154. SAYI / EDİTÖRDEN

Küreselleşen ve giderek tırmanan terör gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çoğu kez kendisiyle birlikte sayısız insanları da katleden ter.rün bir geleceği olmamakla birlikte, toplumsal bütün birimlere, devletlere yaşattıkları unutulmaz. Bir deprem etkisi gibi sarsmak, korku salmak, yıldırmak, gözdağı vermek ve ‘her an her şey olabilir’ kuşkusunu zihinlere kazımak istiyorlar. ‘Ensenizdeyiz’ diyorlar. En korunaklı sandığınız, mahrem bildiğiniz yerlere nüfuz edebiliriz diyorlar.

‘Terörizm’ denilince hemen hepimizin zihnine o bildik küresel terör .rgütleri geliyor. Yani kuklalar. Fakat kuklacıyı konuşan, tanıyan ve tanıtan yok; oysa dikkatlerin ve bakışların oraya odaklanması gerekir.

Ortadoğu ülkelerindeki dünkü sukünet şimdi neden yok? Batının ve ABD’nin, kendi parçası olmayan İslam topraklarına girmesiyle terörizm neden tavan yaptı? Düne kadar kendi ülkelerinde, ‘kendilerince’ mücadele veren İslamcıları, işgalle birlikte terörize eden, radikalizmin sıçramasına neden olan da bu odaklar değil mi? Ülkesi işgal edilen bir insanı, bir grubu düşünün; işgal, s.mürü, ateş, işkence, tecavüz, yıkım ve g..ün yaşattığı binler ne tepki verirlerdi? Biz olsak ne yapardık. Korkar, sinermiydik yoksa mücadele eder şerefli ve izzetli bir hayatı mı tercih ederdik?

Ne batılıların işgali meşru, ne de bu işgale verilen tepki ve karşı koyuş meşrudur. Sürekli bir .l.üsüzlük yapıldı, bırakın batılıları, ‘Allah’ diyen insanlar acımasızca katledildi. İslam topraklarını işgal edenler böylece bir taşla iki kuş vurmuş oldular. Kimse işlenen bu suçların asıl faillerini işaret etmedi, hep kuklalar hedef alındı, lanet okundu. Halbuki asıl suçlu asıl fail batılı devletler ve ABD. Halklara sahip çıkmayan, sessiz kalan Arap ülkeleri… İslam’ın zulme başkaldıran niteliğini değil, stratejik hesaplarla kü.ük mezhep hesaplarını öne çıkaran devletler… Hepsi suçlu.

Oysa biz ‘biz’ olabilseydik, süper gü.lerin de onların kuklalarının gram ağırlıkları yok ama maalesef şimdiki durum Afganistan işgalinden daha da k.tü seyrediyor. O gün mücahitler Rusların çekilmesiyle kendi aralarında ciddi problemler yaşadılar. Fakat ders alınmamış olmalı ki, şimdilerde ise dün hiçbir şey yaşanmamış gibi- sözde aynı yolun yolcuları- birbirlerini yemekteler…

Şans batılılardan yana g.züküyor; öyle mahirler ki, kendileri savaşmıyor, basit planlar yapıp bizi birbirimizle savaştırıyorlar. Bunlar ‘bizden’ terörist üretecek kadar cin fikirliler, zaman zaman ucu kendilerine dokunsa da, kazandıkları kaybettiklerine değince rol yapmayı da ihmal etmiyorlar.

Bu kısa izahlardan da anlaşılacağı gibi dosya ve kapak konumuz bu sayı da TERÖR. Terörün etkilemediği alan neredeyse yok gibi. Böyle olunca biz de çok yönlü değinilerde bulunmaya çalıştık.

‘’Terörün arka plan analizini’ Mahsum Aytepe kaleme aldı. ‘ Sosyo-psikolojik araçları’’nı İslam Can, Bilal Sambur ise ‘Küresel dünyanın hastalığı’ nı yazdı.

Önce çocuklarımızı isimlendirdik, hatta işyerlerimizi bile. Her şey düşündüğümüz gibi olmadı; isimlendirmekle de olmuyormuş demek ki Cihad. Sonra ‘cihadistler’ olarak nitelendirilen savaşçılar çıktı meydana, onlar da ‘cihad’ ı cinayete dönüştürdüler.

Hasan Dündar ‘’Cihadı Yeniden Düşünmek’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Farklı ve özgün bir yaklaşım…İlginizi çekecek… Dosyamızı alanında uzman bir isimle; Mesut Karaşahan’la yaptığımız bir söyleşiyle zenginleştirmeye çalıştık. Yeni konuşulan bir konu değil ama yılbaşı gecesi Reina saldırısıyla ideolojik bir çerçeveye bürünen ‘yaşam tarzına müdahale’ meselesini de enine-boyuna Cüneyt Toraman kaleme aldı.

Bu aylık bu kadar. Daha zengin ve ilginç konularla sizlere misafir olmaya devam edeceğiz. Görüşmek üzere.


  • Sayı: 164
  • Sayı: 163
  • Sayı: 162
  • Sayı: 161
  • Sayı: 158
  • Sayı: 157
  • Sayı: 156
  • Sayı: 155
  • Sayı: 154.Sayı
  • Sayı: 153
E-Mail listemize katılarak yeni yayın ve etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.
Email :