Hayat Boşluk Kabul Etmiyor

Hayat Boşluk Kabul Etmiyor

Yapamadığımız her özeleştiri zaman ve nesil kaybı olarak bizlere dönüyor. Genç nesiller batılı ya da ideolojik yaşam modelleri ile İslami sınırların dışına çekiliyor. Genç nesillerin öncelikli planları arasında İslam artık yok.

***

Hayat boşluk kabul etmiyor. Bizlerin dolduramadığı alanlar çoktan birileri tarafından güçlü bir şekilde parsellenmiş. Bu alanları kendi yaşam biçimlerini uygulama alanı olarak kullanıyorlar. Örnek yaşam modelleri ile diğer alanlara talipler. Yıkıcı ve güçlü argümanları ile başka yaşam modellerine yaşam hakkı tanımıyorlar. Onlar için asıl amaç; doğruluktan, iyilikten, hakikatten ziyade kendi çıkarlarına ve hedeflerine uygun topluluklar üretmek. Bu konuda çok mahir olduklarını görüyoruz.

İslam toplumları üretkenliğini, hakikate olan sadakatini ve yönelişini kaybedince, izzet ve şerefini de kaybetti. Tarihe yön veren bir akla sahip iken tarihte dolgu malzemesine dönüşen bir medeniyete dönüştü. Kendi problemlerinin girdabında çırpınırken, insanlığa umut veren mesajını ıskaladı. Mazlum insanlar için bir çıkış yolu iken, mazlum coğrafyasına dönüşerek kendisi bir çıkış yolu aramaya başladı. Tarihte karanlıklarda kalmış, unutulmuş insanlara uzatılan bir el iken, kendisi tutunacak bir dal arayan bir medeniyete dönüştü. Barış ve esenlik şarkılarının söylendiği, hak ve adalet hikâyelerinin söylendiği, kahramanlık masallarının yazıldığı bir medeniyetken, güvensizliğin, korkuların(korkaklığın), gözyaşlarının, adaletsizliğin, ahlaksızlığın örnekleri ile dolmuş bir zaman diliminden geçiyor. Satılmış ruhlar bu medeniyetin altını oydu, değerlerini az bir paha (makam-mevki) karşılığında sattı. Bizler de seyirci kaldık.

Kuşkusuz bulunduğumuz zeminde bir sıkıntı yok. Biz hak olana tabiyiz. İslam tüm insanlık için tek kurtuluş yolu. Kur’an bu insanlık için yegâne çıkış kaynağı. Hayat rehberi. Hz. Peygamber tüm insanlık için tek gerçek örneklik. Bu konuda Müslümanların inançta ayrılığa düştüğünü göremezsiniz. Dilde Müslümanlığımız tartışılmaz… Lakin kalpte-bilinçte-pratikteki Müslümanlığımızın ciddi bir özeleştiriye tabi tutulması gerekiyor. Yapamadığımız her özeleştiri zaman ve nesil kay- bı olarak bizlere dönüyor. Genç nesiller batılı ya da ideolojik yaşam modelleri ile İslami sınırların dışına çekiliyor. Genç nesillerin dillerinde İslam; coğrafi, kültürel, örf ve adetten başka bir anlam ifade etmeyen bir din algısına dönüştü. Genç nesillerin öncelikli planları arasında İslam artık yok. Sanal ortamların mecrasında dolaşan genç nesillerin, İslam’la buluşması zor görünüyor. İs- lam; hayatın içerisinde ve hayatın ta kendisi iken bunu göremeyen bir göz, başka ortamlara göz diken bir akıl tarafından hiç idrak edilemez. İdrak edilemeyen hiçbir hakikat hayata taşınamaz.

