AK Parti mi, yoksa Erdoğan mı Kazandı?

AK Parti mi, yoksa Erdoğan mı Kazandı?

Vatan toprağının elden gitmesi kaygısının beslediği beka sorunu çerçevesinde işe baktığımızda, bu kez Erdoğan’ın dillendirdiği ve birçok maddi ve ‘manevî’ doneleri kapsayan “tekçi” söylemler, hem ivme kazanması istenen modernleşme ameliyesi ve hem de bu modernleşmeye yönelik olan AB’ne üyelik sürecinde, modernleşme, millileşme ve illa da muhafazakârlık ideolojisi üzerindenb‘yeniden’ Müslümanlaşma sürecinde varlık kazandığı bilinmekteydi.

odernizm öncesi dönemlere has olan ve ekonominin büyük oranda devlete bağlı olduğu gerçeği üzerinden hareket et-
tiğimizde, istisnasız tüm toplumların yüzü devlete yönelikti. Bunu gerek tüm İslâm toplumları ve gerekse de Türk-Kürt Anadolu İslâm toplumunda da bu işleyiş aşağı yukarı bu minval üzere idi.
Bu durum her şeyden önce, mülkün Allah’a ait olduğu gerçeği ile alakalı idi. Bu temel Kur’anî esprinin, çoğu kez devletin elinde güdülecek bir toplumun oluşacağı ve uygulamaların da bu şekilde berdevam edeceği bir vasatı da kendili- ğinde doğuruyordu.
Bunun tam tersi uygulamaları batılı ekono- mik anlayışa evirilmiş olsa da, öteden beri var olagelen devlet bazlı toplum anlayışının, yine batılı bir tarz olan demokratik ortamlarda da etkili ve etkin idi görülebildiği kadarıyla…
CHP’nin 27 yıllık tek parti diktatoryası dönemini bir tarafa koyduğumuzda, Menderes döneminden başlamak üzere 2000’li yıllara kadar gelen ‘sözde’ demokratik süreçlerde, bu olgu işin içerisine başka saiklerinde girdirildiği bir çehreye dönüşmüştü.

Yine devlet bazlı toplum ve başta ekonomi, daha doğrusu ‘bir parça ekmek ve iş’ gerçeği eskiyi devam ettirmişti.
Bu durumun AK Parti sürecinde farklılaştığını dile getirmiş olsak da, var olan iktidarın12 Eylül anayasa referandumuna bağlı olarak otoriter- leşmeye yönelmesi ve aynı zamanda ‘içten ve dıştan’ kaynaklanan birçoğu da reel olarak “haklı” sebeplerden dolayı vatan toprağının elden gitme- si kaygısının beslediği beka sorunu çerçevesinde işe baktığımızda, bu kez Erdoğan’ın dillendirdiği ve birçok maddi ve ‘manevî’ doneleri kapsayan “tekçi” söylemler, hem ivme kazanması istenen modernleşme ameliyesi ve hem de bu moder- nleşmeye yönelik olan AB’ne üyelik sürecinde, modernleşme, millileşme ve illa da muhafazakâr- lık ideolojisi üzerinden ‘yeniden’ Müslümanlaşma sürecinde varlık kazandığı bilinmekteydi.

