FELSEFE VE EĞİTİM FELSEFESİ OLMADAN…

FELSEFE VE EĞİTİM FELSEFESİ OLMADAN…

Giderek felsefenin kerih görüldüğü, bununla birlikte, birtakım iç ve dış etkenle birlikte, iş işin ehlinden ziyade, bürokratik teamüller içerisinde, ‘uygun görülen´ kişilere verildiğinden ve bu insanların büyük bölümünün de işe sadece salt bir yönetici olarak baktığından olsa gerek, eğitimin dibe vurduğu bir vasata, belki de bu vasatın doğurduğu düşüncesizlik sonucu, ham softa insanların ilahiyat fakültelerinden felsefe derslerin kaldırılmasını talep ettikleri bir süreçten geçmekteyiz.

Ne verip ne vermediği mutlaka bir tartışma konusu olması şartıyla, 20.yüz yılın başında batıda oluşan eğitim süreçlerine denk gelecek bir vasatta ve o vasatları takip ederek, aynı zamanda Osmanlı son döneminde oluşan batı tarzı eğitiminde etkisinin görüldüğü kendi eğitim sistemimizin, ne yazık ki –yanlışı ve doğrusu ile birlikte- geçmişi gelişerek devam ettirmesi gerektiği halde, muhafazakâr mantık ve muhafazakâr devlet yönetim tarzı ve düşüncesi sonucunda, Ak Parti iktidarı döneminde yamalı bohçaya dönmüştü.

Nasıl bir öngörü ile ki öteden beri kültürel alan dâhil olmak üzere birçok alanda hakimiyet sahibi olan laik ve sol cenahın elini zayıflatma, belini kırma ve onları tutup atma düşüncesine dayalı bir anlayış sonucu, çoğu kez Müslümanlara hoş gelecek –ve de gelen- “İmam hatip nesli ve devletin üzerine vazifeymiş gibi devlet eliyle oluşturulması tasarlanan dindar nesil söylemi, temele bakıldığında, felsefeyi ve haliyle de eğitim felsefesini hiçe sayıcı özellikler taşıyordu.

Bu aynı zamanda, teknik konular dışında kalan düşünsel/felsefî ve dinin öngördüğü özgürlükçü ortamların, muhafazakârlık ideoloji adına telifi mümkün olmayan bir garipliği de barındırıyordu.

Herkesin ilgi alanına girmeyecekte olsa, ilgilisi için gerekli olduğunu düşündüğümüz zihinsel, düşünsel alanlarla bir gerilemeye evet, ama kalkınma, maddeten müreffeh olmak ve teknik olarak ilerlemeye ise dünden ‘tekitli´ evet!

Gerçi kalkınmak için, refah seviyesini yükseltmek için, maddeten semirmek için felsefenin olumlu bir karşılığı ve söz yoktu. Zira o hikmet sevgisi idi; yani, philia ve sophia…

Hakikaten felsefe zararlı ve eğim felsefesi de gereksiz miydi?

Ham softalar açısından bakıldığında öyleydi. Ya sözde modern eğitim süreçlerinden geçmiş, modern kurumlar üzerinden toplumu yönetme sadedinden bulunan muhafazakâr siyasiler ve bir ‘liyakat ve ehliyet içerisinde´ devleti yönetme sadedinde bulunan idarecilerimiz açısından da, felsefe zararlı ve eğitim felsefesi de gereksiz miydi?

Tabii ki bu kesimi ham softa kesimiyle bir tutamazdık, ama bürokratlardan ziyade siyaset ehlinin, sözde halkı devlet adına kucaklama ve oy kazanma düşüncesi açısından ele alınmasına bakıldığında, ham softaları rahatlatacak işlerin yapıldığı görülecekti.

Özellikle de FETÖ dalgası üzerinden, su katılmış ayran misali çoğalala çoğala gelişen bir kısmı da ham softa muhafazakâr kitlenin elde tutulması adına, bilim namusu adına bağımsız olması işin mantalitesi açısından gerekli olan üniversitelerden birçok akademisyenin KHK´lara dayanarak atılmaları, kurum içerisinde bir şekilde pasifize edilmeleri vs. bu felsefesiz anlayışın prim yaptığı anlamına gelirdi.

Klasik dönemlerde de böyle olduğu halde, modern dönemde, birçoğu modern mantalite üzerinden vücut bulmuş olan birçok ilmî/bilimsel disiplinlerin, oluşum merkezlerine bakıldığında, her birinin bir felsefi zemin üzerinden neşvü nema bulduğu söylenecekti. Ki bu bir açıdan doğruydu da…

Asrın idrakine ‘hikmet ve felsefe ile´ söyletmek…

Buna birde formel ibadetlerden ziyade işin temelinde hikmet barındırdığını bildiğimiz İslâm´ın hangi çağda olursa olsun, Âkif´in dediği üzere;“Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm´ı” esprisini nasıl yorumlayabilirdik ki…

İşte devlet ve toplum için belli bir oranda felsefe ve İslâm felsefesi içerdiği kendiliğinden ortaya çıktığında ve bundan ayrılmanın sonucunda ise, zihinsel ve düşünsel felaketin kendini dayatacağı acı durumlara davetiye çıkaracağını bilmemiz ve ortada bulunan yanlışları da, izale etmemiz gerekirdi.

Tabii ki ortada bir suç varsa, bunu eğitimcilere ve onların yöneticilerine atmak doğru da değildi, hakkaniyetli ve şık ta olmazdı.

Ama felsefe düşmanı ham softa yığınlarının, kendine has bir felsefesi olmadan uzunca asırlar yaşayamayacağı ve günümüzde de onun enkazı üzerinde duran devletin vb. kendine özgü bir felsefesi ve geleneği olmayacaktı ise, nasıl ayakta kalacaktı?

O zaman ortada ne bir devlet ve ne de toplum ve ne de bu gün gelip birçok şeye kara çalan ham softa muhafazakâr kesiminde ayakta kalabilmiş olacağını tahmin dahi edemezdik…

Şu an, her işte olduğu üzere eğitim işini de sıkı tuttuğu bilinen batının eğitim model(ler)ini kendine alıp adapte eden ve bir süre bu sıkı anlayışla işi şu ya bu oranda kotardığı bilinen, ama baştan beridir de, salt laikliği koruma ve Kemalizm´i de topluma ha bire din gibi dayatmaya çalışan ulusalcı anlayışın boşta kaldığı Ak Parti sürecinde, bu kez devreye muhafazakâr anlayışların girmesi neticesinde sürüp giden olumsuzlukları görmekteydik.

Bu süreçte birçok alanda olduğu üzere yaz boz tahtasına dönen eğitim sistemimiz ve anlayışımız, net bir şey söyleyemesek de, işin başına eğitim alanından gelmeyen bürokratların, bir nevi mühendislik yapmaları sonucu hercümerc olmuştu. Bununla birlikte eğitim bakanlığı koltuğuna yeni atanan bir bakanın ne yapıp yapmayacağı, neyi nasıl düzenleyeceği ve ortaya nasıl bir perspektif ve felsefe koyacağı ise merakla beklenmektedir.

İnşaallah diyelim düzelsin ve felsefesiz de kalmasın bu eğitim işimiz…

Yorumlar

Site Yorum 0