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”(Saff,8) Bu ayet İslam toplumlarında ilk öğretilen ayetlerdendir. Aynı zamanda bu ayet mazlumların umut ayetidir. Müslümanları yarınlara taşıyan, eninde sonunda hükmün Allah’a ait olduğunu gösteren ayetlerin başında gelir. Allah bir şey demişse doğru söylemiştir. İslam dünyaya selamını verecek ve insanlık bundan hoşnut olacaktır. O’nun mesajının doğruluğunu kıyamet kopmadan anlayacaktır. O zaman geçmişine bir ah vah çekecektir. Bunda kuşku yok…

Lakin bu nuru kimin eliyle gerçekleştirecek sorusuna baktığımızda verilecek cevap iş açıcı değil. Temennide bulunmak, samimi olarak yaptığımız ama sadra şifa olmayan yerel ve ümmeti kapsamayan çalışmalarla bu umudu sürekli tehir etmek; İslam’la buluşmayan her bir insanın, imanla tanışamadan öbür dünyaya göçmesi ile sonuçlanmakta… İnsanlara İslam’ın hayat modelini günümüze taşıyamadığımız için insanlık tek tercihli hayat modellerine mahkûm edilmekte. İçimizi acıtan taraf ise, İslam’dan başka hayat modellerine karşı olan duruşumuz- dur. Modernizmin dayatmalarına karşı ciddi bir tepkimiz yok. Hatta muhafazakârlıkla yoğrulmuş bir modernizm yeni bir yaşam modeli olarak su- nuldu. Farklı başka yaşam modelleri ve düşünce akımları ile kimlik oluşturulmakta, kendinizi tanımlarken Müslüman olmanın yetmediğini telkini verilmekte, önüne ve arkasına başka sıfat- lar getirilerek tanımlamalar yapmak gibi tercihler sunularak kafa karışıklığına sebep verilmektedir. ‘Laik Müslüman’, ‘Sosyalist Müslüman’, ‘Feminist Müslüman’, ‘Modern Müslüman’, ‘Muhafazakâr Müslüman’, ‘Ilımlı Müslüman’, ‘Radikal Müslü- man’… Bu ilave edilen sıfatlara bir tane de ben ekleyeyim: ‘Sanal Müslüman’.

Bu tanımlamaların boşu boşuna yapılmadığı biliniyor. Bunlar her biri, birer fikir üretimidir. Bu fikir üretimi sadece düşünmeden sadır değildir. Bunlar fiziki manada kap-akıl ve fiziki ortamlar arayarak hayat bulmak isterler. Hayatlarının devamının buna bağlı olduğunu bildikleri için her türlü algı operasyonları ile bu fikirleri toplumlara yayarlar. Helal ve haram sınırları olmadığı için fütursuzca saldırıya geçmekte beis görmezler. Bunun içinse genç nesilleri tercih ederler. Çünkü gençlik, tercih sürecinde olan bir dönemi yaşamakta, gençliğin tercihleri bizim yarınları ve yapacakları da bizim yaşam modellerimizi oluşturmaktadır. Gençliğin bu yoğun taleplerine karşı koyacak bir toplum henüz çıkmadı. Çıkanlar ise yok olmaya mahkûm oldular.

İşin burasında asıl derdimize gelelim. Toplumları ve özellikle genç nesli İslami yaşam modelleri ile buluşturmak uzak İslam anlayışlarımız-örnekliğimiz, toplumu başka yaşam modellerin kucağına itmekte ve İslam’ı temsil eden kesimlerin iç çekişmelerden kaynaklanan, birbirlerinin enerjisini tüketen, heybetini söndü- ren tartışmalar ve sonucunda yaşanan ayrılıklar insanların tercihlerini olumsuz etkilemektedir…

Geçtiğimiz ay Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Bulam ( Pınarbaşı) Kasabası ile adı bilinen ve benimde memleketim olan yerdeydim. Doğal güzelliği, serin ve özellikle soğuk-bol suyu ile bilinen bir mekândır Bulam. O kasabayı Bulam yapan başka bir özelliği var… Türkiye’de Aleviliğin merkezlerinden biridir. Sıla-i rahim yaptık oralarda. Gençlerle buluşma imkânı bulduk. Okuyan gençliğin farklı yaşam modellerini tercih ettiğini biliyorduk ama gözlerimizle bir kez daha şahit olduk. Okuyan Bulam gençliğinin tercihleri artık Alevi kesimi bile rahatsız ediyor. Bunu bildiğimiz- den dolayı konuyu İslam’ın yaşam modeline ve İslam’ın gerçekliğine, Kur’an’ın neden tek kurtuluş reçetesi olduğuna getirdik. Sonuç: “Eğer İslam gerçek bir din ise, bu Müslümanların hali nedir?”

