Aklımıza Fatiha!..

FEDAKAR KIZMAZ

 

 

RESULULLAH’IN tavsiye ettiği Yasin ve Tebareke surelerini incelediğimizde göreceğimiz; Allah’ın kudretini hatırlatan, kendini bir şey sanan biz kulların “atılmış pis bir sudan” başka bir şey olmayan acizler olduğumuz ve bu dünyanın boş ve geçici, asıl yurdun ahiret olduğu; iyilerin, hak edenlerin cennetlik, nankörlerin de cehennemlik olduğu…

BU yazının, gidişata engel olacağına inanıyor değilim. Herkesin kendi mezhebi, meşrebi, anlayışı doğrultusunda bildiğini okumaya devam edeceğini de bilmiyor değilim.

Sadece, “ölüm” ün dosya konusu olduğu bir derginin iki kapağı arasında, “okuma” ihtiyacı duyanlar için bu konunun da tarihe not düşme adına kayıt altına alınmasını arzuladığımdandır tüm çabam ve gayretim…

Herkesin kendi anlayışı, inancı ve tercihini destekleyecek Kur’an ve hadis kaynaklı “delilleri” olduğu için bu satırların tebessümle “es” geçileceğinin; “cahil”, hatta acınası “sapkın” biri olarak damgalanabileceğimin de bilincindeyim. Ancak;

Öncelikle, “aklını kullanan insanlara” hitap eden Kur’an-ı Kerim’de, bu aşamayı geçip “mümin” sıfatını hak edenlere, dünyada ve ahirette mutlu olabilecekleri hayatın reçetesi sunuluyor.

“Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.” (Necm,39)

Hz. Peygamber (kendisinden önce vefat giden evlatlarından geriye kalan) biricik kızı Fatıma validemize diyor ki:

“Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye sakın

güvenme. Rabbine karşı kulluk vazifeni yap. Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile seni kurtaramam.” (Müslim, İman 89, Hadis no:351)

Bununla; “seyyid”liğin, “şerif”liğin, bir “veli”ye bağlılığın, bir “camia”ya mensubiyetin, bir “şeyh”, bir “evliya”nın eteğinden tutmanın, hırkası altına girmenin, “yetiş ya…” demenin kimseye fayda sağlamayacağını, kurtuluşun sadece kendi elinde olduğunu haber veriyor:

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel size rızk olarak verdiklerimizden infak edin.” (Bakara,254)

“İşte bu, sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Çünkü Allah kullarına haksızlık edecek değildir.” (Bakara,95)

“Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la) uyarıp korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup sakınırlar.” (En’am,51)

“Her insanın (dünya’ da işlediği) amelini boynuna dolarız; kıyamet günü de açık vaziyette bulacağı bir kitabı önüne çıkaracağız.” (İsra,13)

“Ve hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının!” (Bakara,48)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr,18)

Günahkâr olarak Allah’ın huzuruna çıkacak kişiler için başta Peygamberimiz olmak üzere, peygamberler, veliler, salihler, melekler ve şehitlerin “Allah’ın izniyle şefaat edeceğine” olan inanç, Müslümanların umuda kapılmasına ve rehavete sebep oluyorsa;

“Sen onlar için ister bağışlama dile istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlama dilesen de Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Gerçekten onların Allah’a ve elçisine karşı nankörlük etmeleri dolayısı iledir. Allah fâsıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe,80) ayeti her ne kadar kâfirler için nazil olsa da, içinde fasıklara da gönderme olduğundan günahkâr müminlerin de, bu kapsamda olacakları endişesini taşıyarak fazla umuda kapılmamaları gerekir.

Peygamberimizin, amcası Hamza ve diğer Uhud şehitleri için dua edip onlar hakkında Rabbinden mağfiret dilemesinden yola çıkılarak cenazelerin üzerine Kur’an okunup (özellikle Yasin, Tebareke, Fatiha, İhlas) yedisinde, kırkında, sene-i devriyesinde mevlitler eşliğinde yemekler verilmesi toplumumuzda bir gelenek haline gelmiş; sınırları her geçen zaman diliminde (ilimden uzaklaştıkça) daha da laçkalaşarak, parayla okunan Kur’anlar, Hatimler, Salavatlar mevtanın ruhuna hediye edilir hale gelmiş ve toplumumuzun (diyanet camiası ve diğer dini kanaat önderleri de dahil) çoğunluğu tarafından kanıksanıp normal bir dini ritüel olarak hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır.

