Eğitimde Dönüşen Kim?

Eğitimde Dönüşen Kim?

Wang, rüyasında bir kelebek olduğunu görmüştü. Çimenlerde, çiçeklerin üzerinde oturuyordu. Bir yerden başka bir yere uçup duruyordu. Sonra uyandı. Kendisinin, rüyasında kelebek olduğunu gören Wang mı; yoksa rüyasında Wang olduğunu gören bir kelebek mi olduğunu artık bilemiyordu.
Bilindiği üzere 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle, kamuoyunda “dershane” olarak bilinen özel öğretim kurumlarının 01.09.2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere faaliyetlerine tümüyle son verilmiştir. Ancak bu tarihe kadar dershane olarak faaliyet gösteren bu kurumlardan isteyene MEB’in denetimi, gözetimi ve teşvikiyle özel okula dönüşmesine izin verildi. Bu dönüşüm sürecinde eğitim–öğretim faaliyetinde bulunan özel okullara “Temel Lise” denildi.
   Temel Liseler; üniversite sınavlarına hazırlık eğitimi veren özel dershanelerin bu alanda yıllardır edindikleri bilgi ve tecrübelerini özel okul faaliyetiyle beraber sunabilen özel okullardır temasıyla reklamlarına başladı. Bu sebeple temel liselerde okuyan bir öğrenci hem lise hem de üniversiteye hazırlık eğitimini aynı anda almaya başladı. Böylece ortaya “Dershaneler mi Temel Lise’ ye, Temel Liseler mi dershaneye dönüştü?” sorusu ve sorunu ortaya çıktı.
Dört yıl önce, dershanelerin kapatılıp ‘Temel Lise’ ye dönüşmesi ile birlikte devlet okullarından bu liselere bir ‘öğrenci göçü’ başladı. ‘Dershane’ tabelaları yerine ‘Temel Lise’ tabelaları asılsa da aynı apartmanlarda, aynı öğretmenlerle eğitime devam edildi. Bu dönüşümle birlikte temel liseler sadece sınava hazırlık konularını değil, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ortaöğretim müfredatını işlemeye başladı.
MEB’in 2016-2017 eğitim-öğretim yılı istatistiklerine göre Türkiye’de halen 1007 temel lise var. Buralarda çalışan öğretmen sayısı 19 bin 928, öğrenci sayısı ise 214 bin 551. Temel liselerin öğrenci sayısı tüm özel liselerin toplam öğrenci sayısı içinde hatırı sayılır bir orana sahip. Özel liselere giden öğrencilerin yüzde 42’sini temel lise öğrencileri oluşturuyor. MEB, bu kurumların 2018-2019 eğitim yılının sonunda bahçeli, derslik ve sosyal alanları okul standartlarına uygun binalara geçerek, özel okula dönüşmesini şart koştu.

