‘Haze’l-Beyt’

‘Haze’l-Beyt’

Ev’in Sahibi’nin misafirleriyiz… Hazlarımızı tatmin etmek için değil huzur bulmak
ve hayra ermek için… Hatalardan sıyrılıp hizaya gelmek için… Hazıra konmak
için değil, hak etmek için buradayız… Hakikate tanıklık bizi harekete geçirdi…
Evrenin en kutsal Evi’ndeyiz… Modernizmin
evsizleri de, geleneğin
evcilleri de, zamanın, evlileri de,
hepsi elele, omuz omuza birlik
de Huzurda’yız…
Bu Ev’le evlerimizi test edeceğiz… Hasar
tespiti yapacağız… Güçlendirmek için,
güzelleştirmek için adres burası… Kâbe
standartlarına göre bir ev.. Çünkü evlerimizin
meşruiyet ve makbuliyeti Bu Ev’e bağlı…
Evet, Kâbe kriterlerine göre dizayn
edilmeyen yapılar, kurumlar, toplumlar,
sistemler çürüktür…
Kâbe, özdür… Özeldir… Özettir…
Burada furuat, fuzuliyat, teferruat yok…
Asıl burada…
Usul burada… Vuslat burada…
Öksüzlüğümüzü sonlandırmak için “Şehirlerin
Anası’ndayız”… Ana yurdumuz…
Baba ocağımız… Esas durağımız burası…
Gerçekten burada neyin arayışındayız?
Önce kendimizi… Kimliğimizi… Fıtratımızı…
İnsanlığımızı… Yani özümüzü…
Özgünlüğümüzü.. Özgürlüğümüzü… Güvenliğimizi…
İnanıyoruz ki; muhtaç olduğumuz;
umut, ufuk, edep, erdem, edep burada…
Bu Ev, bizi yitik kardeşliğimize, kolektif
ruhumuza, ortak bilincimize, müşterek
direncimize yürürken, öncülük ve öznelik
edecek…
Kâbe hinterlandı içinde bir hayat hedefliyoruz…
Evet, öncelikle kendimizi keşfetmek…
Rengimizi belli etmek… Cevherimizi işlemek
azmindeyiz… Sa’yimiz buna yönelik…
Ruhun inkişafı, kalbin inşirahı, zihnin
intibahı bununla mümkün…
Şimdi, O Ev’deyiz…
Çünkü; Arif olmak… Abid olmak… Akif
olmak… Âlim olmak… Bu Ev’in mensubu ve
müdavimi olmakla mümkün…
Kâbe’de, aidiyet için varız…
Tabiiyetimizi ve mensubiyetimizi arz
etmek için buradayız…
Şimdi, O Ev’deyiz… Çünkü; Arif olmak…
Abid olmak… Akif olmak… Âlim olmak…
Bu Ev’in mensubu ve müdavimi olmakla
mümkün… Kâbe’de, aidiyet için varız…
Tabiiyetimizi ve mensubiyetimizi arz
etmek için buradayız…
BAŞYAZI
4 AĞUSTOS 2018
Bir üst kimliktir, Kâbe… Kâbe bizi kardeşleştiriyor…
Dökülen kardeşliğimizi Kâbe’de
ilmek ilmek dokuyacağız… Dağınık safları
düzene sokmanın, boşluktaki kalpleri disipline
etmenin fırsatını bizlere sunuyor…
Yorgun ruhlarımıza bir diriliş ve direniş aşısı
için didiniyoruz…
Kavgalarımızı sonlandırmak için… Sevdalarımızı
sorgulamak için… Korkularımızı
sıfırlamak için.. Arzularımızı sınırlamak için
Kâbe’nin gölgesindeyiz…
Artık, Kâbe’nin korumasından kopamayız…
Kapsam alanından çıkmayınız…
Çünkü, Kâbe; kıblegâh, karargâh, nazargâhtır..
Hayatı resetledik, Kâbe’nin Rabbi
ile sözleşmemizi yenilemek için geldik…
Maskesiz, makyajsız bir yüzle…
Yeni bir başlangıç için tekrar başa döndük…
Hem de Allah ile baş başa… Aracısız,
vasıtasız, vesilesiz…
Çünkü yeniden doğuyoruz… Duruluyoruz…
Doluyoruz… Doyuyoruz…
Doğruluyoruz…
Kirli defterleri, karanlık hesapları kapattık…
Temiz bir sayfa açmak için kararlıyız…
Ahdi güncelliyoruz…
Âdem gibi adam olmak istiyoruz…
Kâbe’nin bize çağrısı var…
Sınıfsız, sınırsız bir dünya diyor… Kavgasız,
garazsız, kinsiz, kansız bir hayat
öneriyor…
Kıble kaçkınlarına, Kâbe kaçaklarına
sitemi var “Gidilecek başka kapı yok” diyor…
Muazzam Kâbe karşısında acziyetimizi
görüyoruz… Korkuyorum, ayaklarımız bizi
Kâbe’ye taşırken alışkanlıklarımız, arzularımız,
asabiyetlerimiz, adetlerimiz, algılarımız
aramıza girer diye, bizi O Ev’den alıkor, diye…
Fiziksel yakınlığı yakalamışken de uzak
düşebilir…
Ey örtülere bürünen insan, örtülerini atıver,
ihramlan… Ötelere yolculuk var… Siyah
Örtülü Ev’desin… Öze dönüyorsun… Şimdi
öncü ve öznesin…
Çıkar ve yarar dünyasından uzaklaştın,
değer ve ecir kavşağındasın…
Taşlaşmış kalplerimizi Siyah Taş’ın/
Haceru’l-Esved’in terapisine terk ediyoruz…
Siyah Taş üzerinden istilam, i’tisam, itimat
bildiriminde bulunuyoruz… Rabbimizle
barışık olduğumuzu, O’na bağımlı kalacağımızı,
O’nunla beraberliği önemsediğimizi
deklare ediyoruz…
Muhterem insan, muhteşem Kâbe’de…
İnsicam, intizam, itidal, istikamet, isabet,
ihtişam, ihtimam, ihtiram hepsi bir arada,
iç içe…
Muazzam Kâbe’de hazreti insanı izliyoruz…
İbrahim’i duruşu ile İsmail’i sadakatle,
Hacerce bir gayretle çağın özlenen insanını
gözlüyoruz…
Hayat rotasına girdi… İnsan ayarını buldu…
Her şey aslına rücu etti…
Ancak, Siyah Örtülü Ev’in bize bir sitemi
vardı… Sanki yasta idi… Mescid-i Aksa’nın…
Gırnata’nın… Ayasofya’nın hüznü ile karalara
bürünmüştü…
Biz selâmlarınızla Kâbe’ye gittik, Kâbe’de
bize şunu söylüyordu: Selâmımı Kudüs’e,
Endülüs’e, İstanbul’a götürün..l
Muazzam Kâbe karşısında acziyetimizi
görüyoruz… Korkuyorum, ayaklarımız
bizi Kâbe’ye taşırken alışkanlıklarımız,
arzularımız, asabiyetlerimiz, adetlerimiz,
algılarımız aramıza girer diye, bizi O
Ev’den alıkor, diye… Fiziksel yakınlığı
yakalamışken de uzak düşebilir…
Ey örtülere bürünen insan, örtülerini
atıver, ihramlan… Ötelere yolculuk var…
Siyah Örtülü Ev’desin… Öze dönüyorsun…
Şimdi öncü ve öznesin…

Yorumlar

Site Yorum 0