve üstünlük aracı değil; Allah’a kulluk sebebidir.
4. Allah’ın verdiği mal ve ürünler yalnızca üretenlerin değil, bir kısmı, üretenlerin eli ile ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır. Kazanç insanın çabası sonucudur. Kazançtan ihtiyaç sahiplerine dağıtmama her dönemde insanların ortak hastalığıdır. Üretilen kazanımların ihtiyaç sahiplerine dağıtmada adil olmayan bir paylaşım bulunmaktadır. Allah’ın verdiği nimetler adil paylaşılmadığı için toplumsal çatışmaya zemin hazırlar.
5. Nimetlerin Allah tarafından verildiği, bunların ihtiyaç sahiplerine dağıtılma uyarısı bu çağda daveti topluma götüren davetçilerin gündeminde olmalıdır.
6. Başa gelen her musibet insanın iradesi sonucu gerçekleşir. Musibetler insanın denenmesi ve doğru yolu görmesi içindir.
7. Mallardan gönülden, Allah’a ne kadar yakınlaşmak istiyorlarsa o kadarı ihtiyaç sahiplerine verilmeli, bu miktarın hiçbir zaman kendilerini zor duruma düşürecek oranda olmamalı ve gösteriş için yapılmamalıdır.
8. Müşrikleri, azaba uğradıklarında Allah’a yalvarmaya başlar. Sıkıntıya düşen müşrikler, düştükleri sıkıntı anından itibaren, putlarının bir işe yaramadığını, yardımın sadece Allah katından olduğunu kavradıkları için, yalnızca Allah’a yalvarır. Bu durum müşriklerin ikiyüzlü tutumunu gösterir.
9. Vahiy’e ve resullere karşı; toplumun ileri gelenleri olarak zengin ve yönetici sınıfı en çok karşı koymuş. Bunların en çok kızdığı şey; ihtiyaç sahibine; kendi mallarından verilmesi isteğidir.
10. Kuran’a yaklaşırken meselelere onun perspektifinden bakılmalı ve değerlendirme yapılmalıdır.
11. Kur’an kıssa anlatım metodu; yer, kişi ve zaman bilgisi vermekten ziyade, olaylar karşısında nasıl tavır alınmasıdır. Kur’an’a; çağdaş tarih bilimi standartları ile yaklaşamayız.
12. Kıyameti inkâr etmek ve yeniden dirilmeyi ret ya da şüphe etmek müşriklerin ortak tavrıdır.
13. Bahçe ve mahsullerden olgunlaşması, ekili hububatın hasat’a hazır hale gelmesi, hem çiftçilerde hem de bu ürünleri görenlerde hayranlık oluşturur. Ürünlerin hasat’a hazır hale gelmesi sahiplerinde bir takım psikolojik değişikliğe yol açar.
14. Mücahitler mücahit oldu tabiri, masa ve kasayı ele geçirenlerin insanların yüzünden yaşanan sıkıntılar mal ve gücün insan psikolojisini değiştirdiğini anlatır.
15. Kıssada; Kuran’ın üzerinde ısrarla durduğu şirk temaları işlenir, muhataplar tefekkürle beraber ibret almaları hususunda uyarılır
16. Heva ve hevesini Allah’a ortak koşarak yanlış yapanlara tövbe ve geri dönüş kapısının açık olduğunu belirtir.l

Yorumlar

Site Yorum 0
DISQUS: 0