Peki, dördüncü yılın sonunda ‘Temel Lise’ ye dönüşemeyen dershanelere ne oldu?
Temel liseler istenilen başarı performansını gösterdi mi?
Dershanelerin kapanıyor algısıyla oluşan boşluğu kimler doldurdu?
Temel liseler nasıl bir sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik tabana hitap etti?
Dershanelerin dönüşüm sürecinde yeni bir okul türü olarak eğitim sistemine dahil olan Temel Liselerde aslında dershane tabelaları indi, yerine ‘Temel Lise’ tabelaları asıldı. Apartmanlarda, aynı öğretmenlerle eğitime devam edildi. Artık sadece sınava hazırlık konuları değil, Millî Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim müfredatı da işlenecekti bu kurumlarda. Pek çok lise tanıtımını ‘hem okul hem dershane’ diye yaptı.
Temel Liselerde sınav eksenli bir eğitim sisteminde sınav baskısını azaltmak ve 12. sınıfta okul yazılılarıyla boğuşmak zorunda kalan öğrenciler için bir ferahlık kapısı olmaya çalışıldı. Bahçesi olmayan, dershaneden bozma iç içe dersliklerin bulunduğu fiziksel koşullarda öğrencilere “12.sınıfta okul yazılılarına mı çalışılırmış; formalite sınavlar yaparız. Soruları da cevapları da veriyoruz…” denilerek kapitalist reklam kuşağının en acımasız çarklarında müşteri oldular. Yine liselerde tutunamayacak öğrenciler de okullu, diplomalı yapıldı. Başka okula gitse belki bırakacak, akademik anlamda da yetersiz, okuldan uzaklaştırılması gereken, “bir şekilde diploma alsın gerisi kolay” diyen veli profilinin 6 bin ile 10 bin lira arasında bir bedel ödeyerek ve tüm okulu, idareci ve öğretmenleri de satın aldığını düşünerek mezun etme çabasını; “başka okullarda sınav sorularını ve cevaplarını veriyorlarmış siz de verin, ne olacak?” diye psikolojik şiddete maruz kalındığı, torpilin ve adam kayırmanın lise yıllarında atıldığı temelden yanlış ‘temel bir lisenin’ profili veli ve öğrenci sosyo-kültürünü de burada analım.
Temel liselerden bazıları “burası dershanelerin devamı” diye tanımlıyor okulları, kimi ise “özel okulculuk yapıyoruz” diyor. 2019’da kapanacak olsa da okulların pek çoğu 9. sınıfa kayıt alıyor. Bir yandan da özel okula dönüşmek için arsa ya da bina arayışındalar.
Öğretmenlerin çalışma saatleri uzun. Sabah 08.00, akşam 18.00 okuldalar. Cumartesi günleri de çalışıyorlar, etüt ve deneme sınavları oluyor. Bu ağır şatlarda çalışan öğretmenler, yine de özel okula dönüşemeyen ve kapanan temel liseler olursa işsiz kalmaktan da korkuyorlar…
30 Haziran 2019’da kapanacak olan Temel Lise öğretmenleri 10 aylık sözleşme imzalama baskısına maruz kalıyorlar. İşsizlik korkusuyla ve çoğu KPSS alternatifi ve tekrar dershane öğretmenliği düşünmediğinden, hakkaniyetten uzak bu sözleşmeleri imzalamak zorunda kalıyor. 4 yıl boyunca çalıştığı kurumundan tazminat alamama korkusu da işin farklı bir boyutunu oluşturuyor.

Tüm bu sorun yumağının içinde MEB yetkilileri nerede duruyor? Kendi okullarındaki sorun yumağını çözemediğinden ‘bekle ve gör’ politikası uygulanıyor. Ne zaman ki bıçak kemiğe dayanıyor geçici, haksız ve mağduriyet üretebilecek adımlar atılmaya başlanıyor. Süreç bir kağnı hızıyla ilerliyor, öğrencinin önündeki sene nerede okuyacağını, öğretmenin evini, aşını nasıl ve nerede kazanacağını bilemediği büyük bir belirsizlikler yumağı bekliyor.
Dershanelerin ise kapanır/kapatılır gibi yapılması ise bir başka illüzyonun parçası. FETÖ iltisaklı diye kapatılan kurumların yerine mantar gibi türeyen ‘etüt merkezleri’ danışmanlık adı altında faaliyet yapan ders-etüt kursları açılarak hem denetimsiz hem merdiven altı bir yapılaşmaya müsaade edilmiş oldu. MEB gene kağnı hızıyla hareket ederek önce bir dersten, sonra 3 dersten fazla olamaz; yok aynı binada olur aynı katta olmaz, farklı 3 ders olur yakın 3 ders olamaz diye yönetmelikler çıkararak olayı dershaneciler için meşru bir alana çekmeye, tabiri caizse kitabına uydurmaya çalıştı.
‘Dershaneler kapanıyor’ diye korku pompalayan -tırnak içinde- seçkin devlet okulları ve üstün nitelikli –derste öğretemediğini Cumartesi ve Pazar kursunda öğretebilen-, ek dersi artsın da konu sonradan da öğrenilir diyen MEB okulları ve bazı öğretmenlerini de anmadan geçmeyelim.

Velhasılıkelam eğitimin niteliğini, niceliğini, sınavını, testini, tostunu, öğrencisini, velisini, öğretmen ve idarecisini; şirkete dönüşen okullarını, patrona dönen müdürlerini, müşteriye dönen öğrencilerini halden hale dönüştürme sürecimiz, ulus devlet olma sürecimizle aynı yörüngede ilerliyor. Bunca sorunun çözümü için bir önerimiz yok çünkü eğitimi -öğretimi- tabulaştırmaya, insanı fıtratından koparmaya yönelik her sistem, geçici çözümlerle insanlığın önünü tıkayacak ve toplumun gelişimini geciktirecektir.
Fıtrata yüzümüzü döndüğümüzde, insanlığa dair söyleyecek bilgi ve birikime sahip 1400 yıllık bir geçmişimizde bunların ayak izlerini buluruz.

Yorumlar

Site Yorum 0