Aklınızı kullanarak (manasının derinliğini iyice) anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf,2)

“Biz her peygamberi, kendi kavminin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın.” (İbrahim ,4)

“Kur’an, diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin,70)

Aklını kullansın, manasını anlayarak okuyup/dinlesin, ibret alıp Allah’tan korksunlar diye indirilmiş Kur’an’ı ölüm döşeğindeki, tabuttaki, mezardaki biri için okumak ve bu okumalar vesilesiyle onun affedileceğine

inanmak…

Evet ;

‘Dirilerin de ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir’ [Deylemi]

‘Defnedilen kardeşiniz, şimdi sorguya çekiliyor, ona dua edin!’ [Ebu Dâvud]

‘Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan mümin, Cennet’e girer’ [Tirmizi]

Bu ve benzeri hadisler, müminlerin ölen kardeşleri için af dilemelerini, varsa haklarını helal etmelerini tavsiye ederek onun hakkında olumlu kanaat oluşturmalarını ve ardından hayır söz söylemelerini isteyerek İslam toplumunun ahlaki düzeyini yükseltmek istiyor. Bu konuda en yaygın dua olarak da; her Müslüman evladının ilk öğrendiği ve “Rabbena” olarak isimlendirdiğimiz ama ayet olduğunu çoğumuzun bilmediği;

“Rabbenâ âtinâ fid’dünyâ haseneten ve fil’âhire-

Bu milletin tertemiz duygularını lütfen, Allah rızası için çarçur etmeyin. Dini doğru anlamaları için elinizdeki sınırsız imkânları doğru kullanarak şirksiz-

günahsız bir toplum oluşması için koltuklarınızın hakkını verin. Yanlış dini akımlarla hesaplaşmak için illa da bir 15 Temmuz ihaneti beklemeyin. Hiç olmazsa kendi alanınızda doğru adımlar atmak için siyasetçinin ağzına bakmayın.

ti haseneten ve gınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.”

“Allah’ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru. Ey Rabbim, merhamet edenlerin merhamet edicisi, bize rahmetinle muamele eyle!” (Bakara,201)

Yetinmeyip, ilave ederek tek bir duaymış gibi okuduğumuz ikinci bölümünde de;

“Rabbenâ-ġfir lî velivâlideyye velilmu/minîne yevme yekûmu-lhisâb(u)”

“Ey Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği günde beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim,41) şeklinde dua ediyoruz.

Peygamberimizin, ölmek üzere olan kişinin yanında Kur’an okunmasını tavsiye ettiği hadisler de var. Hadislerin sıhhat derecesini tahlil edecek değiliz, ancak önyargılarından bir anlık kurtulup azıcık aklını kullanacaklara sormak isterim. Doktorlar bile son anında hastalarının ilacını kesip, huzurlu bir ölüm için hasta yakınlarına “dua etmelerini” tavsiye ederler. Son nefesini vermekte olan yakınıyla insan ne konuşabilir dua etmekten başka? Toplanmış, yakınların olduğu o ortamda sükût veya boş dünyevi sözlerin yerine hem hastanın hem de oradakilerin kalbini yumuşatacak, Rabbin mağfiretini hatırlatacak ayetlerden başka ne yakışır ki?

Resulullah’ın tavsiye ettiği Yasin ve Tebareke surelerini incelediğimizde göreceğimiz; Allah’ın kudretini hatırlatan, kendini bir şey sanan biz kulların “atılmış pis bir sudan” başka bir şey olmayan acizler olduğumuz ve bu dünyanın boş ve geçici, asıl yurdun ahiret

Bu çağda hâlâ orada burada bazı hocaların mevtanın namazlarından oruçlarından kurtulması için ‘iskat’ ve ‘devir’ denen yöntem uygulayarak, hem haşa Allah’ı kandırdıklarını sanıp kendilerini aldattıklarını hem de cenaze yakınlarını ‘af’ umuduyla dolandırarak maddi çıkar sağladıklarını görüyor/duyuyoruz. Bu tip “din görevlilerinin” önce açığa alınıp, dolandırıcılıkları sabit görülürse “meslekten ihraç edilmelerini” öneriyorum.