2002’de başlatılan ve daha sonraki süreçte par- tileşen ‘Erdemliler’ hareketinin barış, kardeşlik, dostluk söylemi ile birlikte üzerinden atlanması mümkün olmayan devleti de dönüştürme şartıyla, Müslüman çoğunluğun nefes alabileceği bir ortamın oluşmasında gerekli olan ve sivil alanı baz alan ‘devlete karşı toplum’ düşün-
cesi ile iktidara gelen AK Parti’nin, her nedense, kendisi iktidarda olduğu halde bir kısmı mızıkçılık yapan, bir kısmı da ‘haklı ya da haksız’ olarak kendisine muhalefet eden ‘yerel’ güçlerin muhalefeti ve
hem de süreçte çokça dillendirilen beka meselesi üzerinden otoriterleşmişti. Ki bu süreçte MHP gibi mil- liyetçi partilerde, en azından beka meselesi üzerinden bu otoriter- leşmeyi pekiştirmişlerdi.
Önceleri gayr-i res- mi planda kalmış olsa da İslâmcılık üzerinden İslâm’a yönelik ilgi ve bu ilginin belirtileri sade- dinde milliyetçilik dâhil her seçime gidildiğinde AK Parti içerisinde yapılan yenileşmeye rağmen, yine onun yerine iktidar olacak bir parti bulunmadığı halde, özellikle de yapılan yerel seçimlerde zorlanmalar yaşanmasına bakıldığında, AK Parti’yi klasik anlayışla betimler ve söylersek, ‘vezire, paşaya değil de padişaha bağlı’ “sağlamcı” bir anlayışla Erdoğan’ın toplum üzerinde oluşan imajı sayesinde hareket ettiğini söyleyebiliriz..

Birçok sakil durum ve anlayışa yönelik adeta ‘kapımız bu tür şeylere kapalıdır!’ söylemlerinin yerini, bu saikleri öne alan ve önemseyen bir anlayış almış oluyordu.

Her seçime gidildiğinde AK Parti içerisinde yapılan yenileşmeye rağmen, yine onun yerine iktidar olacak bir parti bulunmadığı halde, özellikle de yapılan yerel seçimlerde zorlanma- lar yaşanmasına bakıldığında, AK Parti’yi klasik anlayışla betimler ve söylersek, ‘vezire, paşaya değil de padişaha bağlı’ “sağlamcı” bir anlayışla Erdoğan’ın toplum üzerinde oluşan imajı saye- sinde hareket ettiğini söyleyebiliriz..

AK Parti’nin karşısında, bu süreçte belli ki bir iktidar alternatifi görünmüyor, iktidar ve parti yaptığı yanlışlardan dolayı da olsa ciddi bir muhalefet olgusu ile karşı karşıya olmasın; bunun yanında yeni dönemin temellenmesi için milliyetçi cenaha ihtiyaç hissedilir olsun; ayrıca CHP’nin hırçınlığı bir tarafa, HDP’nin
-doğrusu ve yanlışıyla- meclise girmesine sıcak bakılmıyor olsun; AK Parti’nin epey zamandır içerisinde bulunduğu ve giderek kalıtsallaşan metal yorgunluğa bakıldığında, AK Parti’nin yaptığı ve yapacağı iyilikleri de dikkate alarak söylersek dahi, bu seçimin galibi Erdoğan’dı..

Bunun da izlerini hem klasik kültürümüzde var olan işi bir kişiyi baz alarak sürdürme ve hem de peyderpey süren 200 yıllık modernleşme ame- liyesi içerisinde elde edilen ve görece güzel olan hasletleri pek de özümsememe ve en önemlisi de Kur’an’ın ‘emaneti ehline veriniz’ esprisine uygun hareket etmeme, edememe, işi ortada duran ve işleri yapacağına ‘kesin’ gözüyle bakılan zevata, lidere tevdi etme kültüründe aramalıydık…
Ki bu sadece muhafazakârlarımız için değil, sağcımız, solcumuz, İslâmcımız, kısacası tüm insanımız için kültürel bir kalıntı olarak duruyor- du. Aşmak gerekmez miydi? Elbette. Anlaşılan o ki kim ortama hâkim olurdu ise kazananda o oluyordu. O halde soralım bu seçimlerin galibi kim ve kimler değildi?
Görünen o ki Erdoğan başta olduğu sürece olası bir kırılma olmayacaktı ve AK Parti kazana- caktı, ama Erdoğan faktörü hep ön planda kalma şartıyla…l

Yorumlar

Site Yorum 0