Özelde Bulam gençliği, genelde tüm gençlik olsun yeterli bilgiden yoksunlar. Modernizmin haz ve hızına kapılmışlar, gözlerini bu dünyaya açtıklarında karşılaştıkları gerçeklik kendi zamanındaki yaşam tarzları. Ataların ya da yaşadıkları çağdaki güçlü medeniyetin tercihleri ile büyümüşler. Adalet sahiplerin değil de galiplerin tarihi yazdıkları çağda; okuduklarından farklı bir tarih olduğunu düşünmeye ne fırsatları, ne zamanları, ne de okumaları olduğunun farkındalar. Farkın- da olanlar ise zamanın yıkıcı baskısına, mahalle baskısından ötürü farklı tercihleri yapmaya niyetlense bile bu baskıyı kaldıracak ne ortam- ları, ne bilinci, ne okumaları var… Kur’an’dan bihaber olmak, kulaktan dolma İslam anlayışı ancak geleneksel ve mezhepsel bir İslam anlayışı doğuruyor. Bu İslam anlayışının ise batının/ modernizmin yaşam modeline galip gelmesi, gençlerin ilgisini çekecek bir yaşam tarzına dö-nüşmesi zor. Çünkü yanlış bir din algısı ile yanlış bir yaşam modeli ortaya çıkar. Bu yanlış yaşam modeli, zamanın yaşam modellerini aşarak gençliğin gündemine gelmesi de zor gözüküyor. Peki, o zaman yukarıda verdiğimiz ayet ne olacak? Saff suresindeki ayeti başka bir ayet- lerle bütünleştirerek, bu zamanda İslam yaşam modellerini bir an önce insanların gündemine getirmek gerek. O ayetlerden birinde “Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mümin topluluğun gönüllerini ferahlat- sın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe,14) Bu ayeti kerime Allah’ın nurunu nasıl tamamlanacağını gösteriyor. Çabalamadan, cefa çekmeden, üretmeden, mücadele etmeden, İslam’ı gerçekten temsil etmeden İslam baharından söz edilemeyecek. Örnekliğimizi tam kılmadan; ümmi olan, Kur’an’dan bihaber olan toplumlara yaşayan Kur’an toplumları oluşturamadığımızda insanların toplu olarak İslam’a yönelmesi zor görünüyor.

Hele ki İslami kesimlerin dillerinde İslami da- vetin en büyük argümanı olan “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.’’ (Ali İmran,110) ayeti ile Ali İmran 104. ayetinin tam manası ile temsiliyetindeki zafiyet bizlerin bu insanlığın umudu olmaktan uzaklaştırıyor. İnsanlar bizden pratik, hayata dokunan, hayatı kuşatan, insanlığa hak-huzur-adalet getiren bir yaşam modeli istiyor. Gördüğüm o ki bunu Kur’an’ı zaaflarımıza perde edilmesi, hatalarımızı dildeki Müslümanlık ile örtmemiz bu gençleri hiç ilgilendirmiyor.

Bu genç nesiller, batı medeniyetinin cazibesini kıracak, modernizmin ayartıcı yaşam modeline karşı duracak, kendilerini zamanın sahte gerçekliğinden uyandıracak, hayatın her alanına müdahil bir yaşam modeli; İslami ortamlar, İslami kurumlar, İslami şahsiyetler isti- yor. Hz. Peygamberin örnek hayatını şahsımızda görünür kılmadan, bu gençleri Hz. Peygambere âşık etmek zor görünüyor. Bu düşünceleri elbette ilahi sorumluluktan, imanı sorumluluktan kurtarmaz bu gençleri. Ama İslami kesimlerin de büyük söz söyleyip, küçük işlerde kalmaları onların sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. Sözün gücü var demiştik bir önceki yazımızda ama sözün kıymetinin bilinmediği bir çağda yaşıyoruz.

Bu işe talip olduklarını deklare eden tüm Müslüman kesimlerin insanlığa bir medeniyet, bir yaşam modeli sunma borçları var. Yoksa gençlerin tercihlerinde biz olamayız…

Yorumlar

Site Yorum 0