olduğu; iyilerin, hak edenlerin cennetlik, nankörlerin de cehennemlik olduğu…

İster bid’at olsun isterse gelenek (değil mi ki dostları bir araya getiren bir ortamdır); defin, yedi, kırk, sene-i devriye vesileleriyle toplanan insanlar ne yapsın? Allah’ın kelamını okumak, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmek, Müslümanların dertlerini gündeme getirip sorunlarına çözüm üretmek...

Böyle ortamlarda Kur’an, dinlenilecek en güzel söz elbette. Ancak manasını anlamadan, sırf “sevabına” Arapçasından okunup okunup dağılan, yüzlerce defa okunup hatim hatim paketlenerek mevtanın ruhuna gönderilen Kur’anların, Yasinlerin, Tebarekelerin, İhlas ve Fatihaların ne kendimize ne bizden önce gidenlere bir faydasının olacağını anlamamız gerekir diye düşünüyorum.

Peygamberimizin;

“İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet 14. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8).

Hadisinin, “kendisine dua eden hayırlı evlat” kısmından yola çıkarak “dua” nın okunacak hatimleri de kapsadığına inanıp manasını anlamadığı binlerce hatim indirip ahirete havale edenler, onun yerine Kur’an’ı sindire sindire anlayarak okuyup, hayatında uygulayıp çevresine de tebliğini yapsa, o zaman hadisin ruhuna uygun davranmış olur ve kendisi gibi bir evladı geride bırakan ana-baba da bu hayırlardan nasibini alır. Çünkü;

“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.” (Müslim, Zekât 69. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 64)

Sözü daha fazla uzatmadan, başta Diyanet yetkilileri olmak üzere ilim ehline sadece iki sorum ve çağrım var;

Soru 1. Kötü bir çığır açan ya da günah ağırlıklı bir hayat yaşamış “merhum/merhume” nin affedilebilmesi ve cehennem azabından kurtulabilmesi için en az kaç hatim hediye etmek gerekir? Ya da şöyle sorayım: Bir hatim kaç günahın affedilmesine vesile olur? Daha açık; hatimlerin sayısını çoğalttıkça çoğaltsak sevdiklerimizin günahlarını “sıfırlayıp” direkt cennete gitmelerine vesile olabilir miyiz?

Soru 2. Eşe dosta okumaları için dağıtılan hatimlere ilaveten teknolojik aletlerden istifade ederek (bilgisayar, cep telefonu gibi) aletlere de okuttursak, bu okunanlar hatim yerine geçer mi?*

Çağrı 1. Bu milletin tertemiz duygularını lütfen, Allah rızası için çarçur etmeyin. Dini doğru anlamaları için elinizdeki sınırsız imkânları doğru kullanarak şirksiz-günahsız bir toplum oluşması için koltuklarınızın hakkını verin. Yanlış dini akımlarla hesaplaşmak için illa da bir 15 Temmuz ihaneti beklemeyin. Hiç olmazsa kendi alanınızda doğru adımlar atmak için siyasetçinin ağzına bakmayın. Din konusunda olsun bağımsız düşünüp “Öncüler” olun!..

Çağrı 2. Bu çağda hâlâ orada burada bazı hocaların mevtanın namazlarından oruçlarından kurtulması için ‘iskat’ ve ‘devir’ denen yöntem uygulayarak, hem haşa Allah’ı kandırdıklarını sanıp kendilerini aldattıklarını hem de cenaze yakınlarını ‘af’ umuduyla dolandırarak maddi çıkar sağladıklarını görüyor/duyuyoruz. Bu tip “din görevlilerinin” önce açığa alınıp, dolandırıcılıkları sabit görülürse “meslekten ihraç edilmelerini” öneriyorum.

Not: (Bu sorumun modern, kravatlı, adının başında akademik sıfatlar taşıyan birileri yerine, cübbeli bir hoca tarafından cevaplanması beni daha da memnun eder.)


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :